Maşeri vicdan
Kişinin genel ahlak ve adalet ilkeleri çerçevesinde kendini yargıladığı ve sorumlu tuttuğu değer disiplinine “münferit vicdan” (bireysel vicdan) diyoruz.
Maşeri vicdan ise, toplumun bütün kesimlerinin benimsediği ortak değerler demektir.
Dilimize Ziya Gökalp sosyolojisiyle girmiştir. Durkheim’ın ileri sürdüğü önemli kavramlardan birisidir.
Maşeri vicdan, bireysel vicdandan farklıdır, üstündür ve daha önemlidir... Buna toplumsal vicdan diyoruz...
Vicdanın bu sınıflandırması hem “İslam Hukukunda”, hem “Evrensel Hukukta” var.
İslami imanda, insanların dünyaya bir “iç mahkeme” ile geldiklerine inanılır.
Bu iç mahkeme, kişiyi kendi davranışları hakkında yargıya zorlar. Kişi hem yasaların, hem de kendi ahlakının değerleriyle kendi hakkında hüküm verir.
Bu hükmü veren kudretin adı vicdandır.
Bu vicdan, son günlerde bir muazzep dünyada yaşıyormuş gibi toplumun bütün algılarında sarsıntılara neden olmuştu.
Cumhurbaşkanı Gül “Şike Yasası” olarak bilinen kanundaki değişikliklerle şike yapanlar hakkında durup dururken ceza hafifletilmesini bireysel vicdanına aykırı bulduğunu açıkladı.
Bu açıklama ile birlikte ortalık karıştı.
Kulüpler Birliği’nden Cumhurbaşkanı’nı muhatap alan bildiride olayın yeniden savunulmasına girişildi.
Bu arada, şike şüphelileri hakkındaki tutukluluk halinin kaldırılması isteklerini ilgili mahkeme reddetti.
Yani evrensel hukuk, maşeri vicdanı haklı buldu.
Şimdi meseleye bir de adalet ahlakı açısından bakalım.
Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun yürürlükte iken, büyük kulüplerin yöneticileri şikeyle suçlanıp tutuklandılar.
Bir vaveyla koptu.
Hayret veren bir fikir ve oybirliği içinde destekçiler ordusu oluştu. Bu kadro emellerine ulaştı ve kanunu değiştirdiler.
Oysa herkesin zihninde kişiye özel yasa çıkartıldığı inancı vardı.
Eğer bu olay yaşanmadan kanundaki değişiklik yapılmış olsaydı hiç kimse umursamazdı.
Ama şike olayının şüphelileri tutuklandıktan kısa süre sonra bu değişiklik tasavvuru (yani emellerin meşrulaştırılması) gündeme gelince maşeri vicdan rahatsız oldu.
Cumhurbaşkanı’nın bireysel vicdanındaki muazzep çizgi, maşeri vicdanın hicranlı çığlıklarına dönüştü.
Ve cumhurbaşkanı Gül, “maşeri vicdanı” dikkate alarak yasayı veto etti.
Biraz sabredelim: Türk milletinin maşeri vicdanı ile Cumhurbaşkanı’nın bireysel vicdanı ne kadar örtüşecektir? Yani Meclis nasıl davranacaktır?
Bekleyişlerimde bir endişem yok. Veto edilen kanunla ilgili olarak kimse eski heyecanlı desteği göstermez. Hatta komisyonda bekletilebilir. Bu maşeri vicdanın tesiridir. Buna adalet ahlakının zaferi denebilir.
İhtimallerin en olumsuzu Meclisin iradesinde ısrar (inat) etmesidir.
Hiçbir değişiklik yapmadan yasayı aynen kabul ederek tekrar imzaya gönderebilir.
O zaman Türkiye, yeni baştan düşünülmesi gereken bir demokrasi tarifi ve maşeri vicdan idraki ile karşı karşıya kalmış olacaktır...
Cumhurbaşkanı bu kez imzalamak zorundadır. Çünkü hukukun bu tarifi budur...
O takdirde Türkiye’de maşeri vicdanın mâkes bulduğu zemini yeniden tartışmak gerekecektir.
Adına referandum dediğimiz fırsat bir vicdan tarifi olarak tezahür eder.
Ve Türkiye, taraftarlığın mı, yoksa vicdanın mı daha egemen olduğunu görür...