Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yunan mitolojisinde tanrıların ve tanrıçaların bolluğu insanı şaşırtır. İlginç öyküleriyle zihinlerimizde keyifli bir tarih ve edebiyat zenginliği yaratırlar.

        Aynı olgular ve değerler mitolojinin Roma versiyonunda farklı isimlerle yer alır. Örneğin Yunanlılar’ın Athena dediği güleç yüzlü, hoşnut gönüllü kadın akıl, bilim ve sanat tanrıçasıdır.

        Bu iri göğüslü, kalın kalçalı, nobran bakışlı Yunan güzeline Romalılar “Minerva” diyorlar. Athena kıskanmasın ama ben Minerva’yı severim.

        Minerva’da mana daha derin ve efsane daha kapsamlıdır. Hele bir de beyaz göğüslü, kahverengi tüylü baykuşları vardır ki zeka, sabır, felsefi düşünüş ve şairane duyuşların simgesi olarak itibar görür. Bütün sanat alanlarının tanrıçası olarak ayrı ve itibarlı değerleri biçimlendirir.

        Athena bir mülkiyet tarifinin gözdesidir. Örneğin, İzmir’in en güzide yerleşim alanlarını oluşturan, Çeşme, Alaçatı ve Ildır (Erythrai) üçgeninin koruyucusudur.

        Kentlerimizin çoğunun adı mitolojinin çocuklarıdır.

        Yukarıda özetlediğim öykü bir İzmir efsanesidir. Yaşar Ürük‘ün son kitabı olan “İzmir Efsaneleri” isimli eserinin verdiği ilhamla yazılmıştır.

        Kitabı bir çırpıda okudum. İzmir’in öne çıkmış semtlerinin ve ilçelerinin adlarından tutunuz da mitolojik ve tarihi varlığını anlatan bu mükemmel eserin tadına vardım.

        Yaşar Ürük’ü bütün kalbimle kutluyorum.

        Türkiye’de kentsel değerlendirme ölçütleri fazla zengin değildir. Biraz tarihten, biraz turizmden söz edip her şeyi sevimli göstermeye heveslenen üslup meraklısıyız. Böylece bütün konuları hallettiğimizi sanıyoruz.

        Oysa kentlerin yaşamındaki kırılma noktalarını öne çıkaran özelliklerimiz var. Bu özellikler, insan ve kent ilişkisini haysiyetli bir yaşam macerasına dönüştürüyor.

        Kutsal inanışta gece ve gündüz sadece bir zaman tanımı değil, insanlık değerlerinin binlerce değişik örneklerinin yaşandığı takdir edilmiş zeminidir.

        Bu yüzden hayatın değerlerini inancın egemen olduğu bir kabul kubbesinde değerlendirmekle yetinmez. Hayata özellik katan bütün incelikleri öne çıkarır.

        Kentlerin ruhunu yakalar. Kent ve insan ikilisini onlarca, yüzlerce farklı içeriklerde yorumlar. Onlardan etkilenir ve onları etkiler.

        Bu nedenle insan ve kent arasındaki en can alıcı ilişki, ortak bir kültür oluşturma iradesine yatkınlıklarıdır.

        Kent efsaneleri bu yolculuğun ilk adımıdır...

        İnsanın kentle ilişkisinin kurulmasında herkes kendine göre bir tarif ve içerik zenginliği yaratabilir. Bunlar kentlerin değer kazanan üstünlükleridir. Edebi ve felsefi zarafette ortaklaşırlar.

        İşte kent efsaneleriyle kişi değerleri bu bütünlüğün üstün ruhunu oluşturur. Kentin hayatını bir efsaneden alıp yeni bir efsane yaratacak insan azmine aktarmak, ancak kazanılmış felsefi üstünlüklerle mümkün olur.

        Bu işin bir ruhu vardır. Onlarca değişik özellikle tezahür eder.

        Yaşar Ürük bunu nefis bir anlatımla kağıda dökmüş: “Tarihçi başka, coğrafyacı başka, turizmci başka, asker başka, öğretmen bambaşka bir gözle görür ve kendi bakış açısıyla yazmak ister” diyor.

        Doğru!

        Çünkü efsanelerin yaratıldığı İzmir coğrafyasının koca kentlerinden sokak aralarına kadar her semtin, her muhitin farklı değeri vardır. Bu değerler, kent ve insan ilişkisini zenginleştiren bir hisli doku yaratmıştır. Bu dokunun her ilmiğinde efsaneden tekniğe, sanattan kültüre genişleyen bir ortaklık iradesi yer alır. Yaşar Ürük bu iradeyi, azimli insan karakterinin mükemmel örneğinde işlemiş ve İzmir zenginliğini göz önüne sermiş.

        Kültür, emeğin alın teridir deniyor ya; işte öyle bir eser...

        Diğer Yazılar