Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bu makalenin başlığı genel tarifleri içerir.

        Yani bütün ülkeler için geçerlidir.

        Yani bütün bakanlar için geçerlidir.

        Yani bütün başbakanlar için geçerlidir.

        Yani uygulama esasları bakımından bütün ülkelerde rastlanabilir.

        Şimdi genel tarifi yazalım:

        “Bir başbakanı, bakanları diktatör yapar...”

        Şimdi de gelin olayın Türkiye özelini (örnekleyelim) değerlendirelim.

        Bir bakan, görev alanındaki sorumlulukların aksaması karşısında kendi görev müdahalesini yapmamışsa buna “görev ihmali” diyoruz.

        Türkçe’deki karşılığı daha tesirli ve anlamlı: Bu duruma “savsaklama” diyoruz... Bu savsaklamanın ne olduğunu Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu kendi yaşadığı örnekle tanımlıyor...

        Hürriyet‘in haberine göre, geçen yıl Tayyip Bey televizyonda Ergene ırmağıyla ilgili bir program izliyormuş.

        Irmağın pisliğini görünce telefonla Veysel Bey’i aramış: “Veysel Bey, nedir bu Ergene’nin hali“ diye sormuş.

        Veysel Bey hemen kendisini bilgilendirmiş. Sorumluluk CHP belediyelerine ait demiş. Daha doğrusu suçu biraz da CHP’li Belediyelerin üzerine atmış.

        Tayyip Bey de bu açıklama üzerine (güya), “CHP’li belediyelerin bir şey yapacağı yok, siz yapın” diye talimat vermiş.

        Veysel Bey de hemen kolları sıvayarak işe koyulmuş.

        Başbakan’ın, (daha doğrusu Tayyip Bey’in) bir telefonuyla sorumlu bakan (daha doğrusu Veysel Bey) hemen sorumluları harekete geçirmiş ve sorunu çözmüş.

        Yani işitsel hafızası yeterli oluyormuş...

        Veysel Bey’in ifadesiyle, Başbakan’ın (Tayyip Beyin demek daha isabetli bir tanımlamadır) bir telefonu ile ülkedeki sorunların çözümü yeterli oluyormuş.

        Dünyanın herhangi bir ülkesinde bir önemli hizmet bakanı, ülkenin düzeyinde bir sorunun çözümü için inisiyatif kullanmayıp, olayı ancak başbakanın emri üzerine derhal çözüyorsa buna hükümetin hizmet etkinliği denmez.

        Dense dense sadece bir başbakanı her sorunu çözen, her konumu belirleyen, her hizmetin isabet tarifini yapan, başarıyı planlayan, her konuyu tek başına değerleyen ve emre bağlayan konumuna getirir.

        Her ülkede böyle bir siyaset tarifi, o ülkede başbakanı “tek adam” haline getirir. Rusya başbakanından tutun da, Afrika’nın ortasındaki en küçük boyutlu ülke başbakanına kadar sistem böyle işler.

        Veysel Bey, Tayyip Bey’in “tek adam“ tarifini bir nehir yatağının yeniden düzenlemesi örneğiyle veriyor...

        Ya başka bakanların durumu?

        Cumhuriyet tarihi “tek adam”la başladı. Ardından İnönü geldi. Ardından Menderes... Sonra da biraz benzerlerini gördük.

        Hepsini bakanları (ve milletvekilleri) onları tek adam haline getirdiler.

        Bir telefon yetiyordu. Bazen de yaverlerinin cakası yeterliydi...

        Ulusal bir örnek vermek istiyorum:

        Samsun felaketinde üç bakan yan yana gelmişlerdi. Veysel Bey en sorumlularından biriydi.

        Acaba o büyük felaketin tekrarını önlemek için kendisi mi önlem alacak, yoksa Tayyip Bey’in telefonunu mu bekleyecek?

        İşte bütün mesele bu?

        Diğer Yazılar