Arz-ı itizar ile Tuğluk
BDP'li Aysel Tuğluk önceki gün Radikal'e verdiği beyanatında, "hem Türk'ten, hem Kürt'ten özür diliyorum" diyor.
Neden?
Açıklamalarında daldan dala konan bir telaşlı dağınıklık var... Bu nedenle gerekçeyi bulmak zor oluyor...
Tuğluk'un açıklanmasına gelince asıl amacın, (bundan sonra) Öcalan mektubuna ileride talep edilecek yeni başlıkları yerleştirme gayreti içinde olduğu görülüyor.
Örnek mi istiyorsunuz;
Selahattin Demirtaş'ın tavrına bakınız yeter.
Nevruz alanında Türk bayrağının olmayışı eleştirisine, (kusura bakmasın ama) kimseyi umursamaz tavır ve dil bütünlüğüyle 365 gün sonrasına atıfta bulunuyor: "Seneye bakarız" diyor...
Bayrak eleştirisini getiren kişi ülkenin başbakanı... Lisan nazik, mana isabetli...
Ve Demirtaş'ın başbakana tavrı da bu. Sanki adam yerine koymuyormuş havası basarak itibar toplamaya niyetlenmiş birisi...
Aynı üslup Aysel Tuğluk'ta var: "O bayrak, Kürtlere Türk olmak üzere dayatılmıştır" diyebiliyor. Yani, aynı şeyleri hissetmemek için Türk bayrağına yer verilmediğini açıklıyor.
İleride masaya oturulunca hangi talep dosyalarının ortaya çıkarılacağının başlıklarını sıralıyor. Bunları öyle hukuk sanatının ima lisanı ile değil, siyaset kelamının aşikâr talepleri olarak ortaya koyuyor.
Ve diyor ki: "Bunlar çözülmeden hangi siyaset planlamasıyla beklenen barışı sağlayabiliriz?"
Bu soru öyle müphem bir bekleyiş ve karmaşık endişe ifadesi değildir. Bu ifade, hala ciddi bir güvensizlik içinde olduğunun yansımasıdır.
Hala aynı başlığın içeriğinde endişelerini sürdürüyorsa, hem Kürt, hem Türk halkından özür dilemenin anlamı nedir?
Laf ola mı; beri gele mi?
Bu soru boşlukta bırakılacak bir ihmal dosyasının içeriği olabilir mi?
Aysel Hanım'ın konuşmasından çıkan sonuç, anayasa çalışmaları sırasında BDP taleplerinin Öcalan mektubuna dayanarak bir yelpaze yaygınlığı göstereceğidir. Çünkü Tuğluk bugün yaşanan ihtilafın çözümünde siyasetçilerin yeri olmaması gerektiğini söylüyor.
Hatta birkaç kere aynı ifadeyi tekrarlayarak pekiştirme sanatının şefkat talep eden lisanından siyaseten güç yaratmayı amaçlıyor.
Sözlerinin tam ifadesi şu:
"10 bin siyasetçi silahsız evladımız içerideyken, hangi siyasetle çözeceksiniz? Madem 'siyasetle çözeceğim' diyorsunuz, o zaman siyasetçileri dışarıya bırakacaksınız."
Bu tenakuz ne? Ya da sorunu kim çözecek?
Akil adamlar! Biliniz ki masaya oturduğunuzda önünüze konulan ilk talep, mahkeme kararıyla değil, siyaset sistematiğiyle salıverilmesi istenen bu kadronun isim ve mahal listesi olacaktır.
Arz-ı itizar, siyasetin ayıbı için "özür dilemek" anlamınadır. Nevruz gününden bu yana BDP lisanına bir bakın; bayrak konusunda tek bir "özür" sözcüğü duydunuz mu?
Ülkenin cumhurbaşkanı, meclis başkanı, başbakanı bu konudaki hassasiyeti ayıp lisanının en kibar diliyle özensizlik olarak bile kabul edilemeyeceğini dillendiriyor: ama ne Demirtaş'ın, ne Tuğluk'un lisanında özürden bahis yok.
Üstelik üzerine üzerine giderek bir meziyet ve cesaret pekiştirmesiyle ilave itibar toplamayı öngörüyor.
Önümüzdeki anayasa çalışmalarında Öcalan mektubunun hangi ihtilafları yaratacağını hep birlikte göreceğiz.