Ebediyeti beklemek
"Silivri Duruşmaları" sonunda mahkûm olanların, hayatlarının bundan sonrası hapishanelerde ölümü beklemek olacak: Buna "ebediyeti beklemek" diyorum.
"Ölüm takvimi" amacıyla hazırlanmadıklarına eminim; hapishane müellifleri müebbet hapse mahkûm olanların en erken dışarı çıkabilecekleri yılların hesaplarını yapmışlar...
Ne acı bir mukayese tablosu olduğunu düşünebiliyor musunuz?
Mesela, Terörist diye "ebedi hapse" mahkûm olan İlker Başbuğ'u örnek alalım.
İlker Paşa şu anda 70 yaşında; mahkûmiyet tablosu tertip edenlere göre, İlker Paşanın hapiste geçirmesi gereken süre en az 36 yıl...
Yani İlker Paşa, hapishanede "ebediyeti bekleyecektir"...
Buna ölümü beklemek diyoruz...
*
Devletin en yüksek mevkilerinde millet için hizmet vermiş vatan evladının bir daha hapishaneden çıkamayacağını düşünmenin ne kadar derin bir vicdan yarası olduğunu unutmayınız...
Silivri duruşmalarında mahkûm olanların listesini ve aldıkları cezaların toplamını ve en erken tahliye olabilecekleri tarih çetelesini önüme koydum.
Bu tablodan bir tahliye matrisi çıkardım. Mahkûm olanların yaş durumunu da dikkate aldım: Hiçbir mahkûmun ebediyen hücrede beklemekten başka imkânı olmadığını gördüm.
*
Elbette ki, mahkûmiyet veren mahkemenin kararları henüz nihai hüküm değildir. Gerekçeleri açıklandıktan sonra yüksek yargıya başvurulacak ve dava yeniden değerlendirilecektir.
Ama şu anda vicdanlı yurttaşların zihnindeki ağır hüküm, ebediyeti hapishane hücrelerinde beklemek ihtimalinin çok yüksek oluşudur.
Baksanıza, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, İlker Paşanın rütbelerinin söküleceğini anlatıyordu. Ateşin vicdana nasıl düştüğünün izanı galiba elden kaçmıştı.
Tayyip Beyin olayı yorumlayışını Televizyonda izledim: Yüz hatlarında pişman ve mahzun bir sabır yükü vardı...
***
Baraday'e Nobel Ödül
Nobel ödülü, Türk ulusu için olağanüstü önem taşıyan bir değer taşırdı. Dünyanın çeşitli ülkelerinde bilim dalında Nobel ödüllerini alanları hayranlıkla izlerdik. Bu konuda öne çıkan bir kazanma ihtimali yoktu. Tarih, ekonomi, sosyoloji alanlarında da talihimizin yaver gideceğine ihtimal verilmezdi.
Tek şansımız edebiyattı. Hatta tek şansımız romancılarımızdı.
Uzun yıllar Yaşar Kemal, bize bir ihtimal keyfi yaşattı. Her gündeme geldiğinde dualar ederdik. Yatırlara kurbanlar vaat edenlerini hatırlıyorum.
Sonunda emelimize kavuştuk. Orhan Pamuk bize bu büyük ve değerli ödülü getirdi. Ülkemize hediye etti.
Hepimiz iftihar ettik...
Sonra eski huyumuz depreşti. Orhan Pamuk'a yüklenmeyi matah bir şey saydık. Romancımızı kendi gözümüzde düşürürken, aynı zamanda Nobel'i de gözden düşürdük.
Bu ayıp hala üzerimizde...
*
Tayyip Bey, Nobel Barış Ödülü'nün Mısırlı diplomat Baraday'e verilmesini eleştirdi.
Darbenin direktiflerini yerine getiren bir hükümetin sorumlu yöneticileri arasında yer alan bir kimseye nasıl olup da Nobel Barış Ödülü'nün verildiğini sorguladı. Bunun makul bir izahı olmadığını söyledi...
Biz, kendi hançerimizi kendimize batırmış ve Orhan Pamuk haksızlığı ile Nobel'i gözden düşürmüştük.
Türk halkı bu kez Nobel'e hiç, ama hiç itibar etmez.
Anlaşılıyor ki, yeryüzünde darbeye itibar göstermeyi adam yerine koyacak tek kurum olarak sadece Nobel kalmış...
Tayyip Bey haklı...