Yaygınlık mı, saygınlık mı?
Sanatın değerini ne belirler?
“Sanat sanat için mi yoksa toplum için mi?” tartışması 19. yüzyıldan bugüne tazeliğini kaybetmemiş bir soru... Milyonluk satış rakamlarına ulaşmış kitaplar, gişe rekorları kıran filmler, biletleri aylar öncesinden tükenen tiyatro oyunları, peynir ekmek gibi satılan albümler, kapısında kuyrukolduğumuz sergiler bir yanda... Az sayıda kişi geldiği için iptal edilen konserler, festivallerden eli boş dönmeyen ama gişede hüsrana uğrayan filmler, oyunlar, yalnızca kemik okurlarına hitap eden kitaplar diğer yanda... Kalıplaşmış popüler kültür beğeni kriterlerine uymayan sanat eserlerine burun kıvırmamız, eserin kendisinden ne alıp götürür? Günümüzde sanat yapıtının değerini belirleyen yaygınlık mı yoksa saygınlık mı? Her ikisi bir arada olamaz mı? Müzikten edebiyata, sinemadan tiyatroya “üreten” isimlere sorduk; işte farklı yanıtlar...
GÜLİN YILDIRIMKAYA
gulinyildirimkaya@haberturk.com
Popüler olan her şeye ucuzdur demek, halkı küçümsemektir
Popüler olan ucuz veya basit demek değildir. Okuru yazardan daha bilgisiz, aşağıda gören, kitleleri küçümseyen elitist bir yaklaşımı yüreğime yakın görmüyorum
Yazar ELİF ŞAFAK: BEN yaygınlık ile saygınlığın bir arada pekâlâ olabileceğine inanıyorum. Bu son derece zor bir denge ama imkânsız değil. Sanatçının kendi zihninde bunları iki ayrı zıt kutup gibi görmemesi önemli bence. Popüler olan her şey ucuz demek değildir. Ne de basit. Bunu söylemek her şeyden evvel halkı küçümsemek demek. Ben okuruna yukarıdan bakan bir edebiyattan yana değilim. Okuru yazardan daha bilgisiz, daha aşağılarda bir yerde gören, kitleleri küçümseyen, elitist bir yaklaşımı yüreğime yakın görmüyorum. Onun yerine okuru kendimle eşit görüyorum. Bir kitabı binlerce,milyonlarca insan okuyabilir ama herkesin okuması tek ve biriciktir. Her okur kendi birikimiyle yaklaşır romana. Her gözün gördüğü farklıdır o yüzden. Yaygınlık ve saygınlık el ele gidebilir. Gitmeyebilir de. Bir filmin başarısı salt gişeyle ölçülemez. Son derece iyi olup az satan kitaplar olabilir. Bunlar sanatçıyı yıpratmamalı. Bu işin tek bir formülü yok.
Yaygınlık, saygınlığa engel değildir
Yönetmen EZEL AKAY: “BİR şey çok satıyorsa, izleniyorsa kötü sanattır” demek kadar saçma bir argüman olamaz. Ama bir iş çok satıyor,çok beğeniliyor diye bunu sanat diye adlandırmak da doğru olmaz. Sinemanın en kötüsü bile birçok sanatçının ürettiği bir sanat ürünüdür. Kimisi çok önemli değil, kimisi müthiş değerli ama hepsini sanat alanı içinde değerlendirmek lazım. En kötü filmin bile sanat eseri olmamasına imkân yok çünkü sinema yetenek gerektirir, bilgi gerektirir, sanatkârlar gerektirir. Sinema emek yoğun bir üründür ve yaygınlığı, saygın olmasına engel değildir.
En içi boş görünen sanat bile sosyolojik bir olgudur
Tiyatrocu ALİ POYRAZOĞLU: HEM dünyaya hem de Türkiye’ye baktığım zaman son yıllarda sanatta hem saygınlık hem de yaygınlığın iç içe var olduğunu düşünüyorum. Bakan göze göre değişir bu, içi boşmuş gibi duran şeyin alt metnini okumasını bilen insanlar çok farklı olgularla karşılaşabilirler. Çünkü içi boş denilen sanat da dikkatle okunması gereken sosyolojik bir olgudur aslında. Türkiye’de hem sinemada, hem de tiyatroda örnek verilebilecek hem saygın hem de yaygın olmayı başarmış bir sürü oyun, film var. Çok yaygın bir eseri saygın gözle okuyabilirsiniz. Bunu toplumun içindeki hal ve gidişatla eşdeğer yorumlamak gerekir.
Tüm çağlarda hem tiyatro, hem sinema, hem de televizyonda örnek verilebilecek; daima yaygın ve saygın olan Shakespeare beyefendi hazretleridir. Onun gösterdiği yolun ışığında devam etmek bugünün sanatı için yeterli olacaktır.
Ucuz zekâlı iş yapanlar ‘çok izlendi’ diye böbürlenmesin!
Arkadaşların sırf gişe başarısı yakaladılar diye kasım kasım dolaşmamaları lazım nihayetinde yaptıkları bir halt değil! Öte yandan, ipe sapa gelmez, işe yaramaz yabancılara öykünerek yapılan sanat filmlerinin de alkışlanmalarına gerek yok
Yönetmen MUSTAFA ALTIOKLAR: SON zamanlarda yapılan çocuk zekâsına hitap eden hafif filmler bile gençler arasında sinema kültürünü yerleştirme yolunda önemli unsurlardır. Bu yaygın “eserler” sinemaya gitmek, film aralarında, sonunda filmi tartışmak dürtüsünü destekler. Çocuklar ve gençlerden başka filmlere gitmelerini beklemek de mümkün ama bu filmleri küçümsememek lazım. Ama o filmleri yapan arkadaşların da kasım kasım dolaşmamaları lazım, nihayetinde yaptıkları bir halt değil. Kolay, ucuz zekâsı olan, düşük işler yapıyorlar. Çok kişinin izliyor olması böbürlenmeleri için bir neden değil. Öte yandan, ipe sapa gelmez, hiçbir işe yaramaz sanat filmlerinin hepsini de aynı kefeye koymamalı. Bunların bir kısmı öykünme filmleridir. Bu grup arasında Nuri Bilge Ceylan’dan başka sanat sineması kavramına karşılık gelen bir tane isim daha yoktur. Nuri ve onun muadili yabancılara öykünerek yapılan filmlerin de alkışlanmalarına gerek yok ama her iki türün de mutlaka yaşamaya devam etmesi lazım. Ama bunlardan daha önemli olan, her ikisinin arasında yer alan grubun yaşatılması lazım. Hem sanattan taviz vermeyen, insanın, olayların derinliklerine inen ama ses, müzik, görsel efektlerle çağdaş seyirciyi de çekmeye çalışan orta direk bir film türü var esas onları ayakta tutmak lazım.
Toplum çok iş yapanın, çok iyi olduğunu zannediyor
Caz Sanatçısı KEREM GÖRSEV: İNSANLAR, eş dost yardımıyla, prodüksiyon desteğiyle medyada çok göz önünde olan eserleri, gişe hasılatı yapan filmleri çok önemli ve iyi zannediyor. Sinemadan örnek vermek gerekirse, Tolga Örnek’in ödül aldığı “Devrim Arabaları” filmi, belgeselleri onurlu, büyük emeklerdi ama 34 milyonluk gişe hasılatı yapan filmlerin yüzde beşi kadar bile hasılat yapamadı. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerine gişede baktığınız zaman da aynı sonuç. Toplumumuz çok iş yapanın çok iyi olduğunu zannediyor ama böyle değil. Benim de albümüm 100 binler satmıyor ama caz müziği dinleyen, anlayan, kemikleşmiş bir kitle var, bana yetiyor. Gönül ister ki gerçek sanata olan ilgi büyük sayılarla ifade edilebilsin. Şu da var, şapka çıkartılacak sanatçı Fazıl Say’ın konserlerinde sahne önüne tabureler konuyor, aynı şey benim konserlerimde de yaşanıyor. İkisinin bir aradalığı da bazen mümkün.