Devasa yaratıklar ve cüceler ilginizi çeker mi?
Arzu Çevikalp DVD'leri yeni çıkan "Frankenstein" (blu-ray) ve "Hobbit" hakkında yazdı…
ARZU ÇEVİKALP/ acevikalp@haberturk.com
Fantastik yaratıklar, canavarlar ve cücelerle dolu bir ortamda, kendinizi nasıl hissederdiniz? Sanıyoruz ki, oldukça farklı hissederdiniz, çünkü onlar fantastik dünyanın kapılarını açan hayali kahramanlar… Kurgusal bir hikâyenin ana direği olan bu kahramanlar, hikâyeyi hareketlendirmek adına tüm maharetlerini gösteriyorlar. Onların maceraları ayaklarımızı yerden kesiyor sanki… Geçmişten bugüne kadar geldikleri için onları içselleştirerek,onlardan birine dönüşüyoruz. 1900’lü yıllardan beri filmlere konu olan Frankenstein karakteri, hepimizin beyazperde de severek izlediği mutant-varibir yaratıktır. Kimine göre korkutucu, kimine göre de sempatiktir. Ondan korkmamak gerek çünkü o böyle olmayı istemedi.
“I, Frankenstein”:Yeni bir formül bulundu (!)
“Dark Knight” (Kara Şövalye, 2008) filminin HarveyDent’iAaronEckhart, mitleşen dev kahramanlardan biri Frankenstein ile çok kısa bir süre önce beyazperdede boy göstermişti hatırlarsanız… Çekilen onca Frankenstein filminden sonra, farklı bir konseptle yola çıkan“I, Frankenstein” (Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı), Dr. Victor Frankenstein’in kendi elleriyle yarattığı Adam'ın hikâyesini ele alıyor. Adam yaratıldığı günden beri ( yaklaşık 200 yıldır) yaşamını zorlukla idame ettirmektedir. Kendini aniden savaşın içinde bulan Adam, ölümsüzlük sırrını elde etmek isteyenlere, dersini vermek zorundadır. İnsanoğlunun sonunu getirmek için şeytanca plan yapanlara karşı direnen Adam, bu savaşın ana kahramanıdır. Çünkü onda olup da, herkeste olmayan bir şey vardır: ölümsüzlük…
Orijinali Mary Shelley tarafından “Frankenstein or the Modern Prometheus” ismiyle 1818 yılında yayınlanan hikâye, ilk defa 1910 yılında beyazperdeye uyarlandı. Hatta bir sürü örneklerini de gördük. Önemli bir bilgi: Yeni uyarlanan “I, Frankenstein” filminin senaryosunu “Karayip Korsanları: Kara İnci'nin Laneti”ni kaleme alan Stuart Beattie yazdı.
Film; Adam’ın nam-ı diğer Frankenstein’in, neden Frankensteinolduğunu ve bunun altında yatan nedenleri araştırıyor. Yaratık mı insan mı, sorusunun yanıtına cevap veremeyen Adam, yaşadığı bunalımın perde arkasını, hem kendine, hem de perdedekilere aktarıyor. Sözgelimi; yaratık olmayı reddeden Adam, boşluğa düşüyor. Onun tek derdi kendini o âlemden çekip kurtarabilmek… Karanlık, biraz flu, biraz da puslu bir ortamda gücünü konuşturan Adam, mekân mekândolaşarak iyiler ve kötüler arasındaki savaşın demirbaşı oluyor resmen… Derdini içine atan Adam, gözlerindeki hüznü ve acıyı ne yazık ki kimseyle paylaşamıyor. Kameraya bakarak, beni kurtarın diyecek kadar yürekli olan kahraman Adam, tüm sıkıntılarını ve yalnızlığını kendisine atfediyor. Sözüm ona kendisini suçluyor. Peki, suçlamakta haklı mı? Filmin basamaklarını oluşturan iç çatışmalar ve hesaplaşmalar devasa bir karakterin çöküşünü anbean sahneliyor.
Gözlerindeki mutsuzluğu perdeye yansıtan Adam’ın macerasına tanık olduğumuz film, bizi gotik ve karanlık ortamlara doğru sürüklüyor ve egoları altında ezilen kapitalist yöneticileregönderme yapıyor. Zaten tüm bunların altında yatan, Frankenstein gibi bir kahramandan para kazanmak değil mi? Bütün süper-kahramanların irdelediği de bu ya (!) Frankenstein’i yakalayarak ondaki ölümsüzlüğü ele geçirmeye çalışıyorlar, eh ne de olsa işin ucunda milyon dolarlar var. Hiyerarşik düzeni Frankenstein üzerinden anlatan film, karakterin hem inişlerini hem de çıkışlarını anlatıyor. Önünde sonunda Adam içinde bulunduğu canavarla anlaşmak zorunda kalıyor, yoksa o canavar onu temelli ele geçirecek. Canavara ve kapitalistlere teslim olmamak adına, kendinle barışmayı seçiyor Adam… Frankenstein karakterine yeni formlar kazandırılması filme karşı olumlu yaklaşmamıza sebebiyet veriyor ama nostaljiden kopamayışımız işi biraz bozuyor. Eski Frankenstein karakterini arıyor gözlerimiz… Tamamıyla fantastik bir film olmayanI, Frankenstein, dramatik ve çapraz kurgusuyla çok farklı bir kulvara doğru yol alıyor sanki… Ayrıca desatüreedilmiş efektlerleberaber harmanlanan Frankenstein karakteri de filme farklı bir yaratıcılık katıyor.
Eski filmlere nazaran gotik yapıları öne çıkaran film, Orta Avrupa kentini distopik öğelerle donatarak ışığı ve karanlığı aynı merkeze doğru çekiyor. Distopik bir dönem filmini bizlere aktaran yönetmen StuartBeattie, özel efektlerle hikâyeyi görsel bir şölene dönüştürüyor. Karşımızda sıradan bir Frankenstein filmi yok. Bazı grafik ve gölgelendirme efektlerinin sahnenin üzerine güzel oturuyor oluşu, yeni nesil bir film izlediğimizin neden-sonuçlarını ortaya koyuyor. Bir de bunlara ses efektlerini ekledik mi, tamamdır. Ustaca kurgulanmış ses efektleri filmin çıtasını yükseltirken, hikâyedeki olay örgüsü de ona teğet bir şekilde geçiyor. 3 boyutun avantajını kullanan film, derinliği ve dijital boyutun sınırsızlığını arttırmak adına ‘yeşil ekran tekniği’ni tercih ediyor. Görkemli bir film yapmak için bunca detayın bir arada yer alışı, orijinal grafik romanla aynı çizgide gitmediğini gösteriyor. Dramatik yapının teknolojik öğeler ile kaynaşması ise filmin görsel bütünlüğünü oluşturuyor.
Sonuç olarak; “I, Frankenstein” yüksek teknolojik imkânlarıyla, hikâyeye getirdiği yenilikle ve karakterin tasarımıyla, stilize edilmiş bir dünyanın, fotoğrafını çekiyor. Zaman zaman başka filmlerle örtüştürdüğümüz “I, Frankenstein” çizgisini bozmadan kendi yolunda ilerliyor. Filmin bazen Tim Burton’ıngotikliğinden besleniyor oluşu bizi farklı yerlere çekiyor. Ortamı ve atmosferi düzgün bir şekilde peliküle akıtan film, kendini sevdirmesini bir şekilde başarıyor. Tabi bazı saçmalıklarını görmezden gelirsek (!)
“The Hobbit: The Desolation of Smaug”: Cüceysen dışlanırsın…
Destansı fantazi macera türünü görsel efektlerle ayağa kaldıran “TheLord Of The Rings” serisinin prequeli ve Hobbit üçlemesinin ikincisi olan“The Hobbit: The Desolation of Smaug”(Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları), macerasına kaldığı yerden devam ediyor.
"Yüksek Kare Hızı" olarak adlandırılan 48 fps (kare hızı) formatında çekilen filmin senaryosunu ünlü yapımcı yönetmen ve senarist Guillermo del Toro yazdı. Efektler konusunda sınır tanımayan film, hikâyeyi biraz geri plana yerleştirerek sinematografik teknikleri ön plana alıyor. Filmin sırtını dayadığı yeni özel efektler, filmi diğer filmlerden ayırıyor. Müziklerle bunu destekleyen Peter Jackson fantastik yaratıklara karşı olan merakını, bu filmle daha da belli ediyor.
Yüzüklerin Efendisi üçlemesiyle birçok sinemaseverin ilgisini çeken Peter Jackson da prequel yapmayı seven yönetmenlerden biri… Sondan başa doğru ilerleyen hikâyelere çok alıştık zaten. Aslında Hobbit’in bu şekilde beyazperdeye yansıtılıyor oluşu, biraz ticari kaygıdan kaynaklanıyor. Hani vardır ya tutar mı, tutmaz mı hikâyesi, aynı o hesap işte… İlk filme göre macera seviyesini arttıran Peter Jackson, bazı özelliklerden sıyrılarak, heyecanı sahne aralarına serpiştirmek istiyor.
Hikâyenin süresini uzatarak hikâyeyi esnetmeye çalışan Peter Jackson, bazı sahnelerde seyirciyi sıkabiliyor. Uzak ve yakın planlar arasında tam bir denge kuramayan Jackson, filmin rot balans sistemini bozuyor sanki… Ama Hobbit ve Bilbo arasında yaşananlar biraz dengeliyor bu durumu. Kitap ile birebir gitmeyen hikâye tam bir Peter Jackson filmine dönüşüyor. Peter Jackson filmlerini izlemiş olanlar ne demek istediğimi anlayacaktır diye düşünüyorum. Üç boyut teknolojisinden faydalanan Jackson, bazen ipin ucunu kaçırsa da, elimizdeki görsel malzeme ile boyut atlıyoruz. Eğer görsel malzeme ilginizi daha çok çekiyorsa, Peter Jackson tam size göre!
Geldik işin en eğreti kısmına… Hikâyeyi üçe bölen vehikâyenin içine daha çok veri eklemek isteyen Jackson, seyircinin tepkisini ölçüyor. Yani Jackson tek bir film yapıp kaçmak yerine üçleme yapmayı uygun görüyor. Yalnız üçe bölünen hikâyede bazen parçalanmalar meydana geliyor.
Önemli bir not: cüceysen dışlanırsın mesajını filmin içine gizleyen Jackson, yaratıkların da kendi aralarında sıkıntıya düşebileceklerini,destansı bir şekilde perdeye ışınlıyor ve fantastik dünyadaki sorunları hiyerarşik oyunlarla gözler önüne seriyor.
Sonuç olarak; “The Hobbit: The Desolation of Smaug” birinci filme göre biraz yavan kalan, görsel ağırlıklı destansı bir film. İlk filmin verdiği tat ne yazık ki bu filmde yok.