Türkiye ekonomisinin orta vadeli rotasını çizen yeni Orta Vadeli Program (OVP), resmiyet kazanmasıyla ekonomi kulislerinde ve piyasalarda yoğun bir tartışma başlattı. Normalde 2027-2029 yıllarını kapsayan ama asıl 2027 yılı için bakılan bu yeni porgram, sadece enflasyon ve büyüme tahminlerindeki güncellemelerle değil, özellikle 2027 yılına atfedilen anlam ve mali duruş nedeniyle derinlemesine bir analizi hak ediyor.
Görünen o ki, uzun süredir enflasyonla mücadele uğruna daraltılan, iç talebin baskılandığı ve "soğuma" evresi yaşayan ekonomi, 2027 itibarıyla bir eşikten geçmeye hazırlanıyor.
Bu program ne söylüyor?
Gerçi programda GSYH dolar bazında bu yıl 1.821 milyarı, gelecek yıl da 1.984 milyarı bulacağı ve 2 trilyon dolara varacağı yer aldı.
Buna göre kişi başına milli gelirin bu yıl yüzde 13.6 artarak 20.523 dolara, 2027 yılında yüzde 8.6 yükselişle 22.285 dolara ulaşacağı hesaplandı.
Uluslararası sıralamalarda ve makro düzeyde güçlü bir büyüme hikayesine işaret etse de, bunun kalıcı olması dolar kurunun kontrolüne bağlı. Ve de asıl hedef olan geniş toplumsal kesimlerin alım gücüne yansıtılarak "kalıcı sosyal refah” yaratması da sorgulanır durumda.
Peki, bu yeni program bize ne söylüyor? 2027’de bizi bekleyen tablo, “klasik bir seçim ekonomisi" mi, yoksa “ustaca kurgulanmış kontrollü bir canlanma hamlesi” mi?
Enflasyonda %21 hedefi gerçekçi ama iddialı değil
Küresel enflasyon tahminlerinin %3,6'dan %4,7'ye çıkarılması, jeopolitik risklerin ve savaş koşullarının emtia ile enerji maliyetlerini artırmasının etkili olduğunu düşündürüyor. Yeni OVP’nin en dikkat çekici ilk adımı, geçmiş hedeflerin gerçeğe teslim olmasıyla atıldı. Enflasyon tahminleri yukarı yönlü revize edildi ve tek haneli enflasyon hayali 2029 yılına ertelendi.
Bu durum, dezenflasyon sürecinin ne denli katı bir ataletle karşı karşıya olduğunun resmi itirafıdır.
Bu çerçevede önceki OVP’de 2026 yılı için yüzde 16.0 olarak alınan enflasyon hedefi yüzde 28.4’e çıkarıldı. Buradaki revizyon 12.4 puan.
2027 yılı için de önceki OVP hedefi yüzde 9.0 iken, bu kez yüzde 21.0 ‘e yükseltildi. Buradaki artış da 12 puanla gayet yüksek.
Benim favorim 10’lu rakamların en üstü, yani yüzde 19 olarak alınması yönündeydi. Yüzde %21’lik enflasyon hedefi gerçekçi ama iddialı değil.
İddiasız bir enflasyon hedefi, 2027 için büyümeyi yüzde 4.2’nin de üzerine çıkarmak istendiği sonucuna götürüyor beni.
Çünkü madalyonun diğer yüzünde, büyüme ve harcama dinamiklerinde yaşanan zihin değişimi yatıyor. Böyle bir gerçekleşme de, fiyat istikrarı savaşının daha uzun süreceğine işaret ediyor.
2027’nin büyük fırsatı deprem yükünün hafiflemesi
Programın en kritik finansal detayı şüphesiz deprem harcamalarındaki azalma beklentisi. 2023-2026 yılları arasında bütçenin sırtına devasa bir yük bindiren, yıllık 25-27 milyar dolarlık deprem faturaları, 2027’de kalıcı konutların büyük oranda tamamlanmasıyla birlikte yaklaşık 10 milyar dolara gerileyecek.
Normal şartlarda, bütçeden bu büyüklükte bir yükün kalkması, kamu açığının dramatik bir şekilde daralmasını ve olağanüstü bir mali disiplin sağlamasını gerektirirdi. Fakat OVP’deki bütçe açığı projeksiyonlarına baktığımızda şaşırtıcı bir detayla karşılaşıyoruz: Merkezi yönetim bütçe açığının milli gelire oranı 2026’daki %3,1 seviyesinden, 2027’de %3,5’e yükseliyor.
İşte asıl hikaye burada başlıyor. Deprem harcamalarından doğan devasa "mali alan", bütçe açığını kapatmak yerine harcamalar lehine serbest bırakılıyor.
Mali gevşeme stratejisi
Bu tabloyu okurken "seçim ekonomisi" terimini dikkatli kullanmak gerekir. Klasik anlamda bütçe disiplininin tamamen rafa kalktığı, kamunun harcamaları ve transferleri kontrolsüzce patlattığı bir popülizm manzarası resmi rakamlarda yok.
Örneğin kamu personel giderlerinin milli gelire oranının belli bir bantta sabit tutulması, kamuda genel bir dağıtım çılgınlığından imtina edildiğini gösteriyor.
Ancak ortada açık bir mali gevşeme ve canlanma stratejisi var. 2026’daki %3,3’lük temkinli ve yavaş büyümeyi 2027’de %4,2’ye tırmandıran, sonrasında %5’e taşıyan irade, ekonomideki soğuma lüksünün tükendiğini düşünüyor. Toplumun geniş kesimlerinin uzun süredir çektiği geçim sıkıntısı, alım gücü erimesi ve piyasalardaki yavaşlama sesi, siyasi ve ekonomik aklı 2027’de kemerleri biraz olsun gevşetmeye zorlamış durumda.
Deprem harcamalarından artan kaynak yatırımlara, sosyal transferlere ve iç talebi canlandıracak noktalara ustaca enjekte edilerek bir "yumuşama" alanı yaratılıyor.
Büyümeye yeniden dönüş
2027-2029 OVP'si, kağıt üstünde enflasyonu düşürme iddiasını sürdürürken, pratikte büyüme ve canlanma reflekslerini yeniden devreye sokan hibrit bir metin olarak öne çıkıyor.
Hükümet, 2027 yılında "seçim ekonomisinin" o riskli ve enflasyonu körükleyen fırtınalı sularına tam anlamıyla yelken açmıyor ancak teknolojik tabirle bir “sabit hız” modundan çıkıp, motoru biraz daha yüksek devire ayarlayan “kontrollü bir mali gevşeme” patikasına giriyor.
Ancak bu strateji asıl uygulamaya bağlıdır ve bıçak sırtıdır. Eğer bütçede açılan bu hafif esneme alanı, üretkenlik ve kalıcı kapasite artışından ziyade kısa vadeli tüketim heveslerine kurban edilirse 2027’de hedeflenen büyüme canlanması, 2028 ve sonrasında yeniden enflasyon canavarı olarak dönecektir.
OVP’nin masadaki bu ince ayarı, ekonominin gerçek sahadaki refleksleriyle ne kadar uyumlu yürütüleceği sorusunu ise tüm ağırlığıyla canlı tutmaya devam ediyor.
Eğer bütçe disiplinini sadece kağıt üstünde tutar ve uygulamada gevşetirseniz, önce canlanma rüzgarı eser, arkasından da enflasyon kasırgasına yakalanırsınız.