Enflasyonla mücadelede artık önümüzde çok net bir matematik var.
Ağustos ayında tüketici fiyatları yüzde 1,84 arttı ve yıllık enflasyon yüzde 31,51'e geriledi. İlk sekiz ayda fiyatlar yüzde 22,07 yükseldi.
Yılın bitmesine dört ay kaldı.
Eğer kalan dört ayda aylık enflasyonu ortalama yüzde 1,5 civarında tutabilirsek, 2026'yı yaklaşık yüzde 29,4 enflasyonla tamamlayacağız.
İşte bütün mesele burada.
Çünkü yüzde 1,5 yalnızca bir aylık enflasyon hedefi değil. Dezenflasyonun bundan sonraki hızını belirleyecek kritik eşik.
Aylık enflasyonu yüzde 1,5'in altında tutabildiğimiz her ay, baz etkisinin de yardımıyla yıllık enflasyonun aşağı doğru hareketi hızlanacak. Buna karşılık aylık oran yüzde 2'nin üzerine çıktığında, yıl sonu hesabı hızla bozulacak.
Dolayısıyla bundan sonra gözümüz yıllık enflasyondan çok aylık enflasyonda olmalı.
Dört ay, yüzde 1,5
Ağustosta yüzde 1,84'lük artış henüz hedefin üzerinde. Ama hedefe uzak da değil.
Önümüzdeki dört ayda ortalama yüzde 1,5 civarında bir tempo yakalanması halinde yıl sonu enflasyonu yüzde 29,4'e kadar gerileyebilir.
Bu, son beş yılın en düşük yıl sonu enflasyonu olacaktır.
Fakat asıl önemli olan yüzde 29,4 rakamının kendisi değil.
Önemli olan Türkiye'nin aylık enflasyonu yüzde 1,5 civarında kalıcılaştırıp kalıcılaştıramayacağıdır.
Çünkü bunu başarabilirsek 2026'da yalnızca enflasyonu düşürmüş olmayacağız. 2027'ye çok daha düşük bir enflasyonla girmenin de kapısını açacağız.
Artık Merkez Bankası yalnız değil
Tam bu noktada hükümete önemli bir görev düşüyor.
Yüzde 1,5'lik aylık enflasyon hedefine yalnızca para politikasıyla ulaşmak kolay değil. Merkez Bankası'nın dezenflasyonist duruşunun yanında kamunun yönlendirdiği ve yönettiği fiyatlar, vergi ve fiyat ayarlamaları ile arz yönlü politikaların da aynı hedefe hizmet etmesi gerekiyor.
Özellikle gıda, kira, ulaştırma, eğitim ve enerji gibi fiyatlama davranışlarının güçlü olduğu alanlarda hükümetin ekstra çaba göstermesi şart.
Çünkü enflasyonun geldiği noktada sorun artık yalnızca döviz kuru değil.
Hizmet fiyatları, kiralar, eğitim maliyetleri, gıda fiyatları ve beklentiler de mücadele alanının içine girmiş durumda.
Bu nedenle önümüzdeki dört ay, dezenflasyon programının yalnızca para politikası açısından değil, ekonomi yönetiminin bütün unsurları açısından bir koordinasyon sınavı olacak.
Rehavete yer yok
Ağustos verisi olumsuz değil. Yıllık enflasyon düşüyor. Aylık enflasyon yüzde 2'nin altında. Yıl sonu hedefi matematiksel olarak ulaşılabilir hale geliyor.
Ama tam da bu nedenle rehavete kapılmamak gerekiyor.
Yüzde 30'un altı artık konuşulabilir bir hedef haline geldiyse yüzde 1,5'lik aylık ortalamayı tutturmak zorundayız.
Bunun için de önümüzdeki dört ayda ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadelede şimdiye kadar attığı adımlardan daha fazlasını yapması gerekiyor.
Çünkü artık küçük sapmaların bile önemi arttı.
Bir ay yüzde 1,5, başka bir ay yüzde 2,5 olursa ortalama hedef bozuluyor. Buna karşılık yüzde 1,3-1,5-1,6 gibi oranlar yakalanırsa dezenflasyon yumuşak inişini sürdürüyor.
Kısacası artık hedef çok açık, dört ay boyunca ortalama yüzde 1,5.
Karşılığında ise yüzde 29,4'lük bir yıl sonu enflasyonu.
Aylık yüzde 1.5’in önemi nerede?
Fakat bunun ekonomik anlamı bir rakamdan çok daha büyük. Beş yıl sonra yeniden yüzde 30'un altında bir enflasyonla yılı kapatmak, Türkiye ekonomisinde beklentilerin değiştirebilecek bir adım olur.
Baz etkisi gelecek yılın ilk yarısında da baskın bir şekilde dezenflasyon lehine olmaya devam edecek. Mücadele de yüzde 30’un altı veya üstü değil, yüzde 20’li rakamlarda sürecek.
Bu nedenle ağustos enflasyonundan çıkarılacak sonuç, “enflasyon yüzde 31,51'e indi” değil. Asıl sonuç dezenflasyonun anahtarı artık yüzde 1,5.
Şimdi yapılması gereken, bu anahtarı dört ay boyunca elden düşürmemek.
Ve bunun için Merkez Bankası'nın yanı sıra hükümetin de elini taşın altına daha fazla koyması gerekiyor.
Çünkü yüzde 30'un altına inmek bir hedef olabilir ama yüzde 1,5'i kalıcılaştırmak başarıyı getirecek asıl iştir.