Dün, Türkiye’de döviz kurunun hızlanacağı yönündeki söylemlerin hanehalkı ve şirketlerin gerçek davranışlarında karşılık bulmadığını yazdık. Döviz mevduatlarında belirgin bir hareket yok. Şirketler de döviz borçlanmaya ve döviz açık pozisyonlarını büyütmeye devam ediyor.
Bugün elimizde bu tabloyu daha da güçlendiren başka bir veri var: Merkez Bankası’nın yurtiçi yerleşiklerle yaptığı Hanehalkı Beklenti Anketi.
Anketin Şubat ve Ağustos sonuçları, farklı gelir ve yaş gruplarıyla kadın ve erkeklerin yatırım tercihlerini ortaya koyuyor. Vatandaşın kafasında yatırım denince esas olarak üç seçenek bulunuyor: altın, gayrimenkul ve TL mevduat. Döviz ise bu üçlünün oldukça gerisinde.
Altından gayrimenkule kayış
Şubat ayında “param olsa altın alırım” diyenlerin oranı yüzde 55,5 gibi çok yüksek bir düzeydeydi. Ağustos ayında bu oran yüzde 41,3’e geriledi.
Bu ciddi düşüşün arkasında yalnızca yatırım tercihlerindeki değişim yok. Altının fiyat performansı da var.
Ons altın, ocak sonundaki zirvesinden temmuz sonuna kadar yaklaşık altı aylık dönemde yüzde 29,5 oranında geriledi. Altın uzun yıllardır Türk vatandaşının en çok güvendiği yatırım araçlarından biri. Fiyatı düştüğünde, bir bölüm yatırımcının “daha fazla düşer mi?” diye beklemesi veya başka yatırım araçlarına yönelmesi doğal.
Ancak ağustosta altın fiyatlarında yeniden başlayan yükselişin yatırım tercihlerine nasıl yansıyacağını henüz bilmiyoruz. Bunun cevabını önümüzdeki ayların anketlerinde göreceğiz.
Burada önemli bir ayrıntı var: Türk yatırımcısının altına ilgisi yalnızca fiyat yükseldiği için oluşmuş bir ilgi değil. Altın, yüksek ve oynak enflasyon dönemlerinde satın alma gücünü koruma arayışının geleneksel araçlarından biri.
Gayrimenkul yeniden sahnede
Altının payı düşerken en dikkat çekici artış gayrimenkulde gerçekleşiyor.
“Ev, dükkan veya arsa alırım” diyenlerin oranı yüzde 30’dan yüzde 37’ye yükselmiş.
Burada iki gelişmenin birlikte etkili olduğunu düşünüyorum.
Birincisi, konut piyasasında fiyatların reel olarak gerilemesi ve konutun yeniden ulaşılabilir bir yatırım alanı olarak görülmeye başlaması.
İkincisi, altın fiyatlarındaki sert düşüşün bir miktar yatırım tercihinin gayrimenkule kaymasına yol açması.
Yani vatandaşın yatırım haritasında altının karşısına yeniden gayrimenkul çıkıyor.
Bu önemli. Çünkü konut, arsa ve dükkan yalnızca bir yatırım aracı değil, Türkiye’de uzun yıllardır “varlık saklama” ve serveti koruma aracıdır.
TL mevduatın payı da yükseliyor
Bir başka dikkat çekici gelişme vadeli TL mevduatta.
“Vadeli TL mevduata yatırım yaparım” diyenlerin oranı yüzde 3,1’den yüzde 7,1’e yükselmiş.
Oran hâlâ altın ve gayrimenkulün çok gerisinde. Fakat artışın yönü önemli.
Burada faizlerin nominal olarak sert biçimde gerilememiş olması ve mevcut faiz seviyesinin tasarruf sahibine hâlâ cazip bir getiri sunması etkili görünüyor.
Dahası, dezenflasyon süreci ilerledikçe TL’nin satın alma gücüne ilişkin beklentiler değişiyor. Enflasyonun düşmesi, TL cinsinden tasarruf araçlarının yeniden yatırım hesabına girmesini sağlıyor.
Bu da dezenflasyon programının önemli sonuçlarından biri.
Döviz neden yok?
Asıl dikkat çekici olan ise döviz.
Çünkü Türkiye’de yıllardır yatırım denince akla gelen en önemli araçlardan biri dövizdi. Buna rağmen bugün hanehalkının yatırım tercihleri içinde döviz öne çıkmıyor. Neden?
Çünkü vatandaşın dövize ilgisi aslında yalnızca bir yatırım tercihi değil. Döviz, Türk insanının yarım asrı aşan yüksek ve oynak enflasyon deneyiminde varlığını sigorta ettirdiği bir poliçe.
“Türkiye pozisyonu” dediğimiz uzun vadeli yatırım davranışının da sacayaklarından biri.
Fakat sigortaya duyulan ihtiyaç azalınca poliçeye ayrılan pay da azalıyor.
Bugün izlenen dezenflasyon politikası, döviz kurunun enflasyonun üzerinde hızlı bir artış göstermesini engelliyor. Enflasyonun aşağı çekilmeye çalışıldığı bir ortamda kurun da kontrollü seyretmesi, vatandaşın dövize yönelmesini sınırlıyor.
Bu nedenle “kur hızlanacak” söylemi ile vatandaşın davranışı arasında bir ayrışma var.
Söylem başka, pozisyon başka.
Halkın yatırım haritası aslında çok net
Bütün bu verileri bir araya getirdiğimizde Türkiye’de hanehalkının yatırım haritası ortaya çıkıyor: Altın, gayrimenkul, TL mevduat ve döviz.
Son yıllarda yatırım fonları ve hisse senetlerinin de bu haritada payı arttı. Ancak mevcut konjonktürde bu iki aracın ağırlığı fazla değişmiyor.
Döviz de benzer şekilde yatay seyrediyor.
Bunun anlamı şu: Vatandaş henüz “kur kaçacak” diye döviz biriktirmiyor.
Şirketler de “kur hızlanacak” diye döviz pozisyonlarını kapatmıyor. Tam tersine döviz borçlanmaya devam ediyorlar.
Dolayısıyla kurun hızlanacağı yönündeki beklentinin henüz ekonominin gerçek aktörlerinin portföy kararlarına yansıdığını söylemek zor.
Bu, kurun hiç yükselmeyeceği anlamına gelmez. Türkiye’de kur uzun vadede enflasyon ve dış dengeler başta olmak üzere çok sayıda değişkenden etkilenir.
Ama bugün için önemli olan başka bir şeydir: Piyasanın gerçek davranışı, kurun hızlanacağı yönündeki söylemi doğrulamıyor.
Hanehalkı döviz yerine altın ve gayrimenkule bakıyor. TL mevduata ilgisi yeniden artıyor. Şirketler döviz borçlanıyor. Döviz mevduatlarında ise belirgin bir çözülme ya da yeni bir talep dalgası görülmüyor.
Olan biten aslında bundan ibaret.
Beklentiler sözle, tercihler parayla
Türkiye’nin yüksek enflasyonla geçen uzun yıllarında oluşmuş yatırım alışkanlıkları bir anda değişmiyor. Ancak dezenflasyon sürdükçe bu alışkanlıkların ağırlıkları değişebiliyor.
Altının fiyatı düşüyor, gayrimenkulün reel fiyatı geriliyor, TL mevduat cazibesini koruyor ve döviz kuru enflasyona karşı bir çıpa olarak kullanılıyor.
Vatandaş da bütün bunları görüyor ve parasını ona göre dağıtıyor.
Belki de bugün kur tartışmalarında en fazla bakılması gereken yer, ekranlardaki yorumlar değil, vatandaşın parasını nereye koyduğu.
Çünkü beklentiler sözle anlatılır, tercihler parayla yapılır.
Son söz: “Bir insanın ne düşündüğünü söylemesinden çok, parasını nereye koyduğuna bakın.” James Tobin