Türkiye’de yatırımcının son dönemde ne yaptığına yalnızca döviz kuru, borsa endeksi ya da faiz üzerinden bakarsak hikâyenin önemli bir bölümünü kaçırabiliriz. Çünkü asıl soru artık paranın ne kazandırdığı kadar, paranın nereye gittiği.
TÜİK’in finansal yatırım araçlarının son sekiz aylık performansını gösteren verileri ile TCMB’nin yerli ve yabancı yatırımcıların menkul kıymet ve döviz mevduatı stoklarına ilişkin verilerini birlikte okuduğumuzda, Türkiye’de yatırım tercihleri açısından dikkat çekici bir değişim görülüyor.
Acaba para adres mi değiştiriyor? Yoksa yalnızca mevcut adreslerinde değerlenmeye devam mı ediyor?
Bu ikisi birbirinden çok farklı.
Sekiz ayda kazanan kim?
#resim#1387332#
Önce yatırım araçlarının performansına bakalım.
Bu tablo bize basit ama önemli bir şey söylüyor: Son sekiz ayda Türkiye'de para, fiyatı en hızlı yükselen varlığa değil, reel getirisi en yüksek varlıklara yönelmiş görünüyor.
Bu, özellikle döviz açısından önemli.
Çünkü Türkiye'de uzun yıllardır yatırımcının en güçlü reflekslerinden biri, yüksek enflasyondan korunmak için döviz tutmaktı.
Son sekiz ayın verileri ise bu ezberin bir miktar bozulduğunu gösteriyor.
Yerli yatırımcı dövizden çıkıyor mu?
Garanti Yatırım’ın TCMB verilerinden derlemesine göre yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı 26 Aralık 2025'te 221,5 milyar dolar iken 31 Temmuz 2026'da 220,3 milyar dolara gerilemiş.
Toplamda çok büyük bir değişiklik yok. Fakat ayrıntıya indiğimizde hikâye değişiyor. Gerçek kişilerin döviz mevduatı 142,7 milyar dolardan 138,6 milyar dolara düşmüş. Yaklaşık 4,1 milyar dolarlık, yüzde 2,9'luk azalma var.
Yani hanehalkı tarafında döviz pozisyonu küçülüyor.
Buna karşılık tüzel kişilerin döviz mevduatı 78,7 milyar dolardan 81,8 milyar dolara yükseliyor.
Demek ki toplam döviz mevduatının fazla değişmemesi, içerideki davranışın da değişmediği anlamına gelmiyor. Tam tersine, bireysel yatırımcı döviz azaltırken şirketler dövizlerini artırıyor.
Bu ayrım önemli. Çünkü “yerli yatırımcı hâlâ dolarda” demek başka, “yerli yatırımcının dövizdeki ağırlığı azalıyor” demek başka.
Son sekiz ayda ikinci durumun işaretlerini görüyoruz.
Peki yerli nereye gidiyor?
İşte burada TÜİK'in yatırım araçlarının getirileri devreye giriyor.
Döviz mevduatını azaltan yatırımcı için TL'de kalmanın maliyeti önceki dönemlere göre değişmiş durumda.
Mevduat faizi nominal olarak yüksek getiri sağlıyor ve sekiz aylık dönemde TÜFE karşısında yaklaşık yüzde 5 reel getiri oluşturuyor.
BIST ise daha yüksek bir reel getiri sağlıyor.
Dolayısıyla yatırımcı açısından denklem değişiyor. Dövizde bekleyerek kur artışını beklemek yerine, TL'ye geçerek faiz veya varlık değer artışından getiri elde etmek seçeneği ortaya çıkıyor.
Üstelik TL'nin dolar karşısındaki değer kaybının sınırlı kalması, bu tercihi daha da anlamlı hale getiriyor.
Bu nedenle yaşananı yalnızca “dolar satışı” olarak değil, getiri arayışının adres değiştirmesi olarak okumak daha doğru.
Yabancı yatırımcı ne yapıyor?
Asıl ilginç taraf ise yabancılarda. 26 Aralık 2025 ile 31 Temmuz 2026 arasında yabancıların hisse senedi stoku 33,6 milyar dolardan 39,6 milyar dolara çıkmış. Artış yüzde 17,7. Bunun bir kısmı fiyat artışından, 2.5 milyar doları da net alımdan kaynaklanıyor.
DİBS stoku 22,9 milyar dolardan 24,6 milyar dolara yükselmiş. Artış yüzde 7,5.
Eurobond stoku 35,8 milyar dolardan 39,2 milyar dolara çıkmış. Artış yüzde 9,5.
Ancak burada “stok arttı, o kadar yabancı para geldi” demek doğru değil.
Ama şu da bir gerçek ki,: yabancı yatırımcı İran’daki savaşa rağmen Türk varlıklarından kaçmıyor. Tam tersine, hisse senedi, DİBS ve Eurobond'daki pozisyonunu koruyor ve artırıyor.
Yabancı neden Türk varlıklarında kalıyor?
Çünkü yabancı yatırımcının hesabı yerli yatırımcıdan farklı. Yerli için enflasyon üstü TL getirisi önemliyken, yabancı için kurdan arındırılmış TL varlık getirisi ön plana çıkıyor.
Dolayısıyla dolarını Türkiye'ye getirip TL varlıklarına yatırım yapan bir yabancı, ana getirisinin yanında kurdaki değer kaybını da kazanç hanesine yazıyor ve dolar bazında da pozitif getiri elde edebiliyor.
Bu, Türkiye'nin yabancı yatırımcı açısından taşıdığı en önemli avantajlardan biri.
Demek ki Türkiye'nin yabancı yatırımcı açısından cazibesi yalnızca TL varlıklardan değil, TL'nin hangi yabancı para karşısında ne kadar değer kaybettiğinden de geçiyor.
Aynı para, iki farklı davranış
Burada çok ilginç bir tablo oluşuyor. Yerli gerçek kişiler döviz mevduatını azaltıyor. Yabancı Türk varlıklarındaki pozisyonunu koruyor veya artırıyor.
Biri parasının adresini değiştiriyor, diğeri Türkiye'deki adresini koruyor. İkisinin ortak noktası ise getiri arayışı.
Yerli yatırımcı açısından dövizde kalmanın reel getirisi zayıflarken, TL mevduatı ve BIST daha cazip hale geliyor.
Yabancı açısından ise TL varlıklarının getirisi, kur riskine rağmen dolar bazında hâlâ anlamlı.
Dolayısıyla son sekiz ayın hikâyesini “yerli döviz satıyor, yabancı geliyor” kadar basit kurmak doğru değil.
Daha doğru ifade şu: Türkiye'de yatırımcının para tutma biçimi değişiyor; para tamamen sistemden çıkmıyor, finansal varlıklar arasında adres değiştiriyor.
Para adres değiştiriyor mu?
Henüz kesin olarak “evet” diyemeyiz.
Ama veriler bize şunu söylüyor: Yerli bireysel yatırımcı döviz ağırlığını azaltıyor.Yabancı yatırımcı Türk varlıklarındaki pozisyonunu koruyor.
BIST ve mevduat reel getiri üretiyor.
Döviz ve altın ise bu dönemde reel olarak yatırımcıyı koruyamıyor.
Dolayısıyla Türkiye'de yatırımcının pusulası yavaş yavaş “dövizden korunma”dan “getiri arama”ya dönüyor olabilir.
Ve eğer bu eğilim kalıcı hale gelirse öncelikle enflasyonla mücadeleye katkısı olur. Ayrıca yalnızca finansal piyasalar açısından değil, TL'nin istikrarı, sermaye hareketleri ve para politikasının etkinliği açısından da önemli sonuçları olur.
Çünkü finansal sistemde para aynı miktarda kalırken bile adresini değiştirdiğinde, piyasaların dengesi değişir.
Son sekiz ayın bize söylediği belki de tam olarak bu: Para henüz Türkiye'ye bütünüyle yeni bir adres bulmuş değil ama eski adresinden çıkıp yeni adresler aramaya başlamış durumda.
Son söz: “Borsada para, sabırsızlardan sabırlılara transfer edilir.” Warren Buffett