Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Sanayisiz büyüme mümkün mü?

        Ekonomide bazı uyarılar vardır ki tek bir sektörün, tek bir kurumun ya da tek bir şirketin sesi olarak geçiştirilemez. Son haftalarda İstanbul Sanayi Odası'nın finansman çağrısı, ihracatçıların rekabet gücü uyarıları ve Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği'nin "Yeniden Sanayileşme Çağrısı" aslında aynı gerçeğin farklı cümlelerle dile getirilmesinden ibaret.

        Ortak soru şu: Türkiye enflasyonu düşürmeye çalışırken sanayisini de aynı ölçüde güçlendirebiliyor mu?

        Bence önümüzdeki dönemin en önemli ekonomi tartışması da bu olacak.

        Enflasyonla kimse rekabet gücü kazanmadı

        Ekonomi tarihinde yüksek enflasyon sayesinde rekabet gücü kazanan tek bir ülke yoktur.

        Yüksek enflasyon; fiyatlama davranışını bozar, belirsizliği artırır, uzun vadeli yatırım kararlarını erteler, finansman maliyetlerini yükseltir ve verimliliği aşındırır. Sonunda hem üretici hem çalışan kaybeder.

        Bu nedenle Türkiye'nin dezenflasyon programı doğrudur. Fiyat istikrarı olmadan sürdürülebilir büyüme de olmaz.

        Ancak mesele bununla bitmiyor.

        Enflasyonu düşürmeye çalışırken üretimin, ihracatın ve sanayinin rekabet gücünü koruyacak ikinci ayağın da aynı kararlılıkla inşa edilmesi gerekiyor.

        Çünkü fiyat istikrarı bir hedeftir; sanayi politikası ise o hedefe ulaştıktan sonra refah üretecek motordur.

        Sorun fabrikalar değil, değişen denklem

        TGSD'nin raporunda en dikkat çekici cümlelerden biri şu: "50 yılda inşa edilen rekabet gücü üç yılda buharlaşmaz."

        Gerçekten de aynı fabrikalar, aynı makineler, aynı mühendisler, aynı ustalar ve aynı müşteriler birkaç yıl içinde rekabet kabiliyetini kaybetmiş olamaz.

        Değişen sektör değil; sektörün içinde çalıştığı ekonomik denklemdir.

        Son üç yılda finansman maliyetleri katlandı, iş gücü maliyetleri dolar bazında rakip ülkelerin üzerine çıktı, üretici yüksek faizle karşı karşıya kaldı. Buna karşılık döviz kuru enflasyonun gerisinde kaldığı için ihracatçının rekabet alanı daraldı.

        Sonuçta üretim cephesinde alarm zilleri çalmaya başladı.

        Büyüyoruz ama üretim aynı hızla büyümüyor

        Belki de en düşündürücü gösterge ihracatın milli gelir içindeki payı.

        2022 yılında yüzde 27 düzeyine çıkan mal ihracatının GSYH'ye oranı birkaç yıl içinde yüzde 17'ye geriledi. 10 puanlık gerileme dramatik.

        Aynı dönemde büyümenin ağırlığı sanayiden hizmetlere ve tüketime kaydı. Sanayinin GSYH içindeki payı 2022’de yüzde 26’dan 2025’te yüzde 19’a geriledi. Buradaki gerileme de 10 puan.

        Ancak yine de dezenflasyon programı sürdürmemize rağmen büyüyoruz. Kısa vadede bu durumu sürdürebiliriz de.

        Ama uzun vadede refahı taşıyamaz.

        Çünkü sanayi yalnızca üretim değildir.

        Sanayi; teknoloji üretmektir, ihracattır, verimliliktir, nitelikli istihdamdır, Ar-Ge'dir.

        Ve hepsinden önemlisi sanayi, yüksek katma değerin doğduğu ekosistemdir.

        Bu ekosistem zayıfladığında yalnızca bugünkü ihracat değil, yarının yüksek teknolojisi de zayıflar.

        Çin'in başarısının arkasındaki gerçek

        Bugün birçok ülke Çin'in rekabetinden yakınıyor.

        Ama Çin yalnızca ucuz iş gücüyle büyümedi.

        Asıl farkı, devletin uzun vadeli bir rekabet stratejisi oluşturmasıydı.

        Hangi sektörlerin destekleneceği belirlendi.

        Finansman buna göre yönlendirildi.

        Lojistik buna göre kuruldu.

        Teknoloji buna göre geliştirildi.

        İhracat buna göre teşvik edildi.

        Düşük ve orta teknolojili üretim terk edilmedi; tam tersine onun üzerine yüksek teknoloji inşa edildi.

        Bugün elektrikli otomobilden bataryaya, güneş panelinden yapay zekâya kadar birçok alandaki başarı, piyasanın tesadüfî tercihleriyle değil, kamunun yön göstericiliğiyle oluşturulan uzun vadeli bir rekabet politikasının sonucudur.

        Türkiye'nin yeni eşiği

        Türkiye'nin bugün ihtiyacı yeni teşvik paketleri açıklamak değil, yeni bir rekabet mimarisi kurmaktır.

        Üretim, ihracat, teknoloji, eğitim, finansman ve yatırım politikalarını aynı hedefe yönelten bütüncül bir sanayi stratejisi oluşturmaktır.

        Çünkü mesele artık sadece tekstilin, makinenin ya da otomotivin sorunu değildir.

        Mesele, Türkiye'nin gelecek 10 yılda nasıl büyüyeceğidir.

        Tüketerek mi, yoksa üreterek mi?

        Ekonomi yönetiminin enflasyonu düşürme kararlılığı sürmelidir. Ancak bu kararlılık, sanayinin rekabet gücünü artıracak politikalarla desteklenmediği sürece kalıcı refah üretmek kolay olmayacaktır.

        Ekonomide kalıcı başarı, fiyat istikrarıyla üretim gücünün aynı hedefe yürüdüğü dönemlerde gelir.

        Türkiye'nin de artık böyle bir döneme ihtiyacı var.

        Bugün asıl mesele enflasyonu düşürmekle sanayiyi büyütmek arasında bir tercih yapmak değildir. Asıl mesele, fiyat istikrarını yeniden sağlarken üretimin, ihracatın ve rekabet gücünün de aynı anda yükseleceği yeni bir kalkınma rotasını inşa edebilmektir.

        Çünkü güçlü ekonomiler, yalnızca düşük enflasyonla değil; üreten, ihraç eden ve teknoloji geliştiren sanayileriyle ayakta kalırlar.

        Son söz: "Geç sanayileşen ülkelerin başarısı, piyasayı tamamen serbest bırakmalarından değil; devletin doğru zamanda doğru yönü göstermesinden doğar." Ekonomi tarihçisi Alexander Gerschenkron