Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Piyasalar için Warsh yok, Trump'ın TAKO'su var
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Fed, Japonya ve Trump'ın ardından yeni haftanın en kritik sorusu, direksiyonda kim var?

        Uzun yıllar finansal piyasaların yönünü merkez bankaları belirledi. Faiz kararları açıklandı, piyasalar fiyatladı. Siyasi liderler konuştu, yatırımcılar pozisyon aldı.

        Bugün ise çok farklı bir dönemden geçiyoruz. Artık yalnızca siyaset piyasaları yönlendirmiyor. Piyasalar da özellikle ABD’nin çevireceği borcu yüksek olması nedeniyle Trump’ın attığı geri adımlar sayesinde (TAKO) siyaseti yönlendiriyor.

        Geçen hafta bunun belki de son yıllardaki en çarpıcı örneklerinden birini yaşadık.

        Fed bekledi, piyasalar beklemedi

        Fed politika faizini değiştirmedi. Başkan Kevin Warsh enflasyon konusunda kararlı mesajlar verdi, iddialı konuştu ama somut bir adım atmadı.

        Piyasalarda ilk tepki olarak ABD kısa vadeli tahvil faizleri düşerken uzun vadeli tahvil faizleri yükseldi. 30 yıllık tahvil faizi 5.27 ile 2008 öncesi düzeyine çıktı. Piyasalar yeni başkana erken ısınmıştı ama aynı şekilde erken bir güvensizlik de duymaya başladı.

        Ancak daha ilginç olanı bundan sonraydı.

        Dolar ilk şoku atlattıktan sonra değer kaybetmeye başladı.

        Altın ise jeopolitik risklerle yükselmek isterken, yükselen tahvil faizlerinin oluşturduğu duvara çarptı.

        Piyasalar Fed'in söylediklerinden çok, bundan sonra ne yapamayacağını fiyatlamaya başladı.

        Şimdi gözler bu hafta açıklanacak ABD Tarım Dışı İstihdam verisinde.

        Çünkü güçlü bir istihdam tablosu, Fed'in yüksek faiz politikasını daha uzun süre koruyabileceği beklentisini güçlendirebilir.

        Japonya sessiz ama en kritik oyuncu

        Haftanın ikinci büyük gelişmesi Tokyo'dan geldi. Japonya Merkez Bankası faiz artırmadı. Aslında artıramadı.

        Çünkü yıllardır sıfıra yakın faizle fonlanan Yen, bugün küresel finans sisteminin en büyük taşıyıcı kolonlarından biri haline geldi.

        Trilyonlarca dolarlık "carry trade" işlemi Japon Yeni üzerinden finanse ediliyor.

        Dolayısıyla sert bir faiz artırımı yalnızca Japon ekonomisini değil, dünya finans sistemini de sarsabilecek sonuçlar doğurabilir.

        BOJ bunun yerine döviz piyasasına müdahale etti. Müdahalenin boyutu 58 milyar dolara vardı.

        Yen'i bir günde yüzde 3'ün üzerinde değerlendirerek piyasaya açık bir mesaj verdi: "Faizi artırmıyorum ama Yen'in kontrolsüz değer kaybına da izin vermeyeceğim."

        Daha önemlisi bunun ABD ile koordineli yapılmasıydı. New York Fed aracılığıyla yapılan müdahalenin boyutunun 5-10 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. 30 yıl sonra gelen ortak müdahalede Fed, Euro satıp Yen aldı.

        Fed’nin Yen’i desteklemede BOJ’un yanında durmasının nedeni ise ABD hazine tahvillerinin en büyük alıcısının, 1.1 trilyon dolarla Japonya olması. Ve carry trade’in çözülmeye başlamasıyla en çok etkilenecek piyasanın Amerika olması.

        Bu müdahale yalnızca kur piyasasını değil, küresel sermaye akımlarının yönünü de etkileyecek önemdeydi.

        Trump neden frene bastı?

        Haftanın sonunda ise bütün tabloyu değiştiren gelişme Washington'dan geldi. ABD Başkanı Donald Trump, İran’a büyük bir operasyon planlamışken bunu durduğunu açıkladı.

        Şimdi piyasaların önündeki soru şu: Trump gerçekten "büyük operasyon" fikrinden vaz mı geçti, yoksa finansal piyasaların verdiği sert tepki Beyaz Saray'ı frene basmaya mı zorladı?

        Bu sorunun cevabı yalnızca jeopolitiği değil, petrolü, tahvil faizlerini, altını ve Fed'in bundan sonraki adımlarını da etkileyebilir.

        Çünkü jeopolitik gelişmeler zincirleme bir reaksiyon yaratıyor. Yükselen petrol fiyatları yalnızca enerji maliyetlerini artırmıyor. Aynı zamanda enflasyon beklentilerini yukarı çekiyor. Bu durum ABD tahvil faizlerini yükseltiyor. Yükselen tahvil faizleri hisse senetlerini baskılıyor. Altının yükselişini sınırlıyor. Fed'in hareket alanını daraltıyor.

        Kısacası jeopolitik risk, dönüp dolaşıp yeniden finansal piyasalara ulaşıyor.

        Trump'ın hafta sonu verdiği mesajların ardından petrol fiyatlarında başlayan gevşeme de bu nedenle yalnızca enerji piyasası açısından değil, küresel risk iştahı açısından da önem taşıyor.

        Yeni dönemin adı: Karşılıklı etkileşim

        Eskiden siyaset konuşur, piyasalar dinlerdi. Bugün ise piyasalar konuşuyor, siyaset de onları dikkatle izliyor.

        Tahvil faizleri yükseldiğinde borçlanma maliyetleri artıyor.

        Petrol yükseldiğinde enflasyon beklentileri bozuluyor.

        Borsalar sert düştüğünde güven zedeleniyor.

        Bu nedenle siyasi karar alıcılar artık yalnızca jeopolitik hesap yapmıyor. Finansal piyasaların vereceği tepkiyi de hesaba katmak zorunda kalıyor.

        Önümüzdeki hafta yatırımcılar yalnızca Fed'i veya Tarım Dışı İstihdam verisini izlemeyecek. Washington'dan gelecek açıklamaları, Tokyo'dan gelebilecek yeni hamleleri, tahvil faizlerinin yönünü, petrol fiyatlarını ve Güney Kore gibi yüksek teknoloji piyasalarındaki oynaklığı da aynı anda takip edecek.

        Çünkü artık hiçbir piyasa tek başına fiyatlanmıyor. Hepsi birbirini etkiliyor. Tıpkı siyaset ile finansın birbirini etkilemesi gibi.

        Geçen hafta bunun canlı örneğini izledik. Önce siyaset piyasaları yönlendirdi. Ardından piyasalar verdiği tepkiyle siyasetin tonunu değiştirdi. Bundan sonra da bu karşılıklı etkileşim küresel piyasaların en önemli fiyatlama mekanizması olmaya devam edecek gibi görünüyor.

        Son söz: "Finansal piyasalar gerçeği yansıtmaz; gerçeği şekillendirmeye de yardım eder." George Soros