Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Japonya'nın kayıp 30 yılı mı bitiyor, yoksa yeni kriz mi başlıyor?

        Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) son faiz kararı ilk bakışta sıradan görünüyor. Politika faizi yüzde 1 seviyesinde bırakıldı. Ancak karar metnini ve Başkan Kazuo Ueda'nın mesajlarını dikkatle okuduğunuzda, aslında dünyanın en büyük finansal açmazlarından birinin satır aralarında durduğunu görüyorsunuz.

        Yen’i kurtarmak ve enflasyonu dizginlemek için BOJ’un faiz artırması gerekiyor ama artıramıyor.

        Hem küresel finansal mimariyi yıkmamak hem de yurtiçinde tahvil piyasasında depreme yol açmamak için bunu yapamıyor.

        Bugün Japonya'nın sorunu artık yalnızca enflasyon ya da büyüme değil. Japonya'nın asıl sorunu, dünyanın Japon parasına bağımlı hale gelmesi ve dünyanın taşıdığı Japonya riski.

        Bir de elbette dünyanın en borçlu ülkesi ve faizlerde her artış borç verenlere büyük zararlar yazarak sonunda ülkeyi iflasa sürükleyebilir.

        Carry Trade'in mimarı şimdi kendi tuzağında

        Yaklaşık otuz yıl boyunca Japonya dünyaya neredeyse bedava para verdi.

        1990'ların başında emlak ve hisse senedi balonunun patlamasıyla başlayan "kayıp on yıllar", BOJ'u tarihin en agresif parasal genişleme deneyine zorladı.

        Sıfır faiz veya negatif. Sınırsız tahvil alımı ve getiri eğrisi kontrolü ve trilyonlarca yenlik likidite.

        Amaç ekonomiyi canlandırmaktı. Sonuç ise bambaşka oldu.

        Ucuz Yen, küresel finansın yakıtına dönüştü.

        Dünyanın en büyük fonları, hedge fonları ve yatırım bankaları Japonya'dan neredeyse sıfır maliyetle borçlanıp bu parayı ABD tahvillerine, gelişmekte olan ülke tahvillerine, teknoloji hisselerine, emtiaya ve kripto paralara taşıdı. Ekonomide buna "carry trade" deniliyor.

        Bugün dünya finans sisteminin görünmeyen omurgalarından biri hâlâ Japon Yeni.

        Bu yüzden BOJ'un attığı her adım artık yalnızca Tokyo Borsası'nı değil Wall Street'i, Avrupa’dan Asya’ya borsaları ve gelişmekte olan ülkeleri de sarsıyor.

        Faiz artırmak artık Japonya'nın iç meselesi değil

        BOJ'un önündeki en büyük problem tam burada başlıyor. Faizi sert artırırsa ne olur?

        Yıllardır dünyanın dört bir yanına dağılmış trilyonlarca dolarlık carry trade pozisyonu çözülmeye başlar. Fonlar Japonya'ya döner.

        ABD tahvilleri satılır. Hisse senetleri baskı görür. Riskli varlıklardan çıkış hızlanır. Dolar likiditesi sıkışır. Küresel faizler yükselir.

        Yani Japonya'nın faiz artırımı, sadece Japonya'nın değil dünyanın finansal dengelerini değiştirebilir.

        2024 yazında Yen'deki sert hareket sırasında carry trade çözülmesinin piyasalarda yarattığı dalga bunun küçük bir provasıydı.

        BOJ bunun çok daha büyüğünü tetiklemek istemiyor.

        Artırmıyor ama Yen'i de bırakamıyor

        İşte ikinci açmaz burada. Faizi artırmadığınızda Yen değer kaybediyor. Son yıllarda Yen, dolar karşısında tarihi seviyelere geriledi.

        BOJ toplantısından hemen önce Japon yetkililerin piyasaya müdahale etmesiyle Yen'in yalnızca bir günde yaklaşık yüzde 3'ten fazla değer kazanması bunun en somut örneklerinden biri oldu.

        Bu müdahale aslında piyasaya verilen açık bir mesajdı: "Faizi artırmak istemiyoruz ama Yen'in de kontrolden çıkmasına izin vermeyeceğiz."

        Sorun şu ki, döviz piyasaları müdahaleyle ancak kısa süre yön değiştiriyor. Faiz farkı değişmediği sürece sermaye yine daha yüksek getirinin olduğu ülkelere akıyor. Dolayısıyla müdahaleler zaman kazandırıyor; sorunu çözmüyor.

        BOJ'un son kararı ne söylüyor?

        Son toplantıda BOJ faizleri değiştirmedi. Buna karşılık ekonomik değerlendirmesinde önemli bir değişiklik yaptı.

        Enflasyon görünümünün beklentilerden daha güçlü olduğu vurgulandı

        Ücret artışlarının şirketlere yayılmaya başladığı belirtildi.

        Temel enflasyonun hedefe daha kalıcı biçimde yaklaştığı ifade edildi.

        Yani BOJ artık ekonominin tamamen deflasyon döneminde olmadığını kabul ediyor.

        Bu nedenle politika metni, gelecekte kademeli faiz artırımlarının devam edeceği mesajını içeriyor.

        Ancak bu artışların "çok dikkatli" olacağı özellikle vurgulanıyor.

        Çünkü BOJ yalnızca Japon ekonomisini değil, küresel finans sistemini de gözetmek zorunda.

        Japonya neden 30 yıldır aynı döngüde?

        Asıl soru burada. Japonya neden otuz yıldır normalleşemiyor?

        Çünkü 1990'lardaki balon yalnızca varlık fiyatlarını çökertmedi. Ekonomik davranış biçimini de değiştirdi.

        Şirketler yatırım yerine tasarrufu tercih etti. Bankalar kredi vermekte isteksiz kaldı. Hane halkı harcamak yerine birikim yaptı. Yaşlanan nüfus iç talebi zayıflattı. Verimlilik artışı yavaşladı. Enflasyon beklentileri sıfıra demirlendi.

        BOJ ise her yeni soruna daha fazla para basarak cevap verdi.

        Parasal genişleme zamanla tedavi olmaktan çıktı, ekonominin yaşam destek ünitesine dönüştü.

        Bugün o cihazı kapatmak kolay değil.

        Dünya da Japonya kadar bağımlı

        İşin ironik tarafı şu: Eskiden dünya Japonya'yı finanse ediyordu. Bugün ise Japonya dünyayı finanse ediyor.

        Yaklaşık otuz yıldır oluşan bu düzen yalnızca Japonya'nın tercihi değil; küresel finans mimarisinin temel taşlarından biri haline geldi.

        Bu nedenle BOJ'un her faiz artırımı yalnızca Tokyo'da değil, New York'ta da yakından izleniyor.

        Japonya artık kendi faizini belirlerken dünyanın bilançosunu da düşünmek zorunda kalan tek merkez bankası.

        Kurtulabilir mi?

        Evet. Ama bunun kısa yolu yok. BOJ'un hedeflediği senaryo aslında oldukça net:

        • Ücret artışlarının kalıcı hale gelmesi,
        • Enflasyonun yüzde 2 civarında istikrar kazanması,
        • Nominal büyümenin güçlenmesi,
        • Faizlerin yıllara yayılan küçük adımlarla artırılması,
        • Carry trade'in ani değil, zamana yayılan biçimde çözülmesi.

        Bu en ideal senaryo. Ancak risk de büyük. Yen yeniden sert değer kaybederse BOJ daha hızlı faiz artırmak zorunda kalabilir.

        Bu ise küresel piyasalarda ciddi bir yeniden fiyatlama sürecini tetikleyebilir.

        Japonya'nın bedeli, dünyanın riski

        Otuz yıl önce Japonya'nın yaptığı hata, varlık balonunun oluşmasına izin vermesiydi.

        Sonraki otuz yılda ise bu hatanın bedelini sıfır faizle ödedi.

        Şimdi üçüncü perde başladı.

        Bu kez mesele Japonya'nın kayıp yılları değil.

        Mesele, dünyanın ucuz Japon parasıyla kurduğu finansal düzenin ne kadar sürdürülebileceği.

        BOJ bugün aslında yalnızca faiz kararı vermiyor.

        Küresel sermayenin nabzını da tutuyor.

        Ve belki de tarihte ilk kez bir merkez bankasının en büyük korkusu, ekonomisini soğutmak değil; dünyayı sarsmak.

        Son söz: "Krizler çoğu zaman yanlış şeyleri yapmaktan değil, doğru şeyi çok geç yapmaktan doğar." Hindistan Merkez Bankası eski başkanı Raghuram Rajan