Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Fındığın sorunu fiyat değil, verimlilik

        Fındık sezonu geldiğinde her yıl aynı tartışmayı yapıyoruz: Fındığın kilosu kaç lira olacak?

        Bu yıl da tartışmanın merkezinde Toprak Mahsulleri Ofisi'nin açıkladığı alım fiyatı var. TMO, 2026 ürünü için Levant kalite fındıkta kilogram başına 250 lira fiyat açıkladı. Geçen yıl 195 lira olan fiyat böylece yüzde 28 arttı. Nominal olarak yüksek görünen bu artış ise enflasyonun altında kaldı.

        Fiyat önemlidir ama Türkiye için mesele gerçekten fındığın kaç lira olduğu mu?

        Bence değil.

        Çünkü fındıkta fiyatı konuşmaya başladığımız anda piyasayı, piyasayı konuşmaya başladığımız anda da arz ve talebi konuşmak zorundayız.

        Ben de bir fındık üreticisiyim. Dolayısıyla bu konuyu yalnızca ekonomik veriler üzerinden değil, bahçenin içinden de izliyorum. Ve bana göre Türkiye'nin fındık konusunda artık her yıl tekrarlanan "fiyat kaç lira olacak?" tartışmasından çıkıp çok daha temel bir soruya yönelmesinin zamanı geldi:

        Türkiye fındıkta neden verimliliği artıramıyor?

        Fiyatı büyük ölçüde rekolte belirliyor. Fındık piyasasında fiyatın en önemli belirleyicilerinden biri arz.

        Üretimin kıt olduğu yıllarda üreticinin eli güçleniyor. Rekoltenin yüksek olduğu yıllarda ise alıcıların pazarlık gücü artıyor.

        Bu nedenle her sezon başlamadan önce bütün tartışmalar dönüp dolaşıp rekolte tahminine geliyor.

        2026 yılı için Tarım ve Orman Bakanlığı'nın tahmini yaklaşık 705 bin ton. İhracatçı Birlikleri’nin tahmini ise 805 bin ton. Aradaki fark 100 bin ton. Fındık piyasası açısından bu hiç de küçük bir fark değil.

        Üstelik yalnızca yeni sezon ürününe bakmak da yeterli değil. Geçen yıldan üreticinin elinde tutulan fındığı da hesaba katmak gerekiyor. Çünkü fındık, hasat edilir edilmez satılması gereken bir ürün değil. Uygun koşullarda yaklaşık bir yıl tutulabiliyor. Dolayısıyla piyasadaki gerçek arzı bilmek kolay değil.

        Üretici de ürününü aynı anda piyasaya sürmüyor. Kimi ihtiyacı olduğu zaman satıyor, kimi fiyat yükselir diye bekliyor. Bir başka üretici ise fiyatın düşeceğinden endişe ederek erkenden satıyor.

        Böyle bir piyasada rekolte tahminindeki 100 bin tonluk farkın bile fiyat beklentilerini ne kadar değiştirebileceğini düşünün.

        O yüzden fındık fiyatında spekülasyon da çok, iddialaşma da çok.

        Ama burada bir noktayı gözden kaçırıyoruz: Fiyat tartışması, fındığın asıl yapısal sorununu gizliyor.

        Türkiye fındıkta dünya devi ama verimde neden değil?

        Türkiye dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 70'ini karşılıyor. Yıllık fındık ihracatından yaklaşık 2,5 milyar dolar gelir elde ediyoruz.

        Bu, Türkiye açısından küçümsenecek bir rakam değil. Fındık bizim geleneksel ve en güçlü tarımsal ihraç ürünümüz.

        Üstelik dünya fındık piyasasındaki ağırlığımız da öyle kolay değişmiyor.

        Fakat burada büyük bir çelişki var.

        Dünyada yüzyıllardır fındık üretiminde birinciyiz ama verimlilikte aynı başarıyı gösteremiyoruz. Maalesef sonuncu sıradayız.

        Bir dönümden yaklaşık 85-90 kilogram fındık alıyoruz. Dünya ortalamasının oldukça altında, neredeyse yarısı düzeyinde kalıyoruz.

        Daha da ilginci, fındığı giderek daha verimli arazilere taşıyoruz. Eskiden ağırlıklı olarak Doğu Karadeniz'in eğimli arazilerinde yapılan üretim, zamanla batıya ve daha düz arazilere kaydı. Samsun, Sakarya ve Düzce gibi illeri üretimde ilk sıralara yerleşti.

        Yani fındık bahçeleri giderek daha elverişli coğrafyalara taşınırken bizim dönüm başına verimimiz neden yükselmiyor?

        Asıl sorulması gereken soru bu.

        #resim#1386541#

        250 lira neden üreticiyi kurtarmıyor?

        Fındık fiyatını yalnızca kilogram üzerinden tartıştığımızda üreticinin gerçek ekonomisini göremiyoruz.

        Bir fındık işçisinin günlük yevmiyesi bugün yaklaşık 3.500 lira.

        Bir işçinin bir günde topladığı fındık ise 15-20 kilogramı geçmeyebiliyor.

        Sadece toplama maliyetini hesapladığınızda kilogram başına 175-233 lira arasında bir maliyet ortaya çıkıyor.

        Üstelik bu daha işin başlangıcı.

        Fındığın harmanlanması, patosa vurulması, kurutulması var.

        Bahçenin bakımı, gübresi, ilacı var. Bahçenin altındaki çayırın biçilmesi var. Çayır biçme yevmiyelerinin 5 bin liranın üzerine çıktığı bir ortamdan söz ediyoruz.

        Bütün bunların üzerine bir de arazi maliyetini, yaşlı fındık ocaklarını, ulaşımı ve diğer giderleri koyduğunuzda kilogram fiyatının neden tek başına bir anlam ifade etmediği ortaya çıkıyor.

        Üretici fındığını kendisi toplarsa emeğinin karşılığını bir ölçüde alabiliyor. Ama verimin düşük olduğu veya küçük parçalı arazilerde işçilik tuttuğunda denklem değişiyor.

        İşte bu nedenle artık fındığını toplamayan üreticilerin sayısı artıyor.

        Bu, fiyat tartışmasından çok daha önemli bir uyarıdır.

        Çünkü bir ülkede üretici ürününü üretmekten değil, hasat etmekten bile vazgeçmeye başlıyorsa, orada fiyat politikasının ötesinde yapısal bir sorun vardır.

        88-90 kilo ile bu iş sürdürülemez

        Üstelik sorunun önemli bir bölümü verimlilikte. Fındık bahçelerinin önemli kısmı çok yaşlı. Ocaklar yaşlanmış durumda. Araziler miras yoluyla bölüne bölüne küçülmüş. Bir zamanlar ekonomik anlam taşıyan bahçeler bugün çok küçük parçalara ayrılmış durumda. Küçük arazi, düşük verim ve yükselen işçilik maliyeti bir araya gelince üreticinin hesabı bozuluyor.

        Burada artık şu soruyu sormamız gerekiyor: Bir dönümden 85-90 kilogram fındık alarak Türkiye bu üretimi gelecek kuşaklara taşıyabilir mi?

        Taşıyamaz, çünkü bugün üretici bahçesinde yeterli gelir elde edemiyorsa yarın o bahçeyi genç kuşağa devretmekte zorlanacaktır.

        Bugün fındık bahçelerinin en büyük sorunu yalnızca fiyat değildir, fındığın ekonomik olarak üretilebilir olmaktan çıkma riski vardır.

        Fındığı nereye kadar yayacağız?

        Bir başka çelişkimiz daha var. Türkiye fındık üretimini genişletiyor. Özellikle daha düz, daha verimli ovalara doğru fındık dikimi yayılıyor.

        Ama üretim alanı genişlerken verimlilik neden artmıyor?

        Burada artık "daha fazla fındık" yerine "daha verimli fındık" üretimini konuşmalıyız. Yeni bahçe açmak yerine mevcut bahçelerin verimliliğini artırmak, yaşlı ocakları yenilemek, doğru dikim sistemlerini yaygınlaştırmak, mekanizasyonu geliştirmek, küçük parselleri ekonomik ölçekte birleştirecek modeller oluşturmak gerekiyor.

        Çünkü geleceğin tarımında yalnızca toprağa sahip olmak yetmeyecek. Topraktan ne kadar ürün alabildiğiniz belirleyici olacak.

        Türkiye'nin artık bir fındık politikası olmalı

        Bence Türkiye'nin önünde artık ertelenemeyecek bir soru var: Türkiye fındıkla ne yapacak?

        Fındığı öncelikle ihraç edilen bir ürün olarak mı göreceğiz yoksa küresel ısınmanın etkisiyle gıda üretiminin daha stratejik hale gelmesinin sonucu olarak iç tüketimi mi artıracağız?

        Daha fazla fındık üretmeye mi çalışacağız yoksa verimliliği artırarak aynı araziden daha fazla ürün mü alacağız?

        Bunların hepsinin bir arada düşünülmesi gerekiyor.

        Çünkü fındık yalnızca bir tarım ürünü değil, aynı zamanda tek başına karın doyuracak ve beslenmeyi sağlayacak değerli bir gıda maddesi. Ayrıca önemli bir ihracat kalemi de. Yaklaşık 2,5 milyar dolarlık ihracat gelirini göz ardı edemeyiz.

        Ama öte yandan Türkiye'nin tarım ürünleri ve özellikle yemeklik yağ ihtiyacı için yılda 4-5 milyar dolarlık ithalatla bunun çok üzerinde ithalatın da sürdürülebilir olmadığı açık.

        Acaba fındık yağına dönsek ülke olarak daha kazançlı çıkar mıyız? Bunun bir araştırması yapılmalı.

        Bir taraftan 2,5 milyar dolarlık fındık ihracat geliri elde ederken diğer taraftan bitkisel yağlara daha fazla döviz ödüyorsak, burada bütüncül bir tarım politikası ihtiyacı ortaya çıkıyor.

        Önce sayalım, sonra planlayalım

        Tam da bu nedenle tarım sayımını önemsiyorum. Türkiye'nin elinde ne kadar tarım arazisi var? Ne kadarı ekiliyor? Ne kadarı boş?

        Hangi ürün nerede yetiştiriliyor? Dönüm başına verimimiz ne? Çiftçinin yaş ortalaması nedir?

        Hangi ürünün ne kadarına ihtiyacımız var? Hangisini ne kadar ihraç edebiliriz? Hangisini üretmek ekonomik değil?

        Bunları bilmeden tarım politikası yapılamaz. Önce fotoğrafı çekmemiz gerekiyor.

        Sonra ihtiyacımıza, iklimimize, su kaynaklarımıza, dünya fiyatlarına ve uluslararası rekabet gücümüze göre bir tarım stratejisi oluşturmalıyız.

        Çünkü iklim değişiyor. Su kaynakları değişiyor. Üretim bölgeleri değişiyor. Tüketim alışkanlıkları değişiyor. Dünya tarımı değişiyor.

        Türkiye'nin tarımı da değişmek zorunda.

        Tarım artık milli güvenlik meselesi

        Eskiden tarımda kendi kendine yeterlilik daha çok ekonomik bir hedef olarak görülürdü. Bugün ise bunun ötesine geçiyoruz.

        Savaşların, jeopolitik gerilimlerin, enerji krizlerinin, lojistik sorunların ve iklim değişikliğinin yaşandığı bir dünyada gıdaya erişim artık milli güvenlik meselesidir.

        Türkiye'nin de bu açıdan çok önemli bir avantajı var. Toprağımız var. Farklı iklim kuşaklarımız var. Ürün çeşitliliğimiz var. Tarım kültürümüz var.

        Ama bunların hepsini yüksek verimlilik ve rekabet gücüyle buluşturmak zorundayız. Fındık bunun için çok iyi bir örnek. Dünyanın fındık üretiminde açık ara lideriyiz. Pazarın yaklaşık yüzde 70'i bizde. Milyarlarca dolarlık ihracat yapıyoruz.

        Ama üreticimiz işçilik maliyetini karşılayamadığı için fındığını toplamaktan vazgeçmeye başlıyorsa, burada başarı hikâyesinin başka bir yüzünü de görmek gerekiyor.

        Verimliliği konuşmanın zamanı

        250 lira bugün tartışılır. Yarın 300 lira olur. Sonra 400 lira olur.

        Ama verimlilik artmıyorsa üreticinin sorunu çözülmez.

        Çünkü enflasyon fiyatları yükseltir, verimlilik ise geliri kalıcı olarak artırır.

        Türkiye'nin fındık politikasının hedefi de kilogram fiyatını sürekli yükseltmek değil, üreticinin bir dönümden daha fazla, daha kaliteli ve daha düşük maliyetle ürün almasını sağlamak olmalı.

        Ben bir fındık üreticisi olarak artık her sezon aynı soruyu sormak istemiyorum: "Fındık kaç lira olacak?" Onun yerine şu soruyu sormak istiyorum: "Bir dönüm fındıktan neden hâlâ 85-90 kilo alıyoruz ve bunu nasıl 150-200 kiloya çıkaracağız?"

        Fındık, Karadeniz'in yeşil altınıdır. Ama altın yalnızca değerli olduğu için değil, toprağın altında ve üstünde doğru işlendiğinde zenginlik yarattığı için altındır. Türkiye'nin artık fındıkta fiyatı değil, verimliliği artıracak bir gelecek stratejisini konuşması gerekiyor.