2026’nın ilk yedi aylık bütçe sonuçları, Türkiye ekonomisinin en önemli paradokslarından birini ortaya koyuyor.
Bir tarafta dezenflasyon programı uygulanıyor, talebin ve ekonominin soğutulması hedefleniyor. Diğer tarafta kamu harcamaları reel olarak artmaya devam ediyor. Personel giderleri yüzde 42,8, mal ve hizmet alımları yüzde 44,4 yükseliyor. Faiz giderlerindeki artış yüzde 43,7'ye ulaşıyor.
Buna rağmen bütçe dengesi tamamen bozulmuyor. Çünkü vergi gelirleri de güçlü.
İlk yedi ayda bütçe giderleri yüzde 36,6, bütçe gelirleri yüzde 37,4 arttı. Böylece gelirlerin artış hızı giderlerin biraz üzerinde kaldı. Bütçe açığı 1 trilyon 4 milyar liradan 1 trilyon 321 milyar liraya yükselse de yıllık bütçe açığı hedefinin yalnızca yüzde 48,7'si ilk yedi ayda gerçekleşti.
Tablonun özeti aslında çok basit: Harcama var, vergi var, faiz var, enflasyon da var.
Kamu harcamaları reel olarak artıyor
İlk yedi ayda toplam bütçe giderleri enflasyonun üzerinde yüzde 36,6 arttı. Faiz dışı giderlerdeki artış yüzde 35,3. Personel giderleri yüzde 42,8, SGK devlet primi giderleri yüzde 49,1, mal ve hizmet alımları yüzde 44,4 artarak yüzde 31.75’lik yıllık enflasyonun belirgin biçimde üstüne çıktı.
Yani dezenflasyon programının uygulandığı bir dönemde kamu sektörü ekonomiye nominal değil, reel olarak da harcama yapmaya devam ediyor.
Bu mutlaka yanlış bir politika anlamına gelmiyor. Çünkü bütçenin içinde deprem bölgesinin yeniden inşası gibi ertelenmesi mümkün olmayan harcamalar var. Nitekim Hazine ve Maliye Bakanlığı da 2026 bütçesinde faiz dışı harcamalardaki artışın önemli bölümünün personel giderleri ile sosyal yardım ve deprem harcamalarından kaynaklandığını belirtiyor.
Ama sonuç değişmiyor. Kamu maliyesi dezenflasyonun önünde tamamen frene basmış değil.
Bütçeyi kurtaran taraf vergi gelirleri
Harcamaların enflasyonun üzerinde arttığı bir ortamda bütçe açığını frenleyen temel güç ise gelirler.
Vergi gelirleri ilk yedi ayda yüzde 37,3 artarak 7 trilyon 855 milyar liraya ulaştı.
Burada da çok önemli bir ayrışma var. Gelir vergisi yüzde 53,3, kurumlar vergisi yüzde 51,8 artıyor. Buna karşılık ÖTV'deki artış akaryakıtta eşel mobil sistemi nedeniyle sadece yüzde 7,9'da kalıyor. Dahilde KDV yüzde 39,6, ithalattan alınan KDV yüzde 29,8 yükseliyor.
Bu kompozisyon bize iki şey söylüyor.
Birincisi, devletin vergi toplama kapasitesi güçlü.
İkincisi, vergi gelirlerinin artışı yalnızca tüketim canlılığından kaynaklanmıyor. Gelir ve kazanç üzerinden alınan vergiler çok daha hızlı büyüyor.
Dolayısıyla bütçe şunu söylüyor: Talep soğuyor ama vergi tahsilatı güçlü kalıyor.
Faiz de bu denklemin içinde
Faizi tamamen dışarıda bırakmak da mümkün değil. Çünkü ilk yedi ayda faiz giderleri yüzde 43,7 arttı ve 1 trilyon 791 milyar liraya ulaştı.
Ancak burada önemli olan, faiz giderlerinin bütçenin tamamını açıklamadığını görmek.
Faiz dışı giderler de yüzde 35,3 artıyor. Yani kamu harcamalarının reel artışında yalnızca faiz yok. Personel, SGK, mal ve hizmet alımları gibi doğrudan kamu hizmetleriyle bağlantılı harcamaları yükseltiyor.
Bu nedenle bütçe tablosunda daha geniş bir resim var: Kamu harcıyor, bu harcamaların bir bölümü reel olarak büyüyor; devlet bunun karşılığında daha fazla vergi topluyor ve bütün bu süreç yüksek faiz maliyetiyle birlikte yürüyor.
Faiz dışı fazla neredeyse iki katına çıktı
Yine de bütçenin en güçlü tarafı burada ortaya çıkıyor. Geçen yılın ilk yedi ayında 241,7 milyar lira olan faiz dışı fazla, bu yıl 470,1 milyar liraya yükseldi. Artış yüzde 94,5. Bu önemli bir rakam.
Çünkü kamu, faiz ödemelerini bir kenara bıraktığımızda, gelirlerinden harcamalarını karşılamanın ötesinde daha yüksek bir fazla üretiyor.
Fakat bu durum, kamu harcamalarının reel olarak arttığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Tam tersine, bütçenin nasıl bir denge üzerinde durduğunu gösteriyor.
Bir tarafta reel olarak artan harcamalar, diğer tarafta güçlü vergi tahsilatı var. İkisinin arasındaki farkı da faiz faturası belirliyor.
Dezenflasyonun mali ayağı ne kadar güçlü?
Para politikası sıkı. Faiz yüksek. Kredi koşulları geçmişe göre daha sıkı. İç talebin soğutulması hedefleniyor.
Fakat bütçeye baktığımızda kamu harcamalarının önemli bir bölümünde reel artış görüyoruz.
Bu, dezenflasyon programının mali ayağında para politikası kadar güçlü bir fren olmadığını düşündürüyor.
Bunun karşılığında devlet yüksek vergi topluyor. Vergi gelirleri bütçeyi taşıyor. Faiz dışı fazla yükseliyor. Fakat enflasyon hâlâ yüzde 30'ların üzerinde.
Tam da bu nedenle bütçe sonuçlarını yalnızca "mali disiplin var" ya da "bütçe bozuluyor" şeklinde iki kutuplu okumak mümkün değil.
Daha karmaşık bir denklemle karşı karşıyayız. Kamu harcıyor. Vergi topluyor. Faiz ödüyor. Ve bütün bunların sonunda enflasyon ancak ağır aksak geriliyor.
Bütçenin asıl sınavı
Bu durum dezenflasyon açısından önemli bir soru doğuruyor: Merkez Bankası'nın sıkı para politikasıyla bastırdığı talebi, kamu harcamaları ne ölçüde yeniden ekonomiye taşıyor?
Üstelik bunun yanında yüksek faizin maliyeti de var. Dolayısıyla bütçenin 2026'daki hikâyesi yalnızca bir "faiz hikâyesi" değil. Bu, harcama, vergi, faiz, enflasyon dörtlüsünün hikâyesi.
Belki de 2026 bütçesinin en doğru özeti şu: Bütçe dengesi korunuyor ama devletin ekonomiye ne kadar harcama yaptığı, bunu ne kadar vergiyle finanse ettiği ve geriye ne kadar enflasyon bıraktığı da önemli.