Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım 20 bin dolar olduk da haberimiz mi yok?

        Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 2,3 büyüdü. Büyüme hızı düşük. Hatta ekonominin belirgin biçimde yavaşladığını gösteriyor. Ancak açıklanan verilerin içinde, büyüme oranının gölgesinde kalan çok daha çarpıcı bir rakam var.

        Türkiye'nin yıllıklandırılmış milli geliri ilk kez 1 trilyon 706 milyar dolara ulaştı. TÜİK'e göre yıl ortası nüfus verisini 86 milyon 320 bin 602 kişi ve kişi başına milli gelir 19 bin 762 dolara yükseldi. Yani Türkiye, kişi başına gelirde 20 bin dolar eşiğinin hemen kapısında.

        Üstelik yılın daha yarısındayız. Yılın geri kalanında döviz kurunda büyük bir sıçrama yaşanmazsa, Türkiye'nin 2026'yı kişi başına 20 bin doların üzerinde bir milli gelirle kapatması kuvvetle muhtemel.

        Bu, rakamsal olarak küçümsenecek bir gelişme değil.

        Ama işin ilginç tarafı, tam da burada başlıyor.

        Beş yılda bir kişi başına 10 bin dolar

        Türkiye'nin kişi başına milli geliri 2021 yılında 9.424 dolardı. Bugün geldiğimiz noktada yaklaşık 19.762 dolar. Aradaki fark 10.338 dolar.

        Başka bir ifadeyle kişi başına milli gelirimiz beş yılda ikiye katlandı. Ortalama olarak her yıl kişi başına 2 bin doların üzerinde artış gerçekleşti. Bu gerçekten büyük bir artış.

        Normal şartlarda böyle bir rakamın toplumun günlük hayatında çok belirgin biçimde hissedilmesi gerekir. Yani kısacası refahın gözle görülür biçimde yükselmesi beklenir.

        Peki öyle mi oldu? Başımız göğe mi erdi?

        Sanırım bu soruya çoğu insan hayır cevabını verecektir.

        Öyleyse ortada çözülmesi gereken bir çelişki var. Kişi başına gelir beş yılda neredeyse ikiye katlanırken, neden vatandaş kendisini iki kat zenginleşmiş hissetmiyor?

        Bence bunun tek bir cevabı yok. Üç ayrı gelişme aynı anda yaşandı.

        Birincisi milli gelir arttı ama TL de değer kazandı

        Kişi başına gelir hesabını dolarla yapıyoruz. Dolayısıyla milli gelir TL olarak artarken, Türk Lirası'nın dolar karşısındaki değeri de bu hesabı doğrudan etkiliyor.

        TL'nin değer kazanması veya en azından milli gelirdeki TL artışının kurdaki artışın üzerinde kalması, dolar cinsinden milli geliri yukarı taşıyor.

        Örneğin TL cinsinden geliriniz yüzde 30 artarken, dolar kuru yüzde 15 artıyorsa, dolar cinsinden geliriniz de yükseliyor.

        Ama bu, vatandaşın günlük hayatında aynı oranda bir satın alma gücü artışı yaşadığı anlamına gelmiyor.

        Dolar cinsinden gelir hesabı, uluslararası karşılaştırma için son derece önemli.

        Ancak vatandaş hayatını dolarla değil, Türk Lirası'yla yaşıyor. Markete TL ile gidiyor. Kirasını TL ile ödüyor. Elektrik ve doğal gaz faturasını TL ile ödüyor.

        Dolayısıyla dolar bazında kişi başına gelirin artması ile günlük hayatta hissedilen refah artışı arasında her zaman bire bir ilişki bulunmuyor.

        İkincisi doların kendisi artık eskisi kadar güçlü değil

        Bir başka önemli nokta da doların satın alma gücü. Bugünün 20 bin doları ile beş yıl önceki 20 bin dolar aynı ekonomik gücü temsil etmiyor.

        Dolar cinsinden milli gelir artıyor olabilir. Ama doların satın alma gücü de zaman içinde aşınıyor. ABD’de son 40 yılın en yüksek enflasyonunun yaşandığı ve bunun para biriminin değerine yansıdığı da bir gerçek.

        Dolayısıyla beş yıl önceki 10 bin dolar ile bugünkü 20 bin doları sadece rakamsal olarak karşılaştırmak yanıltıcı olabilir.

        Nominal olarak büyük bir sıçrama vardır. Ancak bunun reel refaha ne kadar dönüştüğü ayrı bir sorudur.

        Rakam büyür. Dolar büyür. Milli gelir büyür. Ama vatandaşın hayatındaki değişim aynı oranda olmayabilir.

        Üçüncüsü gelir herkese eşit dağılmadı

        Bence asıl kritik nokta burada. Bir ülkenin milli geliri artabilir. Kişi başına gelir 10 bin dolardan 20 bin dolara yaklaşabilir. Ancak bu gelirin kimlerin cebine gittiği, rakamın kendisi kadar önemlidir.

        Eğer gelir artışının büyük bölümü toplumun küçük bir kesiminde toplanıyorsa, ortalama gelir yükselir ama ortalama vatandaş kendisini zenginleşmiş hissetmez.

        Çünkü kişi başına milli gelir bir ortalamadır. Bir ülkede çok yüksek gelir elde edenlerin kazançları arttığında da ortalama yükselir. Ama milyonlarca insanın geliri aynı ölçüde artmayabilir.

        İşte son yıllarda Türkiye'de yaşanan temel sorunlardan biri de bu.

        Milli gelir büyüdü. Dolar bazında büyüdü. Kişi başına gelir büyüdü. Ama gelir ve servet dağılımındaki bozulma nedeniyle bu büyüme toplumun bütün kesimlerine aynı ölçüde yansımadı.

        Bazıları gelirini, servetini ve varlıklarını çok hızlı artırdı. Buna karşılık ücret ve maaşla yaşayan geniş kesimler, özellikle yüksek enflasyon karşısında satın alma güçlerini korumak için mücadele etti.

        Bu nedenle kişi başına gelir istatistiği yükselirken, toplumun önemli bir kesiminin ekonomik algısı çok farklı bir yerde oluştu.

        20 bin dolar önemli bir eşik

        Bütün bunlar 20 bin dolar eşiğinin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine Türkiye'nin kişi başına gelirde 20 bin doları aşması önemli bir ekonomik kilometre taşıdır. Nominal olarak son derece büyük bir sıçramadır.

        Bu aynı zamanda Türkiye ekonomisinin dolar bazındaki büyüklüğünün de önemli ölçüde arttığını gösteriyor.

        Ancak burada rakamın büyüsüne kapılmamak gerekiyor. Çünkü asıl soru, milli gelir ne kadar arttı sorusundan sonra bu gelir kimin geliridir?

        Ve daha önemlisi vatandaşın hayatında neyi değiştirdi? Eğer kişi başına gelir 20 bin doları geçiyor ama vatandaş kendisini 10 bin dolarlık refah artışı yaşamış gibi hissetmiyorsa, rakamlarla hayat arasındaki mesafeyi araştırmak gerekir. Bence cevap da büyük ölçüde ortada.

        • Son beş yıldaki büyük dolar bazlı artışta milli gelirin nominal büyümesi var.
        • TL'nin dolar karşısındaki göreli değerlenmesinin etkisi var.
        • Doların zaman içinde satın alma gücü kaybetmesi var.
        • Ve en önemlisi artan gelirin toplum kesimleri arasında eşit dağılmaması var.

        Belki de cevap gerçekten üçünün birleşiminde yatıyor.

        Türkiye yakında kişi başına 20 bin dolar kulübüne girebilir. Bu güzel bir ekonomik manşet olur. Ama gerçek başarı, kişi başına gelir rakamının 20 bin doları geçmesiyle değil, 20 bin dolarlık Türkiye'nin refahının vatandaşın günlük hayatında da hissedilmesiyle ölçülecek.

        Çünkü ekonomik istatistiklerde ortalamalar vardır. Ama hayat ortalamayla yaşanmaz.

        Son söz: “İstatistik, ortalama olarak hiçbir insanın yaşamadığı bir hayatın bilimidir.” William Bruce Cameron