İngiliz yönetmen Thomas Hardiman’ın ilk uzun konulu filmi ‘Medusa Deluxe’, dünya prömiyerini 2022 yılında Locarno Film Festivali’nde yaptı ve yıl içinde birçok festivale katıldı. Guadalajara’da aldığı Jüri Ödülü’nün yanı sıra üç dalda aday olduğu Britanya Bağımsız Film Ödülleri’nde En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı kategorisinde ödül kazandı.
Film, Londra’da düzenlenen bölgesel bir saç tasarım yarışması sırasında geçiyor. İlk sahnelerde, yarışmacı Mosca’nın odasında ölü bulunduğunu; saçlarının kafa derisiyle birlikte feci şekilde yüzüldüğünü, polisin olay yerine intikal ettiğini ve araştırmaya başladığını öğreniyoruz.
Gizemli bir cinayet öyküsü olarak ilerleyen ‘Medusa Deluxe’ aslında tipik bir ‘Katil kim?’ polisiyesi ama içinde polis veya dedektif yok. Film boyunca polisin yürüttüğü soruşturma hakkında en ufak bir fikrimiz olmuyor. Çünkü film yarışmacılar, saç mankenleri, salonun güvenlik görevlileri ve organizatör Rene (Darrell D’Silva) arasında yaşananlara odaklanıyor. Tabi, bir süre sonra yarışmanın gerçekleştiği binaya gelen Mosca’nın sevgilisi Angel (Luke Pasqualino) ve bebeği Pablo’yu unutmayalım…
Yönetmen Thomas Hardiman, tüm filmi ‘kesintisiz tek çekim’ konsepti üzerinden kuruyor. Alejandro G. Inarritu’nun ‘Birdman’de denediği tarzda özel efektlerle desteklenen bir ‘tek çekim hissi’ bu… Montajcı Fouad Gaber’in bir sihirbaz misali kesim noktalarını ustaca sakladığını görüyoruz. CGI destekli montaj bir yana, filmin teknik anlamda birbirini takip eden dakikalarca süren uzun çekimlerden oluştuğunu ve bunun zor bir sinema tekniği olduğunu belirtmem gerek. Çünkü Hardiman’ın kamerası film boyunca yarışmanın yapıldığı binanın odalarında, salonlarında, koridorlarında, merdivenlerinde, çıkışında ve otoparkında sürekli karakterleri takip ediyor, ölçek ve açı değiştiriyor. Görüntü yönetmeni Robbie Ryan ve Steadycam operatörü Jake Whitehouse gerçekten sağlam iş çıkarıyor.
Kuşkusuz, burada önemli olan, anlatım tekniğinin yetkin şekilde kullanılması kadar filmin bütünündeki anlam ve işlevi… Hardiman, asıl başarısını bence burada gösteriyor. Kamerayı cinayetin sırlarını çözmeye çalışan meraklı ve görünmez bir gözlemciye dönüştürüyor. İşte bu yüzden, kamerayla birlikte sürekli birilerinin peşine düşüyor, bina içinde yer değiştirip duruyoruz.
Seyircinin merak duygusuyla kamera arasında kurduğu güçlü bağla filmini akıcı bir raya oturtan Hardiman, mekân ve zaman birliğini de avantaja çeviriyor. Böylelikle polisler soruşturmaya başlamadan hemen önceki saat ve dakikalar içinde yarışmanın kulisinde kamerayla birlikte dolaşarak katilin kim olabileceğini tahmin etmeye çalışıyoruz. Hardiman, finale doğru tek çekim konseptini bozmadan zaman atlaması yapıyor, ertelenen yarışmanın yapıldığı güne götürüyor bizi ama filmin büyük bölümünde cinayetin hemen ardından yaşananları takip ediyoruz.
Peki, kamera bize neler gösteriyor, bizi nelere tanık ediyor? Öncelikle karakterleri tanıyor; Mosca’nın ölümüne verdikleri tepkileri gözlemliyoruz. Senaryoyu da yazan Hardiman, nerdeyse 9 karakterin birden öne çıktığı bir dramatik yapı kuruyor. ‘Katil kim?’ (Whodunnit?) tarzında polisiyeler için kuşkusuz yeni bir şey değil. Burada yeni ve özgün olan, soruşturmayı yürüten bir detektifin olmaması… Dolayısıyla, ana karaktersiz bir film seyrediyoruz.
Hardiman, kalabalık kadrolu ‘Katil kim?’ polisiyelerinin bir başka temel özelliğinden de vazgeçmiyor. Özellikle Agatha Christie polisiyelerinde cinayetten sonra geçmişteki sırlar, gizli ilişkiler, sorunlar, düşmanlıklar birer birer açığa çıkar. Burada da aynısı oluyor ama tüm bunları soruşturma esnasında değil, karakterler dedikodu yaparken öğreniyoruz. O yüzden ‘Medusa Deluxe’e ‘bol dedikodulu cinayet gizemi’ demek mümkün…
Herkesin birbirini çekiştirmesi, eleştirmesi bir yana içlerinden bazılarının detektif havasına girdiğini de görüyoruz. Tabi profesyonel dedektif gibi ipuçları ve delillerden ziyade ‘gıybet kaynaklı’ cinayet nedenleri üzerinden giderek birbirlerini suçluyorlar. Öyle ki, bir noktadan sonra, rekabetin dışında kalan model kızlar, Timba (Anita-Joy Uwajeh), Angie (Lilit Lesser), Etsy (Debris Stevenson) hariç herkesten şüpheleniyoruz. Onlar diğerlerine göre daha saf, sezgileri güçlü ve dürüst görünüyorlar.
Hardiman, yarışma duygusunun saç tasarımcıları üzerindeki olumsuz etkilerini dikkatle gözlemliyor ve küçük ölçekli bir model üzerinden rekabetçi sistem eleştirisi getiriyor. Ama asıl olarak yarışmacıların sistemin özündeki bu rekabet duygusuyla nasıl baş ettiği veya edemediğiyle ilgileniyor. Mesela, ilk tanıdığımızda Mosca’nın ölümünden ziyade yarışmanın ertelenmesinden rahatsız olan Cleve (Clare Perkins), rekabetin getirdiği duygu durumlarının altından kalkamayan öfke dolu agresif bir karakter. George döneminden kalma ‘fontange’ adlı saç modeline öylesine kafayı takmış durumda ki başka hiçbir şeyle ilgilenmek istemiyor. Hırsın onu yiyip bitirdiğini fark ediyor ama yine de işine olan tutkusuna saygı duyuyor, dürüst biri olduğunu seziyoruz. Kendra (Harriet Webb) ise Cleve’den daha uyumlu, sakin görünüyor; ama herkese öylesine hesaplı davranıyor ki yarışmaya hile karıştırdığı dedikodusunun çok da yalan olmadığını düşünüyoruz. Divine (Kayla Meikle) ise belki rekabet duygusuyla baş edebilmek için dine dönmüş biri. Herkesin yüzüne karşı iyi, pozitif olmayı başarıyor. Ama iş insanların arkasından konuşmaya geldiği zaman diğerlerinden farkı kalmıyor.
Başkalarının anlattıkları üzerinden tanıdığımız biseksüel Mosca’ya geldiğimizde ise gelip geçici ilişkileri seven, partnerlerini aldatmaktan çekinmeyen biri çıkıyor karşımıza. Sonlara doğru para kazanmak için ucu İstanbul’a kadar uzanan bir suç zincirine bulaştığını keşfediyoruz. O yüzden para için öldürülme ihtimali beliriyor. Mosca’nın çevresindeki erkeklerle ilişkilerine odaklandığımızda ise tutku ve kıskançlık cinayeti geliyor aklımıza.
Hardiman’ın ‘Katil kim?’ polisiyesinin kalıpları içinde kalarak, çoğumuzun yabancı olduğu bir alt kültür üzerinden, etnik çeşitliliğe sahip bir tür sosyolojik mikrokozmos yarattığı söylenebilir. Kimsenin kimseye güvenmediği, herkesin birbirinin dedikodusunu yaptığı, maddi çıkarların öne çıktığı bir ortamdayız. Karakterler arasındaki gerilimin yükseldiği, suçlamaların ayyuka çıktığı anlarda arada kameraya merakla baktığını gördüğümüz şirin bebek Pablo’nun hikâyeye dahil olması kuşkusuz tesadüf değil. Hardiman, bebeğin saflığını, masumluğunu bir kontrast olarak çıkarıyor karşımıza. Öte yandan, melek yüzlü sessiz saç modeli Angie ve ilk bakışta çok tekinsiz görünen Gac’de (Heider Ali) de saf yanlar bulmak mümkün. Yalnızlık, dışlanmışlık ve ayrımcılıkla örselenmiş olduğunu keşfettiğimiz Asya kökenli güvenlik görevlisi finale doğru Gac daha çok öne çıkıyor. Gac’ın saçsız biri olması kuşkusuz ayrı bir ironi…
Her şey bittiğinde Hardiman’ın dikkatimizi yalnızlık ve tutkuya çektiği söylenebilir. Ama en başından beri asla trajik bir ton yok filmde. Karakterlerin diyaloglarında, aralarındaki çatışmalarda ince bir mizah duygusu hâkim. Yoğun emek ve büyük özen gerektiren abartılı saç tasarımlarının da Mosca’nın trajik ölümüyle ironik bir kontrast oluşturduğu kesin. Filmin içerdiği abartılı, gösterişli ‘camp’ tonu ve duygusunun biraz bu saç tasarımlarında gizlendiği söylenebilir. Ki o ‘camp’ duygusu finalde George McRae’nin ‘Don't You Feel My Love’ adlı disco şarkısı eşliğinde yapılan dansta açığa çıkıyor; neşeli hafif bir müzikal enerjisine dönüşüyor.
Filmin çok derinlikli bir hikâyesi olduğunu söyleyemem. Klasik polisiye severleri ne kadar mutlu edeceğini kestirmem zor. Ama ‘camp’ tarzına yakın hafif polisiye seyretmek isteyenler bence kaçırmasın.
Kamera çalışması, görüntü yönetimi, uzun çekimleri, kara mizah duygusu ve renkli karakterleriyle sevdiğim, ilgiyle izlediğim bir film oldu ‘Medusa Deluxe’. Oyuncuların İngiltere dışında çok fazla tanınmadığı söylenebilir ama tüm kadronun işini çok iyi yaptığı, oyunculuk kalitesinin yüksek olduğu kesin. (MUBI)