Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Muhsin Kızılkaya İnsanları intihara götüren roman!
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Lanetli kitaplar vardır; bazıları onları okumaktan, hatta onlara dokunmaktan çekinir, bazıları da dokununca onlara canından olur. Umberto Eco’nun “Gülün Adı” romanında, Aristo’nın “Poetika”sının ikinci cildine dokunan ölüyor mesela. Aristo’nun kitabı gülme teorisi üzerinedir; Orta Çağda engizisyon, bu teoriyi yasaklamış, gülmeyi bir tür sapkınlık olarak yorumlamıştı. Benedict Manastırı’nın kütüphane görevlisi kör bilgin Burgos’lu Jorge de engizisyonun yasağına körü körüne inanmış bir rahiptir. Bu yüzden gülmenin işlevini ters çevirip sanat düzeyine çıkaran, filozofların dünyasının kapılarını gülmeye açan, böylece gülmeyi felsefenin ve tanrıbilimin konusu haline getiren Aristo’nun bu “lanetli” kitabını kimsenin okumaması için onun her sayfasına bir tür öldürücü zehir sürer. Kitabın sayfalarını açmak için parmaklarını diliyle ıslatarak çevirmeye başlayan herkes bir bir ölmeye başlar.

        1327 yılında geçen romanda dedektif Baskervilleli William ile çömezi Adson (Bir nevi Sherlock Holms ile Dr. Watson) yedi günde işlenen bu yedi cinayeti çözmeye girişiyorlar.

        *

        Ortaokul sıralarında Hakkari’de bulabildiği her kitaba aç bir insanın yemeğe saldırması gibi saldıran bir kitap delisiyken, Erzurum Atatürk Üniversitesi’nin İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun olup öğretmen olarak şehrine dönen, daha sonra ve şimdi de hep arkadaşım bildiğim İsmail bir gün, kitaplarla olan bu “delice” ilişkimi görünce, “Biliyor musun, bir kitap var ama sana kesinlikle tavsiye edemem çünkü o kitabı okuyan intihar ediyor, şimdiye kadar kitabı okuyup intihar edenlerin sayısı bir hayli fazladır,” dedi.

        İsmail Hoca sözünü bitirir bitirmez önüne geçemediğim bir dürtüyle bir an önce o “lanetli” kitabı bulup okuma isteği uyandı içimde.

        “Kimin kitabı, adı nedir?” diye sordum.

        “Bir roman,” dedi. Goethe adında bir Alman yazmış, kitabın adı Genç Werther’in Acıları’dır”.

        “Nerede bulabilirim?” dedim.

        “Bilmem, bende yok, belki halk kütüphanesinde vardır,” dedi.

        Gerçekten de Hakkâri İl Halk Kütüphanesi’nde vardı. Ödünç alıp eve götürdüm.

        Kitapla baş başa kaldığım o an hiç çıkmadı aklımdan. Varlık Yayınları’nın 1960’da çıkardığı, sarı zeminle kaplı kapağını dikine ve enine iki kırmızı şeridin kestiği, “Goethe”nin ismi altında büyük harflerle “GENÇ WERTHER”, onun hemen altında da küçük puntolarla “İN ACILARI” yazan küçük kitaba ne kadar baktığımı hatırlamıyorum bile. Bir türlü elim varıp da kapağını çeviremedim kitabın. Ya kitap beni içine çekerse? Ya labirentinin içine girip kaybolursam? Ya girdabına kapılıp boynuma ip geçirirsem? Ya okuduktan sonra ben de canıma kıyarsam? İsmail Hoca yalan söylemez, bu kitabı okuyan birçok kişi intihar ettiğine göre kitabın içinde insanın aklını başından alıp onu canına kıyacak raddeye getiren bir tılsım, bir sihir, bir büyü olsa gerek.

        Sonra bütün cesaretimi topladım ve okumaya başladım. Temkinliydim. Zinhar bir delilik yapmayacaktım. Kitabı okumaya devam edecek, bitirdikten sonra da içinde ne olursa olsun intihar etmeyecektim.

        *

        Mektuplardan oluşuyordu kitap. Başka bir deyimle bir mektup romandı elimdeki kitap. Werther hukuk stajı yapan bir gençtir. Lotte adında bir kadına aşık olur. Lotte de ona karşı kayıtsız değildir ancak gelin görün ki Lotte nişanlıdır. Verilen sözlerin, ahlaki değerlerin önemli olduğu bir dönemdir anlatılan dönem. Lotte nişanlısı Albert’le evlenir. Werther ise bir aile dostu olarak ye alır yanlarında. Fakat aşk ile dostluk arasında kıldan ince bir köprü vardır. Werther ile Lotte her an bir delilik yapabilirler. Bu yüzden Lotte, Werther’e onlardan uzaklaşmalarını ve bir daha görüşmemelerini söyler. Werther’in Lotte’siz bir hayata dayanması imkansızdır. Lotte’ye şöyle bir mektup yazar:

        Bak Lotte! Bana ölümün sarhoşluğunu tarttıracak olan o soğuk ve korkunç kadehi elime alıyorum. Onu bana sen uzatıyorsun, ben de alırken hiç duraksamıyorum. Hayatımın bütün istekleri ve ümitleri yerine geldi. Ölümün çelikten kapısını vurmak öylesine titretici ve çetin ki.”

        Mektup şöyle biter:

        “Silahlar dolu. Saat on ikiyi vuruyor. Alınyazısı bu, önüne geçilmez. Lotte! Elveda Lotte! Elveda"

        Ve canına kıyar.

        Werther intihar edince ben çok üzülmüştüm ama ona bu kadar üzüldüm diye canıma kıymaya kalkışmadım. Daha doğrusu intiharı aklımdan bile geçirmedim. Kitabı okurken düşündüğüm tek şey, bu kitabı okuduktan sonra birçok insanın neden intihar ettiğiydi.

        Hazin bir aşk hikayesi vardı orta yerde tamam; hem de Cemal Süreya’nın “Şu Bizimki” şiirinde; “Yıkıcı bir aşk bu,/Yıkıyor milletin ortasına/Tutku yükünü./(…)/Yasadışı bir aşk,/Evlenmeyi/Hiç mi hiç düşünmüyor,” diye tarif ettiği aşka benzer bir aşk…

        *

        O yaşlarda aşk meselesine Goethe’nin baktığı pencereden bakacak kadar idrak yeteneğim gelişmemişti. Kendi başından geçen bir hikayeyi, yani aslında kendini anlatmıştı genç Goethe. Henüz 25 yaşındayken yazmıştı bu romanı. Yazıldığı günden bugüne tam tamına 250 sene geçti, kitap hâlâ dün yazılmış gibi güncel duruyor orta yerde.

        Büyük romancılar; genellikle kendi başlarından geçen, bizzat yaşadıkları bazı olayları eğip bükerek, sağıyla soluyla oynayarak, mekanını, zamanını değiştirerek, hadiseye bambaşka ayrıntılar ekleyerek, süsleyip püsleyerek, acılaştırıp komikleştirerek, hayallerinden yarattıkları başkalarının başından geçmiş gibi göstererek yazan; buna da büyük bir hünerle hepimizi inandıran, eşi benzeri olmayan çok büyük yalancılardır.

        Baştan beri romancıların yazdıklarıyla ilgili en çok şu soru sorulmuş:

        Anlatılan gerçek mi? Gerçekse kimin başından geçmiştir?

        Evet, Goethe başından geçen bir olayı anlatmıştı. 25 yaşındayken yakalandığı “yıkıcı aşkı”nı… Ama sağıyla soluyla oynamış, kendinden uzaklaştırmaya çalışmıştı o aşkı kitabında, onu yaşanmış bir hayat hikayesinden çıkarmış, sanatın gerçeği haline getirmişti.

        *

        Goethe hukuk tahsilini tamamlamış, 1772 yılının Mayıs ayında Almanya’nın Lahn Nehri kıyısındaki küçük kasabası olan Wetzlar mahkemesinde staj görmeye başlamıştı.

        Çalışkandı, zekiydi, gelecek vadediyordu ama gece hayatına da pek düşkündü. Düzenlenen bir baloda Charlotte Buff adında çok güzel bir kızla tanışır ve hemen kör kütük aşık olur ona. Diller döker, ne yapar eder kızla tekrar bir araya gelmenin yolunu bulur. Onunla yakınlaşmak ister ama kız izin vermez. Çünkü kız, Goethe kasabaya geldikten sonra arkadaş olduğu yakın dostu Kestner’le nişanlıdır. Aşık olduğu kızın hem büyük saygı duyduğu meslek büyüğü hem de yakın dostunun nişanlısı olduğunu öğrenince kalbinden vurulur. O zamanki hissiyatını romanın bir yerinde şöyle ifade eder:

        “Bazen aklım almıyor; onu yalnız ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken ondan başka bir şey görmez ve bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?”

        Goethe kendine kızar ama gönlü arsız, utanma sıkılma, arkadaş nişanlısı falan bilmez. Tam aksine onlara daha da yakınlaşır, Charlotte’yi biraz daha görebilmek için onlarla daha sık görüşmeye başlar. Nişanlı çift birbirine aşıktır, ikisi de çok mutlu, Goethe bağrına taş basar, bu duruma daha fazla katlanamayacağına karar vererek Wetzlar’dan ayrılmaya karar verir; bir gün kimseyle vedalaşmadan sessizce çekip gider kasabadan.

        Aşk acısından kaçanlar, gittikleri her yere o acının katmerlisini götürürler. Acılarını dindirecek bir mekan, bir dost ararlar ama gittikleri her yerde, yaptıkları her şey zehirli iğne olur batar her yerlerine. Goethe de acısını hafifletmek için Koblenz’de bir dostunu ziyaret eder. Burada Sophie de la Roche’un evine misafir olur. Sophie hem yazar hem de bir derginin editörüdür. Evde Maximilienne adında 16 yaşında bir kızı var. Yine aşk acısını çekenler, başka bir aşka yelken açarlarsa eğer acılarından kurtulacaklarını sanırlar. Goethe de bu yanılsamaya kapılır, kalp kırıklığının yol açtığı boşluğu doldurmak için Maximilienne’e doğru sürüklenir. Ama o bir enkazdır, genç kızın o enkazı kaldırma kuvveti yoktur.

        Goethe bir süre sonra oradan da kaçar Frankfurt’a gider. Burada Kestner ile Charlotte’yle mektuplaşır. Birlikte geçirdikleri günlerden bahsederler birbirlerine. Charlotte’nin bir mektubunun içinde, ilk karşılaştıkları gün elbisesinin üstünde bulunan pembe kurdele çıkar. Hareket romantikti romantik olmasına da hareketin asıl sebebi mektupta yazdığı haberin etkisini azaltmak içindi; çünkü Charlotte ile Kestner evlenmeye karar vermişlerdi!

        Goethe, Koblenz’den ayrıldıktan bir buçuk sene sonra Frankfurt’ta Maximilienne ile tekrar görüşür. Ama Maximilienne artık bekar değil, Peter Anton Brentano’nun karısıdır. Genç Goethe’deki talihe bakın; kiminle yakınlaşsa anında kaçıyor elinden… Yine de Maximilienne ile dostluğunu sürdürür ama bir süre sonra evli kadın bekar erkek dedikodusu çıkar, dedikodular Anton’un kulağına kadar gider, adam kıskançlık yapar, o dostluk da biter.

        *

        Yazıp bitirince “Genç Werther’in Acıları” adını koyacağı romanının ilk fikri işte tam bu sırada aklına düşer. Fikirle boğuşurken bir gün Kestner’den bir mektup alır. Kestner mektubunda, ortak arkadaşları Jarusalem’in evli bir kadına duyduğu imkansız aşk yüzünden canına kıydığını bildirir ona, üstelik kafasına sıktığı silahı da Kestner’den ödünç almıştır. Wetzlar’da bulunduğu süre içinde Jarusalem en yakın dostlarından birisiydi; haber Goethe’yi derinden sarsar, kalbinden vurulur. Ama hayat dediğimiz böyle tuhaf bir şeydir işte. Gerçek hayatta karşımıza çıkan sarsıcı bir olayı, sanatçıysan eğer, anında sanatın gerçeğine dönüştürmekte malzeme sunar sana. Bu haberle birlikte Goethe’nin kafasında kurguladığı roman biraz daha ete kemiğe bürünür. Kitabının konusu kendi yaşadığı acılar, sonu da en yakın arkadaşının intiharı olacaktır!

        Şimdi hikayeyi biraz daha kendi gerçeğinden uzaklaştırmak için her şeyi Jarusalem’in hikayesine dönüştürmek gerek. Romanın ana hikayesi hisli, mağrur bir genç adam olan Jarusalem’in meslektaşının karısına duyduğu imkansız aşktan dolayı intihar etmesidir; Jarusalem Werther, Charlotte de romanda Lotte olur. Romanda Lotte’nin gözlerini “geceyi andırıyor” ancak gerçek hayatta geceyi “geceyi andıran gözler” Charlotte’nin değil Maximilienne’nın gözleridir. Büyük sanatçı Goethe, Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin takkesini Ali’ye giydirir.

        Goethe’nin biyografisini yazmış olan Hasan Ali Yücel bu konuda şunları söyler:

        “Goethe bu eserde gerçekte olmasını istediği ve başaramadığı ne varsa onların bir kısmını gerçekleştirmiş gibi gösteriyordu. Yanan dudakları hakikaten Lotte'nin dudaklarını yakamamışsa, Max'ın gece kadar siyah gözleri kendi ateşli gözlerinde aşkın, ihtirasın ve şehvetin mıknatısına kendini kaptıramamışsa ne zararı vardı: Bu kitapta bütün bu istekler yerine gelmiyor muydu? Goethe'nin ruhu yeni doğuran bir kadının acılar içinde yavrusuna baktığı zamanlarda duyduğu hazzı, kurtulmanın verdiği sevinç ve neşeyi hissediyordu.”

        *

        “Genç Werther’in Acıları” romanı 1774 yılında Leipzig’de yayınlandı. Aradan 250 sene geçti. Bu süre zarfında edebiyat tarihinde hiçbir romanın ulaşamadığı bir başarıya ulaştı. Romanların birçok kişinin hayatını değiştirdiği, kısa süreli modalar yarattığı, birçok insanı etkilediği, “bir gün bir kitap okudum, hayatım değişti” gibi cümleler yazdırdığı oldu ama hiç birisi etkileri uzun süren bir “salgına” yol açmadı. Goethe’nin romanı edebiyat tarihine “Werther salgını” olarak geçen, romantik bir gençlik hareketini doğurdu.

        Yine edebiyat tarihinde ilktir: Roman yayınlanır yayınlanmaz, sadece bir gün sonra Goethe meşhur oldu. Birbiri ardına gelen olaylara sebep oldu roman. Kara Avrupa’sının her yerinde yüzlerce genç Werther gibi giyinmeye başladı. Her eve Werther fincanı girdi, Werther parfümü sürüldü piyasaya, Werther modası yayıldıkça yayıldı. Bir anda tıpkı Werther gibi sırtlarında mavi ceket, bacaklarında sarı pantolon, üstlerinde sarı yelek, ayaklarında kahverengi çizme, başlarında geniş kenarlı uzun şapkalarıyla sürüler halinde gençler dolaşmaya başladı sokaklarda.

        Kitabı okuyan anında büyüsüne, girdabına kapılıyordu. O andan itibaren bütün erkekler “Werther gibi sevmek” istiyor, bütün kadınlar da “Lotte gibi sevilmek” istiyordu.

        Sanatın gerçeği hayatın gerçeğine kılıç çekmiş, onu meydanın ortasında paramparça ederek yerine geçip kendi hükmünü kurmuştu.

        *

        İsmail Hoca’nın “kitabı okuyan intihar ediyor” dediği hadiseye gelince. Romanın sonunda Werther çok hazin bir biçimde canına kıyıyor. O yıllarda kitabı okuyup Werther’le kendilerini özdeşleştiren, onun gibi giyinen onun gibi sevmek isteyince, onun gibi ölmek de istediler. Goethe romanında Werther’in ölümünü olağanüstü yüceltmişti, o bir kahramandı. Yıllar sonra kahramanıyla ilgili şunları söyledi:

        “Onu yazarken başucumda bulundurduğum sivri uçlu hançeri birkaç kez karnıma doğru götürmekten kendimi alamadım.”

        *

        Kitabın yayınlandığı 1774 yılında Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde peş peşe tuhaf intihar haberleri gelmeye başladı. Aynı sene içinde intihar eden gençlerin sayısı kırkı buldu. Bütün vakalar benzerdi. Ölenlerin tümü Werther kıyafetleri içindeydi, hepsi roman kahramanının intihar ettiği silahı kullanmıştı. Olay mahallinde hep aynı kitap vardı: Genç Werther’in Acıları!

        Almanya’da devlet hemen harekete geçti. İlk iş kitabı yasaklamak oldu. Bir sene sonra, 1775’te Almanya, İtalya ve Danimarka’da hem roman hem de Werther gibi giyinmek yasaklandı.

        Hadise Goethe’yi de aştı. O böylesine bir etki beklemiyordu. İnsanlar kitabı okusun da intihar etsin diye yazmamıştı. Aşk acının nelere yol açtığını yazmış, kendi ruhunda aşkın yarattığı derin sızıyı romana dönüştürmüştü. Bir şeyler yapması gerekiyordu. Kitabın 1775 yılında yapılan yeni baskısına bir şiir ekledi. Şiir şu dizeyle bitiyordu:

        “Adam ol ve benim yolumdan yürüme!”

        *

        Romana birçok tepki geldi. İlk kızanlar Charlotte ile kocası Kestner oldu. Arkadaşları Goethe özel hayatlarını faş etmişti, ona gücendiler. Din adamları da karşı çıktı romana. Hamburg Başrahibi Goetze’e göre kitap “ahlak bozucu” ve Hıristiyanlık için “utanç” kaynağıydı. Ancak kitaba gelen her tepki onun ününü Avrupa’da daha da yaygınlaştırdı. Sadece Almanlar değil, mesela Napolyon Bonapart da kitaba kayıtsız kalmadı. Kitabı yedi kez okumuş, Mısır seferi sırasında yanına almış ve en kısa zamanda Goethe’yle tanışmak istediğini söylemişti. Bu buluşma gerçekleşti de. Goethe ile Napolyon’un yolu Erfurt Toplantısı’nda kesişti. İmparator, Goethe’nin üst düzey bir bürokrat olarak toplantıya katılmak üzere şehre geldiğini duyunca ona bir davet mektubu gönderdi.

        İki büyük devlet adamı 2 Ekim 1808’de buluştu. Karşısında Goethe’yi gören Napolyon önce onu dikkatlice süzdü ve ona, “Siz önemli bir insansınız Goethe,” dedi. Napolyon’dan bu sözleri duymak Goethe’yi sevindirdi. Napolyon sözü Werther’e getirdi, kitapta bir bölümden bahsetti, o bölümün doğru bir analizini yaptı. Goethe bir kez daha imparatorun dehasına şapka çıkardı. Eleştirileri yerindeydi, adeta bir edebiyat eleştirmeni gibi metne yaklaşmıştı. İmparator sözlerini bitirince Goethe şunları söyledi:

        “Şairler, basit ve doğal yoldan elde edemeyecekleri kimi etkileri yaratabilmek için kolay kolay sezilemeyecek sanat oyunlarından yararlanırlarsa bu, kendilerine bağışlanmalıdır”.

        İkisi de bu karşılaşmadan memnun ayrıldı.

        *

        Goethe, okuyan birçok kişinin intihar ettiği “lanetli” romanını 25 yaşındayken çok yoğun çalışarak iki haftada yazdı. Roman sayesinde bir günde meşhur oldu. Mektuplardan oluşan edebiyat tarihinin ilk romanıdır. Edebiyat tarihinde mühim bir yeri vardır. Werther günlüğünde Charlotte’la tanıştığı günü 16 Haziran olarak geçirir. James Joyce 1922’de yayınlanan ve edebiyat tarihinin en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilen meşhur “Ulysses” romanında, kahramanı Leopold Bloom’u Dublin sokaklarında 16 Haziran günü, 17 saat süren bir bilinçaltı yolculuğuna çıkarır. Ayrıca Thomas Mann, Goethe’nin hayat hikayesinden esinle, “Lotte Weimer’da” romanını yazar.

        *

        Aşk acısının bir insana verdiği ıstırabın mektup biçiminde tutanağıdır Genç Werther’in Acıları… Merak etmeyin; okuyan herkesi intihara sürüklemez.