Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Terörsüz Türkiye-Terörsüz Bölge hattında ilerleyen sürecin en kritik aşamalarından birisi kuşkusuz Suriye’deki gelişmeler. Ülkenin kuzeyinde PKK’nın uzantısı olarak varlığını sürdüren SDG/PYD’nin, Şam yönetimiyle 10 Mart tarihinde imzaladığı mutabakata uymaması gerilimi tırmandırıyor.

        Yaklaşık 15 aydır devam eden Terörsüz Türkiye sürecinde, birbiri ardına gelen gelişmelerle önce 27 Şubat’ta İmralı’da Öcalan’ın yaptığı çağrı ortaya çıktı. Örgütün kendisini tüm unsurlarıyla feshetmesini ve aynı zamanda silahları bırakmasını ifade eden bu metnin ardından, temelde SDG’nin Şam yönetimine entegre olmasını hedefleyen anlaşma imzalandı.

        SDG ADIM ATMADI

        Ancak Şam’ın ve Ankara’nın attığı adımlara rağmen SDG tarafı özellikle İsrail’in kışkırtması ve hatta şu günlerde ortaya çıktığı gibi organize etmesi sonucunda hiçbir ciddi adım atmadı. Dahası saldırgan tavrını ve tünel kazmak gibi eylemlerini sürdürdü.

        2025 yılının sosuna kadar entegrasyon sürecinde ciddi mesafe alınmasını isteyen Ankara-Şam hattı, aynı zamanda ABD yönetiminin de SDG’ye yönelik baskısıyla birlikte kararlı tutumunu sürdürüyor.

        MÜZAKERELER KESİLDİ

        Şam-SDG müzakereleri dün itibarıyla kesti. SDG tarafının anlaşma yapıldı diye manipüle ettiği haberlere, resmi olarak cevap verdi. Şu an müzakereler, SDG’nin gerçekleşmesi söz konusu bile olmayan talepleri yüzünden devam edemeyecek noktaya geldi. 28 Aralık tarihinde konuyla ilgili Şam’ın yeniden açıklama yapacağı da ifade edildi. Burada eğer makule dair bir adım görülürse (elbette SDG’den) müzakerelerin tekrar başlayacağı öngörülebilir.

        Ancak her durumda şunu söylemek mümkün. SDG’nin eli çok daralmış durumda ve ortaya koyduğu önerilerin kabul edilebilir zemini yok.

        ABD BÖLGEDE NE YAPMAK İSTİYOR?

        Bu güncel akışı beklerken, ABD’nin bu konudaki tavrına dair birkaç değerlendirme aktarmakta yarar var. SDG’nin bazı yöneticilerinin “ABD’nin adil olmayan biçimde acil sonuç almak istediğini” söylemesini de bu başlığa ekleyelim.

        Hatırlayacağınız gibi 5 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray, ABD’nin yeni ulusal güvenlik stratejisini içeren 33 sayfalık bir metin yayınladı. Başkan Trump’ın imzasıyla yayınlanan metin, önemli değişimlere işaret ediyor. Bu metinde Ortadoğu başlığı altındaki bölüm yaklaşık iki sayfa.

        Ortadoğu bölümünün başlığı aslında Amerikan politikasının ana hatlarını ifade ediyor: “Yükü Paylaş, Barışı İnşa Et.”

        Yeni dönem politikasının özeti bu başlık. Etkin olduğu bölgelerde ortaya çıkan sorunların yükünü, oradaki aktörlerle paylaşmak ve çözüme gitmek. Bazen eski bir müttefikle ilişkiler yenileniyor. Bazen de yeni bir ittifak aranıyor. Temel felsefesi, askeri ve ekonomik anlamdaki yükü azaltarak yol almak. Ayrıca hızlı sonuç almak.

        ÖNCELİKLER ARTIK FARKLI

        İlgili bölümden bir alıntı: “En az yarım yüzyıldır, Amerikan dış politikası Ortadoğu'ya diğer tüm bölgelerin üzerinde öncelik verdi. Nedenleri açık: Ortadoğu, on yıllarca dünyanın en önemli enerji tedarikçisiydi. Süper güç rekabetinin başlıca sahnesiydi ve daha geniş dünyaya ve hatta kendi kıyılarımıza sıçrama tehdidi oluşturan çatışmalarla doluydu.”

        Değerlendirmeye göre bugün söz konusu sebeplerden en az ikisi geçerli değil. “Enerji kaynakları çeşitlendi ve ABD bir kez daha net enerji ihracatçısı haline geldi. (İkincisi) Süper güç rekabeti, büyük güç çekişmesine dönüştü.“

        ÇATIŞMALAR HALA VAR, ANCAK

        Peki çatışmalar?

        “Çatışma, Orta Doğu'nun en sorunlu dinamiği olmaya devam ediyor. Ancak bugün bu sorun, manşetlerin düşündürdüğünden daha az karmaşık.”

        Burada İran’a yönelik bir değerlendirme var. Çatışmaların büyük kaynağı olarak bu ülkenin görüldüğü ve zayıflatılmasının bazı alanlarda rahatlama oluşturduğunu öne sürülüyor.

        FİLİSTİN VE SURİYE

        İki önemli çatışma alanına işaret ediyor devamında. Bunların her ikisi de ülkemizi doğrudan ilgilendiriyor.

        Birincisi, İsrail-Filistin çatışması. Ancak burada Trump’ın barış planıyla mesafe alındığı ifade ediliyor. Hamas’ın destekçilerinin de zayıflatıldığına dikkat çekiliyor.

        İkinci çatışma alanı ise Suriye. “Suriye potansiyel bir sorun olmaya devam ediyor, ancak Amerikan, Arap, İsrail ve Türk desteğiyle istikrara kavuşabilir ve bölgede bütünleyici, olumlu bir oyuncu olarak hak ettiği yeri yeniden alabilir.”

        MÜTTEFİK ÖLÇEĞİ

        Bu noktayla tamamlayalım. ABD açısından meselenin nasıl ve hangi ölçekte görüldüğünü aktarabilmek için strateji belgesine dikkat çektim. Burada tek aktörlü bur bakış açısı yok. Ancak Amerikan yönetiminin birtakım “özerklik” arayışları üzerinden kendisine çıkar alanları elde etmeyi değil; daha büyük müttefiklerle sorunları/bölgeyi yönetmeyi öncelediğini söyleyebiliriz.

        Bu tablo, Suriye’deki gelişmelerin seyrini ve geleceğini okumamıza daha fazla katkı sağlayabilir.