Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Sun Tzu'ya göre kim kazanıyor ?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        ABD-İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşın, klasik anlamda bir savaş olmadığına, dolayısıyla gidişatına ve sonuçlarına dair öngörüde bulunmanın zorluklarına dikkat çekenler haklı çıktı. Gidişat belirsiz, karmaşık ve bir o kadar da ürkütücü.

        Devasa bir savaş gücünün, kendi elleriyle silahlandırıp her daim kolladığı ortağıyla birlikte İran’a saldırması kimse için sürpriz olmadı. Ancak bunun uzun soluklu bir savaşa dönüşeceğini tahmin edenlerin sayısı hayli azdı.

        Tahmin edilemeyenler listesine, İran’ın karşı hamlelerini ve özellikle de Körfez ve Hürmüz stratejisini eklemek gerekiyor. Trump’ın verdiği son sürenin dolmasına saatler kaldı. Ancak Hürmüz öfkesi bitmek bilmiyor.

        KİM DAHA HAZIRDI?

        İran’ın bu savaşa ABD’den daha hazırlıklı olduğunu ve özellikle ABD’yi köşeye sıkıştıracak hamleler planladığını söylemek mümkün. Savaş Sanatı’nın (Sun Tzu) “savaşı savaşmadan kazanmak” üzerinden söylediği iki başlık: “Hazırlıklı olmak ve caydırıcılık.”

        Bunu sadece geçtiğimiz yıl gerçekleşen 12 Haziran savaşından çıkarılan derslerin üzerinden okumak da mevcut durumu açıklamaya yetmiyor. İran, kendi toplumuna ağır maliyetler yüklemeyi göze alarak çok uzun yıllar belli hazırlıklar yapmış görünüyor.

        Doğrudan savaşmak yerine, karşısındaki büyük gücün maliyetini artırmak, canını yakmak ve bir şekilde ABD’nin temsil ettiği “değerler”e saldırmak. Tahran bunu yapıyor ve karşısında sürekli el yükselten Trump karşısında bunu nereye kadar sürdüreceğini öngörmek kolay değil.

        ABD’nin ise elindeki büyük askeri güç ve pek çok ülkenin sahip olmadığı araç ve mühimmat, kaba gücün tarihte ulaştığı en büyük sınır. Bunun caydırıcı olmadığını söyleyemeyiz elbette.

        ABD’NİN MALİYETİ ARTIYOR MU?

        Ancak ABD açısından maliyet meselesine, mevcut askeri yığınak ve kullanılan mühimmat üzerinden bakmak eksik bir yaklaşım olur. Tahran yönetimi, Amerikan gücünün küresel ölçekte işlemesini sağlayan hatları hedef alıyor. Kabaca bu sistem Körfez üzerinden çalışıyor. Bu ülkeler ABD’nin müttefiki ve en kritik sorunlarda bile kader ortağıydı. Bunun artık sona erdiğini söylemiyorum. Ancak ortaya çıkan hasar ve yıkımın, bir yandan sistemi felç noktasına getirdiğini, diğer yandan da en fazla ihtiyaç duydukları “istikrar”ı zayıflattığını öne sürüyorum. Sermaye, yatırımlar ve devasa fonlar, enerji akışı, aksayan tedarikler. Bunların öncelikli ihtiyaçları elbette istikrardı.

        Körfezin mevcut durumu ve giderek derinleşen kayıpların yanısıra, ABD ile arasındaki güven bunalımının artması da stratejik açıdan büyük bir maliyet.

        “DÜŞMANI VE KENDİNİ TANI”

        Konu Savaş Sanatı’na gelmişken, yine büyük ustanın “düşmanı ve kendini tanı” ilkesine atıfta bulunmakta yarar var. Düşen ABD uçakları malum. Hadiselerin birbirinden farklı hikayelerle dünyaya anlatılmasını bir kenara bırakın. Dağlarda ellerinde mavzerle düşen uçağın pilotunu arayan İran köylülerinin videosu savaşa dair çok şey söylüyor.

        Dünyanın en ileri istihbarat teknolojisine sahip olmak, istihbaratın insan merkezli bir faaliyet olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Uyduların, belki bir kısmını pek çok ülkenin henüz görmediği araç-gerecin size sağladığı veri, bilgi ve istihbaratın, sahayı ve sosyolojiyi mutlak anlamda doğru okumanızı sağlayacağı ezberden başka bir şey değil.

        SAVAŞ UZADIKÇA

        “Uzun süren savaşlardan fayda gören bir güç/devlet yoktur.” Sun Tzu’nun bu ilkesi her iki taraf için de geçerli elbette. Yıpranıyorlar, ödedikleri bedel giderek artıyor.

        Ancak kendi savaş gücünü hız ve kesin sonuç almak üzerinden tanımlayan, dahası bunun üzerine “yenilmezlik” etiketi yapıştıran küresel gücün, bunun çok gerisine düştüğü de ortada.

        Yazının başlığındaki soru ise henüz cevapsız. Sun Tzu, fabrikasyon cevaplar üretseydi bugün anıyor olmazdık zaten.