İran ve ABD arasında Pakistan'da yapılan görüşmelerden bir anlaşma çıkmadı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, "kırmızı çizgilerini" ortaya koyduklarını belirterek, “İran’a son tekliflerini yaptıklarını ve kabul edilemediğini” söyledi.
İran’ın dikkat çektiği nokta ise 40 günlük savaşın ardından ortaya çıkan görüşmelerde güvensizlik ve kuşkunun aşılamadığı oldu. Uzun zamandır adı öne çıkan ve müzakere heyetine başkanlık eden İran Meclis Başkanı Galibaf “Amerika’nın Tahran'ın güvenini kazanamadığı”nın altını çizdi.
HEPSİ ŞİMDİLİK DİYE OKUNMALI
Bunların her birine “şimdilik” kaydı koymakta yarar var. Çünkü savaş devam ederken de birbiriyle çelişen, çok sert kırmızı çizgiler ortaya koyan pek çok yaklaşım olmuştu. Burada asıl önemli olan karşımızdaki hesaplaşmanın sanıldığından çok daha büyük olduğunun ortaya çıkması.
Dolayısıyla müzakereler yeniden başlasa bile savaşın sona ermesine ihtimal verenler hayli azalmış durumda. Daha büyük bir savaş mı, hayır. Süregelen bir savaş mı, muhtemel.
DİPLOMASİ KAPISI AÇIK
Her savaşta ateşkes önemlidir. Ancak bir anda bölgesel ve küresel ölçekte muazzam etkiler uyandıran bir savaşta kısmen de olsa ateşkesin sağlanması ve sonuç alınmasa da müzakere masasının kurulması kendi başına önemli.
Bir başka önemli nokta savaş tekrar başlasa bile, çok boyutlu ve katmanlı bir diplomasinin ve arayışların devam edeceği. Elbette bu süreçlerin sadece ABD ve İran ekseninde değil, küresel ölçekteki pozisyon alışlar üzerinden devam edeceğini de unutmayalım.
GALİP VE MAĞLUP VAR MI?
ABD’nin, askeri kapasite, pek çoğu sadece kendisinde olan araç ve silahlar ve ekonomik baskı üzerinden inşa ettiği savaş stratejisinin istediği sonucu alamadığı ortada. “Hızlı ve kesin sonuç”tan geldikleri aşama, öyle ya da böyle masaya oturmak oldu.
Ancak ilk günden itibaren söylediğim gibi bu savaş, kimin galip ya da mağlup olacağı üzerinden konuşulabilecek özelliklere sahip değil.
İran, uzun vadeli bir direnç stratejisiyle hareket etti. Zamana yayma kartını kullandı. Evet, büyük hasar aldı, ağır kayıplara uğradı. Ancak toplumu konsolide etmeyi başardığı gibi, özellikle İsrail’in hedeflediği etnik ayrışma ve daha geniş çaplı ayaklanma senaryolarını bertaraf etti.
Elbette bu da şimdilik. Çünkü savaş bitse ya da yoğunluğu azalsa bile, Tahran’ın kendi ülkesi içinde yapması gereken ciddi muhasebeler var. Bunlara dair adım atıp atmayacağını henüz öngöremiyoruz.
İRAN’IN DİPLOMATİK TECRÜBESİ
ABD ve İran’ın diplomatik hafızasına ve tecrübesine baktığımızda kuşkusuz kimin daha ağır basacağı ortada. Taraflar bu alanda sahip oldukları derinliğin ve sınırlarının farkında. O nedenle ABD, ağır silahlar ve bombardımanla “sonuç” peşinde koştu. İran ise ABD’yi doğrudan hedef almadı. Beklenmedik biçimde onu bu coğrafyada ayakta tutan, ama aynı zamanda küresel ölçekte eli ayağı olan sistem ve değerlere saldırdı. Körfez stratejisinin özeti tam olarak böyle.
Mevcut tabloda tarafların bir anlaşmaya yakın olmadığı, ancak savaşa da eskisi kadar istekli olmadıklarını söyleyebiliriz. Müzakere masasının adı konulmamış bir ateşkes sürecine giden yolu açması da mümkün.
ABD’NİN ARTAN MALİYETİ
Rakibinizi yenemiyorsanız, onun savaş maliyetini artırır ve canını yakarsınız. İran’ın ABD’ye ve onun arkasındaki sisteme yapmaya çalıştığı bu. Kendisi güç kaybediyor, ama muhatabının kendisiyle savaşma maliyetini çok geniş bir alanda yükseltiyor.
Trump’ın ve çekirdek ekibinin savaşın başından itibaren ortaya koyduğu büyük iddialar, zaman geçtikçe inandırıcılığını yitirirken, ABD’nin üstünlüğü de her bakımdan yara aldı.
Amerika çöküyor filan gibi tuhaf tezler yerine, “üstünlüğünü kaybediyor” tanımı tabloya daha çok uyuyor. Macaristan’da Urban’ın kaybetmesini bu değişimin ilk hasılası olarak not etmekte yarar var.
KONTROLÜ GÜÇ KAZANDIRAN YERLER
Hürmüz Boğazı, güvenli bir enerji hattı/rotası olma özelliğini kaybetti. Savaşın gidişatı ne olursa olsun büyük rekabetlerin, zaman zaman çatışmaların sahası olmaya devam edecektir.
Pascal Gauchon, “Jeopolitiğin 100 Yeri” kitabında “Kontrolü Güç Kazandıran Yerler” başlıklı bölümün girişinde şunları söylüyor: “Kontrolü güç veren yerler vardır: Haydutları ve vergi memurlarını cezbeden, tacirlerin ve savaşçıların, misyonerlerin ve göçmenlerin geçtiği yerler. Bunlar coğrafya tarafından şekillendirilir ki söz konusu yolların ve giriş kapılarının çoğunun kalıcılığını açıklayan bu olgudur. Fakat bazılarının son dönemde önem kazanmasını, buralara bitişik ülkelerin zenginliği ve bu yerleri şekillendiren mühendislerin teknikleri açıklar.”
Bu bölümdeki ilk maddeler, Hürmüz Boğazı ve Babülmendep. İran’ın coğrafyayı sadece savaş sahası değil, bizzat savaşın anahtarı olarak görmesini anlamak için bunlara bakmak yeterli. (Kadim Yayınları’ndan yeni çıkan bu kitabı Günhan Özduman çevirmiş. Yanına yine aynı yayınevinden “100 Kavramla Jeopolitik” kitabını eklemenizi tavsiye ederim.)