Kuşkusuz Türkiye siyasetinde yakın geleceği doğrudan ilgilendirecek düzeyde gelişmeler yaşanıyor. CHP’nin 2023 yılı 4-5 Kasım kurultayına dair çıkan mutlak butlan kararı, parti içindeki fay hatlarını sert biçimde harekete geçirdi.
Ancak bu hareketlilik CHP’yle sınırlı kalmadı ve muhalefetin genelinde dip dalga halindeki arayışları da yüzeye çıkardı. Bu çalkantılı halin ilk genel seçime kadar devam edeceğini öngörmek büyük bir kehanet olmasa gerek.
30 Mayıs günü birisi genel merkezde, diğeri partinin il binası önünde olmak üzere iki farklı meydan okuma gerçekleşti. Kimin daha fazla kalabalık topladığı üzerinden analiz yapmak yerine, az önce söylediğim yüzeye çıkan arayışlara bakmak daha yerinde olur.
DEMOKRATİK GÜVENLİK
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 23 Mayıs tarihinde yaptığı konuşmadaki ana vurgusu yine “ahlak ve arınma” olmuştu. Geçtiğimiz cumartesi de benzer bir konuşma yaptı. Ancak bu defa verdiği mesajlar yol haritasına dair önemli ipuçları içeriyordu:
“Bugün burada CHP'nin tarihsel namusunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik güvenliğini, millet iradesinin onurunu ve devlet aklının geleceğini konuşmak için bulunuyorum. Yaşadığımız mesele yalnızca bir kurultay tartışması değildir. Bu mesele, Türkiye'de siyasetin ahlakla mı, parayla mı, hukukla mı, operasyonla mı, millet iradesiyle mi, aparatlar üzerinden mi şekilleneceği meselesidir."
MASUMLARI KURTARACAĞIZ
Mahkeme kararı sonrasında aktarmaya çalıştığım gibi, burada adım adım gerçekleşecek bir tasfiye ve yenilenmeden söz ediyor. Yine bu konuşmadan önce ekranlarda ifade etmiştim. Hukuki süreçlerle muhatap olan CHP’lilerin de hangisinin tasfiye edilip hangisinin hukuken destekleneceğine dair bir süreç de başlıyor: “Korkmayın masum belediye başkanlarımızı kurtaracağız, kirliye bulaşanların da gözünün yaşına bakmayacağız.”
FETÖ VURGUSU
Partinin bu noktaya gelmesinde kimlerin rolü olduğu ve kendisinin bu konulardaki tutumu üzerine de uzun bir özür listesi vardı Kılıçdaroğlu’nun. Bir bölümünü alıntılıyorum. Zira işin bu boyutlarına dair önümüzdeki dönemde bazı gelişmeler olabilir:
“Benim bu aziz millete, bu cefakar örgüte bir özür borcum var. Bu milletin geleceği için arkamızdan sinsice sızan, FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum. Biz vatan dedikçe, biz millet dedikçe kapalı kapılar ardında dış odaklardan medet uman o gafilleri koynumda beslediğim için sizlerden özür diliyorum.”
İKİ AYRI CHP Mİ, İKİ AYRI PARTİ Mİ?
Mutlak butlan kararıyla birlikte ortaya çıkan durumun “iki CHP” olarak değil, iki ayrı partiye giden yol olduğu konusunda geniş bir mutabakat var. Özgür Özel, partide kalıp mücadele etmekten söz etse bile, öncelikle hukukun getirdiği sonuçlar, diğer yandan siyasi atmosfer aynı çatı altında bir mücadeleye uygun değil.
Yeni bir çatı/parti meselesinin ise ilk bakışta adresi belli. Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme kararından sonra Özel’i yönlendirdiği iddialarına şu ana kadar herhangi bir yalanlama gelmedi. “İlk bakışta” ifadesine dönersek; İmamoğlu’nun mevcut yargılanma süreçlerine bakmadan analiz yapmak gerçeklerden kopuk olur. Özgür Özel’in son aylarda Silivri hattından uzaklaşmaya başladığı yönündeki değerlendirmeler de yabana atılmamalı elbette.
Ancak yeni durum ve şartlar tekrar bir ittifakı mümkün kılıyor mu? Yoksa Özel, kendi yolunu açacak çatıyı oluştururken İmamoğlu’nun sahadaki karşılığını arkasına almak mı istiyor? O rüzgarın eskisi gibi olmadığını pekala bilse de, şu anda esen yele bile ihtiyaç duyduğunun da farkında.
ÜÇ AKTÖR VE YENİ SÜREÇ
Süreçte üç aktöre daha kısaca değinip tamamlayalım.
Mansur Yavaş: ilk gün verdiği mesajda bu süreçte sadece CHP’nin değil, muhalefetin bütünleşmesi gerektiğini söylemişti. Bu yaklaşımını kendisinin adaylığının önünü açmaya yönelik olarak değerlendirmiştim. Hala da aynı fikirdeyim. Ancak cumartesi günü Özgür Özel’in yanında durması, kendisine bu yolu ne kadar açacak? Onu birlikte göreceğiz.
Müsavat Dervişoğlu: Partisinin bu konudaki tavrının genel başkanıyla tamamen aynı yönde olup olmadığı sorusunu bir kenara bırakıyorum. Dervişoğlu’nun son gelişmeler karşısında aldığı pozisyon, İmamoğlu’nun anne-babasına yaptığı bayram ziyareti yazının girişinde söylediğim “yüzeye çıkan arayışlar” başlığında ele alınmalı. Sürdürülebilir mi, onu da izleyeceğiz elbette.
DEM Parti: Bir muhalefet partisi olarak DEM, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından birkaç gün meydanlarda destek vermiş ve Saraçhane’ye gitmişti. Çok geçmeden eş genel başkanlarının ifadesiyle “kendi gündemi”re dönmüştü. Şimdi DEM Parti adına Özgür Özel’e destek veren açıklamalar izliyoruz. Tüm bunlar, kendi içinde büyük bir yenilenme ve dönüşüm yaşaması muhtemel olan DEM içinde, tasfiye edilme endişesi yaşayanların tavrı mı? Yoksa Terörsüz Türkiye konusunda kendi bulundukları alandan mesaj verme arayışı mı?
Bu aktörler etrafında konuşulacaklar bundan çok daha fazlası elbette. Şimdilik bu kadar.