2026 NATO zirvesi, dün ortaya çıkan sonuç bildirgesi ve ardından gerçekleşen basın toplantılarıyla sona erdi. Önce ABD Başkanı Trump, ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan uluslararası medyanın karşısına geçerek değerlendirme yaptı. Sonrasında ise soruları cevaplandırdı.
NATO Zirvesi habercilik açısından bir yanıyla eşsiz bir fırsattı. Diğer yandan akışı ve gündemi itibarıyla da çok ciddi bir yoğunluğa sahipti. Açıkçası Habertürk ailesi olarak günler öncesinden yaptığımız hazırlıklar, özellikle son üç günün temposu yorucu ama bir o kadar da öğreticiydi.
BİLDİRGENİN ÖNE ÇIKANLARI
NATO zirvelerinin sonuç bildirgelerinde birbirine benzer ifadelere rastlarsınız. Ortak değerler, ittifak ruhu, dayanışma gibi. Ama diğer yandan zamanın ruhunu yansıtan tarafları da vardır ve son metin 2019 sonrasında şekillenen yeni konsepti yansıtan bir içeriğe sahip.
Neredeyse 30 yıl kadar ittifakın gündeminde kriz yönetimi, demokrasilerin korunması, özgürlükler gibi vurgular yer aldı. Hatta Soğuk Savaş sonrasının ortamında hayli ılımlı yaklaşımlar, Rusya’yla yakın ilişkilere atıfta bulunan tanımlar üretildi.
PUTİN HESAPLARI BOZDU
Uzun zamandır savunduğum tez, bu akışı Rusya lideri Putin’in hamlelerinin bozduğu. 2014 Kırım’ın ilhakı, 2022 Ukrayna’yı işgal girişimi iki büyük örnek. Ancak bunun dışında Putin Rusya’sının Batı’nın sınırlarına yöneldiği çok farklı örnekler de var. Bir kısmı Merkel döneminde Almanya’yla gerçekleştirdiği derin ittifak gibi. Bir kısmı ise İngiltere örneğinde olduğu gibi “gizemli” hamlelerle.
YENİ DÖNEMİN İLANI
Ankara’da ortaya çıkan bildirgenin en temel özelliği, aslında tam da beklendiği gibi yeni bir dönemin ilanı niteliğinde. Artık ittifakın demokrasi ihraç etmek, özgürlükler ve bunlar etrafındaki değerler üzerinden bir iddiası görünmüyor.
Ortaya çıkan kavramlara bir bakalım. Derin hassas vuruş, entegre hava ve füze savunması, yapay zeka, siber alan.
Şu cümleyi doğrudan sonuç bildirgesinden aldım. “Birlikte çalışabilir bir transatlantik savaş bulutu geliştiriyor ve güçlü yapay zeka modellerini benimsiyoruz.”
SAVAŞ KAVRAMLARI
Bir de şu uzun cümleyi: “Silahlı kuvvetlerimizi konuşlandırma , yetkilendirme ve sürdürme, derin hassas vuruş, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, en son teknolojiler ve istihbarat yetenekleri de dahil olmak üzere tüm alanlarda yetenek hedeflerimizi gerçekleştirme yeteneğimize yatırım yapıyoruz.”
Bunların her birinin savaş etrafında şekillenmiş olduğunu söylemeye herhalde gerek yok.
SADECE NATO DEĞİŞMİYOR
İttifak, gerçekken söylendiği gibi kendisini yenilemeye çalışıyor. Ancak bu dönüşümün aynı zamanda ABD’nin kendi devlet yapısındaki dönüşümle doğrudan bağı olduğunu düşünenlere katıldığım gibi; uluslararası sistemin yeniden yapılanması anlamında bir süreçle beraber yürüdüğünü de öngörüyorum.
Yani NATO değişiyor, ABD dönüşüyor ve uluslararası sistemin kodları bu akış etrafında şekilleniyor. Türkiye’nin nerede olduğunu ve olacağını tartışırken bu akışı dikkatle izlemek gerekiyor.
SAVUNMA SANAYİİ GÖZ KAMAŞTIRICI
Zirvenin Ankara’da yapılması sembolik anlamıyla da, Türkiye’nin bölgesel ve küresel pozisyonuyla da doğrudan ilgili. Ankara savunma sanayiindeki atılımları ve geldiği nokta itibarıyla tam olarak göz kamaştırıcı bir yerde.
Bu durumun özellikle Avrupa ve AB tarafından değerlendirilmesi, ABD/NATO hattının çok güçlü biçimde ortaya koyduğu bir tavsiyeydi yakın zamana kadar. Şimdi bu konuda somut adımlar bekleniyor. Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la zirvenin ilk günü yaptığı basın toplantısında Avrupa’nın büyük güçlerine verdiği mesajlar ve sert eleştiriler bu mesajın en kuvvetli haliydi.
MÜTTEFİKLER ARASINDAKİ ENGELLER
Savunma sanayi ve kritik bazı başlıklar altında nasıl bir entegrasyonun hedeflendiği, ittifakın bundan sonraki ana gündem başlıkları arasında yer alıyor.
Bu durum bildirgeye şöyle yansımış durumda: “Müttefikler arasında savunma ticareti engellerini ortadan kaldırmak ve NATO'nun ortaklıklarından yararlanarak savunma sanayi derinliğini ve işbirliğini en üst düzeye çıkarmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz.”
Sınırlamalar, Türkiye’ye yönelik yaptırımlar ve F35 gündemine dair notları ve gelecek öngörülerini bir sonraki yazıya bırakıyorum.