Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Yeni NATO Türkiye'yi anlıyor mu?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        NATO Zirvesi geride kaldı, ama tartışmaya devam edeceğiz. Kim ne derse desin zirveden çıkan sonuçlar ve geleceğe yönelik mesajlar bizi fazlasıyla ilgilendiriyor.

        Önceki yazıda Ankara’da gerçekleşen zirveden çıkan bildirgeye atıflarda bulunmuştum. Temel tezimi biraz daha farklı cümlelerle ifade edeyim. NATO, değişim sürecinde bu çok açık. Ancak bu değişim, değerler ve ideolojik yaklaşımlar üzerinden gerçekleşmiyor. Bunu anlamak için metnin laf olsun diye değindiği demokrasi ve özgürlük vurgusunun yerini alan kavramlara dikkat çekmiştim. Yapay zekâ, entegre hava-füze savunması, derin hassas vuruş ve savaş bulutu vb.

        SAVAŞ BİLDİRGESİ GİBİ

        Ankara Bildirgesi’nin ruhunu “savaşçı” kılan daha pek çok ifade var metinde. Yakın geleceğe hazır olma konusunda Türkiye’nin pek çok ülkeden daha duyarlı olduğunu söyleyebiliriz. Belki tüm bunları topluma anlatabilme konusunda daha fazla çabaya ihtiyaç var. Burada asıl rol siyasete düşüyor ve bu durum iktidarda ya da muhalefette olmakla sınırlanamayacak kadar önemli.

        Ortaya çıkan değişim hikayesi NATO-ABD hattıyla sınırlı değil. Uluslararası sistemin de yeniden şekillendiği bir dönem var karşımızda. Ankara 2026 vesilesiyle cevabını aradığım tek soru var aslında. Türkiye bu değişimin neresinde ve nasıl bir rol üstlenecek.

        GÜÇLÜ LİDERLİĞİN DAMGASI

        Bu cevabı iç içe geçmiş birkaç dinamik üzerinden arayabiliriz. Türkiye, çeyrek asra yakın bir zamandır AK Parti hükümetleri ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın liderliğiyle yönetiliyor. Meselenin istikrar tarafı elbette önemli. Ancak güçlü liderlik her geçen gün daha fazla Türkiye’nin avantajı olarak öne çıkıyor.

        Erdoğan’ın liderliği, Türkiye’nin tarihsel dinamiklerini ve hafızasını bugüne taşıyan bir özgüven ve vizyonu ortaya çıkardı. Bugün yükseliş olarak adlandırdığımız dönemin savunma sanayiinde ortaya çıkardığı devrim, dünyanın gidişatıyla birlikte okunduğunda çok daha derin bir kavrayışın sonucu olsa gerek.

        TÜRKİYE’NİN SAVUNMA DEVRİMİ

        Bu yükselişin meyvesi olan savunma sanayii, şimdi aynı zamanda onu besleyip daha ileri taşıyan bir güce dönüştü. 2026 Zirvesi’nin ilgi odağı olması asla tesadüf değil. Kimse Ankara’ya jest yapmanın peşinde filan değil. Gerçeğin gücü bu.

        Şimdi gelinen aşamada yapılması gereken tek bir iş var. Kendisini yeni olarak adlandıran NATO’nun ve elbette ABD’nin eski zihniyetin ürünü olan yaptırımları ve engelleri kaldırması.

        Yeni NATO, sadece bir modernleşme vurgusu olarak anlaşılamaz. Artık sadece müttefiklerinin sınırlarını koruma iddiasında değil. Çok daha geniş bir alanda, yalnızca sınırları değil, ağları ve akışları korumaya çalışan bir NATO konsepti var karşımızda. Enerji, veri akışı, uzay, yapay zeka, denizaltı kabloları, tedarik zincirleri gibi.

        TÜRKİYE’NİN KATKISI İSTENİYORSA

        Bu durum her alanda müttefiklerin entegrasyonuna ihtiyaç duyan bir yeni dönemi karşımıza çıkarıyor.

        Türkiye’den beklentiler yüksek ve buna sıkça atıf yapılıyor. Bunu sahici hale getirecek adımlar belli. CAATSA’nın tamamen kaldırılması, F-35 programına dönüş ve bekleyen uçaklarımızın verilmesi, Avrupa savunma sanayii projelerine tam katılım ve NATO içinde teknoloji üreticisi ülke statüsünde olmamız.

        Bunların her biri Türkiye’yi stratejik açıdan değerli kılan avantajları daha güçlü ve köklü hale getirecektir. Sözgelimi Kafkaslardaki etkinliği daha da artacaktır, bölgesinde nüfuz ve erişim alanları derinleşecektir. NATO ve ABD, Türkiye'nin savunma sanayiinin de ötesinde sahip olduğu gücün pekala farkında. Ama farkında olmak yetmiyor, artık sonuç alınmalı.

        İKİ ÇIĞIRTKAN ÜLKE

        Unutmayalım ki, NATO’nun koruduğu ağların ve akışların kesiştiği bir ülke Türkiye. Yeni NATO/ABD, Türkiye’ye daha fazla ihtiyaç duyarken, eskisinin Türkiye’ye karşı ürettiği yaptırım ve dışlama mekanizmalarını sürdüremez.

        F35’ler zaten Ankara’nın hakkı. Asıl mesele şu: Daha büyük bir alanda işbirliği ve entegrasyon isteniyorsa yasal, siyasi ve Türkiye karşıtı lobilerin oluşturduğu engeller ortadan kaldırılmalı.

        Türkiye biri güneyinde, öteki batısında ve üstelik sınır komşusu olan iki çığırtkana feda edilecek bir ülke olarak görülemez.