Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Oray Eğin Kurtar bizi Bezos baba
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Dünyanın en zengin insanlarından Jeff Bezos’un serveti Washington Post gazetesini satın aldığı 2013 yılında 25 milyar dolar civarındaydı. Geçen hafta, gazetenin dış temsilcileri dahil—biri Ukrayna’da cepheden haber yaparken—kadronun yarısının işine son verdiğinde Bezos’un serveti 224 küsur milyar dolara ulaşmıştı. Bugün herkes aynı hesabı yapıyor: En düşük oranla bile Bezos’un bir günde alacağı faiz Post’un bir yıllık zararını kolaylıkla karşılar. Bir haftada alacağı faizle Post’u beş yıl sorunsuz finanse etmeyi sürdürür.

        Elbette, zengin olmayanların zenginlerin parasını üzerine yorum yapması işin aslından daha kolay. Ama şurası kesin ki Jeff Bezos’un Post’tan kaybedeceği para sizin benim bir gün bir kere otobüse değil de taksiye binmemiz gibi bir masraf. Dahası, Bezos’un sokağa atacak parası da yok değil. “Melania” belgeselinin haklarını 40 milyon dolara aldı, tanıtımına da üzerine 35 milyon dolar daha harcadı. Melania Trump hem belgeselin öznesi, hem de yapımcısı. Dolayısıyla ilk 40 milyon ödemenin büyük bölümü onu cebine gitti. Bu parayla da Post epey bir süre tam kadro devam edebilirdi.

        GÜYA KURTARICIYDI

        2013 yılında çeşitli yönetim hataları yüzünden Post’u batma noktasına getiren Graham ailesinden alan Bezos basında bir kurtarıcı gibi algılanıyordu. Amerikan medyasının iki dev markasından biri olan Post’a ciddi yatırım da yaptı. Özellikle 2016’da Trump’a karşı yürüttüğü muhalefetle gazetenin abone sayısı arttı, Post ülke genelinde ciddiye alınan bir gazeteye dönüştü. Bezos bir kahraman olarak anılmaktan hoşlandı. Hem de garajından kitap satarak imparatorluk kuran biri olarak can çekişen medyayı kurtaracak formülü bulması onun için bir kez daha dijital deha olduğunun tescili olabilirdi.

        Demek ki değilmiş. Kitap satmakla gazetecilik birbirine benzemiyormuş.

        Post yüzlerce kişiyi işten atarken gösterilen gerekçelerden biri gazetenin bir türlü kar edemediği. Üzerinden 13 sene geçti, Bezos sihirli formülü bulamadığı gibi adeta her krizde tensikatın çözüm olduğunu düşünen Türk medya patronlarından öğrenmiş gibi adam atıyor.

        Bezos’u eleştirenler ikinci Trump döneminde başına bela açmak istemediğini, Blue Origin gibi sahibi olduğu diğer devlet ihalelerinin Post yüzünden tehlikeye atmaktan çekindiğini vurguluyor. Post’un seçimlerde aday desteklememe ve köşe yazılarındakini konularda kısıtlamaya gitmesi bu argümanları kuvvetlendiren kararlar oldu.

        Burada doğruluk payı olduğu kesin. Ama bir başka gerçek de ne kadar zengin olurlarsa olsunlar iş adamlarının hiçbir zaman para kaybetmekten hoşlanmadıkları. Bu durum aslında insan psikolojisiyle ilgili. Benim bile boşa giden paraya sinirim bozuluyor. Daha geçenlerde bir yere yok yere ödemek zorunda kaldığım 20 dolardan dolayı sinirlerim bozuldu. 20 dolarım olmadığı ya da 20 dolar kaybedecek lüksüm olmadığı için değil. O 20 doları oraya ödemek, deyim yerindeyse, bana battı. Bezos da, ne kadar cebinden yıllarca finanse edebilecek olsa da, gerçekten de Post’un ettiği zarardan rahatsız oluyor olabilir. Hakkıdır da; mal onun.

        YÖNETİCİYİ PATRON SEÇER

        Gazeteciler arasında bugüne kadar gelen yaygın bir görüşe göre medya işine giren iş adamlarının oluşacak zararı göze almaları, medya sektörüne yatırımın bir tür kamusal hizmet ya da kar amacı gütmeyen bir kuruluş gibi algılanması gerekir.

        Ancak yine yakın zamana kadar geçerli olan alışkanlık gazetecilerin kendi işlerini kurumlarının maddi geleceğine kafa yormadan yapmalarıydı. Gazeteciler istediklerini yapacaklar, patronlar da onları koşulsuz finanse edecekti bu eski ezbere göre. Amerikan gazeteciliğinde uzun yıllar yazı işleriyle “Çin Duvarı” örülüydü, ancak son yıllarda bu duvar neredeyse yok oldu. Bugün içerik üreticileri (ya da eski tabirle yazı işleri) çalıştıkları yayın organlarının karlılığından, gazeteciliğinin “business” tarafından da sorumlu ya da en azından farkında olmak zorunda. Herkesin böylesi bir doğal yeteneği olmayabilir, ama yönetici kadroları lideri olduğu kurumu daha fazla takip ettirmekle sorumlu.

        Reklam pastasının giderek küçüldüğü bir dünyada gazeteciliğin kendi ayakları üzerinde durmasının en önemli yolu abonelik modeli. Bir başka deyişle, ürettiğiniz içeriği para vermeye değer bulacak insanlar bulmalısınız, bu insanları da kendinize çekmelisiniz. Tabii ürettiğiniz içeriğe para verecek insanlar bulmanız için üretilen içeriğin de para vermeye değecek kıymette olması gerek.

        Bezos’un bir hatası, başarısızlığın faturasını basın emekçilerine kesen tüm patronlar gibi, kifayetsiz yöneticilerle çalışmasıydı. Yöneticiler tensikattan memnun olur, çünkü sorumluluğu kendi üzerlerinden atarlar. Patronlar da yöneticilerin beceriksiz olduğunu, neden emekçiye bedel ödettiğini bilir. Ama yöneticinin kellesini almak patronun yanlış karar aldığının, yanlış kişiyi seçtiğinin doğrulanmasıdır.

        Bezos da Post’un başına İngiliz medyasının son yıllardaki en büyük rezaletlerinden telefon dinleme skandalının faillerinden Will Lewis’i getirdi. İtibarı yerlerde sürünen Lewis bir şekilde Bezos’u ikna etti, ama enerjisini daha çok Cannes’da ve Davos’ta zenginlerle partilerde sosyalleşmeye ayırdı. Nitekim Post’un 2020 sonrasındaki düşüşünün bizzat sorumlularından biri de oydu. Lewis yüzlerce kişiyi işten attıktan sonra kendisi de istifa etmek zorunda kaldı. Bezos’un ise hiç bilmediği bu sektörde kiminle çalışacağını bilememesi ibretlik bir ders olarak kaldı.

        KİMLİK BUNALIMI

        Aslında 2016 tüm Amerikan medyası, özellikle de Washington Post için çok iyi başlamıştı. Uzun yıllardan sonra ilk kez o sene “Trump bump” denilen bir sıçramayla medya şirketleri karlılığa geçti. Sabah akşam ekranda Trump’a sallayan CNN’in izlenme oranları arttı. Washington Post, New York Times abone rekoru kırdılar.

        Bezos’un Post’u iktidara düzenli muhalefetiyle bir anlamda Amerikan basınının Sözcü’sü oldu. Tabii içi daha dolu, ayakları daha yere basan, muhalefetini somut veriye dayandıran haberleriyle. Ama sonuçta yayın çizgisi tek bir hedefe yönelikti.

        Bir gün Sözcü gazetesinin kurucularından birinin oğlunun ağzından açık açık “Allah Tayyip Erdoğan’ı başımızdan eksik etmesin,” sözünü duydum. Babası hala Sözcü’de, kendisi değil. Ve siz onu büyük bir muhalif sanıyorsunuz. Oysa o da bu gazetenin tek varlık nedeni içi boş slogana dayalı muhalefet yapması olduğunu, karşılarında “öcü figürü” gibi gördükleri lider bir gün giderse kendilerinin de varlık nedeninin ortadan kaybolacağını biliyordu.

        2021’de Biden dönemiyle birlikte Amerikan basınının kimlik bunalımı da başladı. Ana akım medya genellikle Biden’ı / Demokratları destekledikleri için ona muhalefet etmekten de çekiniyordu. Trump’a karşı tutturdukları tondan eser yoktu, dahası Biden’ı oğlunun kirli ilişkileri ya da akıl sağlığı gibi ısırmaları gerektiği yerlerde bile okşuyorlardı. Amerikan tarihinin en büyük örtbaslarından biri Biden’ın sağlıklı ve zinde olduğunun kamuoyuna medya tarafından ikna edilmesiydi.

        Bu süreçte en çok Washington Post zarar gördü. Trump artık yoktu, Biden’a da muhalefet edemediklerinden bugün hala içinden çıkamadıkları bir boşluğa düştüler. Okurun ‘Neden Washington Post okumalıyım,’ sorusuna bir türlü yanıt veremediler.

        Yine Türkiye’den bir örnek verecek olursam, bugün Sözcü’nün eriyen tirajı da tek boyutlu yayımcılığın iflası aslında. Yıllar boyu içi boş slogan atıp yanında okurlarına tek bir başka pencere açmamanın bedelini ödüyor: İktidar aynı iktidar, sloganlar aynı sloganlar, ama bir süre sonra kendi okurunu bile bayıyor.

        Post’a komik denebilecek bir ücrete aboneyim. (Bu hafta iptal ettim.) Çoğu zaman ayda bir kere bile sayfasına girmiyorum, çünkü uzun yıllardır bakmamı gerektirecek bir gazete yapmıyorlar. Aradığım sadece sabah akşam Trump’a küfredilmesi değil. Rupert Murdoch’ın sahibi olduğu, serbest piyasa ve Cumhuriyetçi Parti destekçisi Wall Street Journal çok iyi bir gazete mesela. Okunacak bol malzeme var. Gazetelerin kendi yetersizliklerine bahane olarak sadece iktidarı göstermeleri artık vadesi dolmuş bir bahane, bir kolaycılık. Belki ironik gelecek ama son bir senede iktidar üyeleri ve iktidara yakın çok kişiden Türk medyasının hal-i pür melali üzerine yakınmalar duydum. Hiç kimse mevcut düzenden memnun değil çünkü yandaş da olsa, muhalif de olsa, bir yayın organı günümüzde okuruna / izleyicisine siyasi kimliğinin ötesinde de bir içerik sunabilmeli.

        NYT ÖRNEĞİ TEK DEĞİL

        New York Times da 2021-2025 arasındaki Trump’sız dönemi kimlik bunalımıyla kaybedebilirdi. Ama aksine daha da büyüyerek, daha da çok abone çekerek, içerik çeşitliliğini artırarak geçirdi, aynı zamanda karlılığına da kar kattı. Bulmacalar, yemek tarifleri, ürün değerlendirmeleri gibi gazetecilikle doğrudan ilgisi olmayan alt içeriklerinin de bu büyümede etkisi var kuşkusuz. Ama gazete sadece tek bir siyasi hedefe düşmanlık yapan tek boyutlu yayıncılık dışında da gazeteciliğini ilerletti. Çok iyi bir spor sayfaları var örneğin. İşitsel alanda dinlenmesi zorunlu programlar ürettiler. Sinema, moda, televizyon, yeme-içme sayfaları hala çok iyi.

        Post bu yarışta kendini güncel kılamadı. Bu yüzden Bezos’un bu başarısız iş modelini kendisini sürekli finanse etmek zorunda hissetmemesi de bir anlamda anlaşılır.

        Medyayı kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak destekleyen zenginler yok değil. Örneğin Steve Jobs’ın eski eşi Laureen Powell Jobs’ın sahibi olduğu vakıf The Atlantic dergisine yatırım yaptı. Ancak The Atlantic bu yatırım sayesinde okunan, abone sayısını artıran, kendinden konuşturan, en önemlisi kara geçen bir kuruluş oldu. Demek ki patronun parasını sokağa atmamak gibi bir seçenek de varmış.

        Gazetecilik tarihin her dönemecinde belli krizlerden geçti. Buharlı motorların icadından İnternet’e kadar belli başlı dönüm noktalarında gazeteciliğin öldüğü hep tartışıldı. Ama gazetecilik, form ve biçim değiştirse de, bir şekilde hep ayakta kalmayı başardı.

        İnsanların haber alma ihtiyacı hiçbir zaman bitmeyecek, bu bir. İkincisi, iyi bir iş yaparsanız, bu hangi alanda olursa olsun, er-geç karşılığını bulur. Bir pizzacı açacaksanız ilk önce pizzanızın iyi olması şart. İnsanlar gazeteciliğe para ödemekten çekiniyor da değil, yeter ki para ödemeye değecek bir gazetecilik olsun ortada. Değişmeyen en önemli kural yıllar önce Kevin Costner’a vahiy olarak inmişti zaten: “If you build it they will come.”

        Küçük bir parantez açayım: 90’lı yıllarda tabak-çanak, ansiklopedi vererek tiraj rekorları kıran gazeteler bir yandan da o zamanlar için Türkiye için yeni olan konulara sayfalarını açıyorlardı. Pop müzik, zeytin yağı, puro, hazır giyim, Pazar söyleşileri, 90’larla özdeşleşen “lifestyle” kavramı ve gazete sayfalarında yüceltilen yaşam tarzı, yeni ve yenilikçi köşe yazarı kuşağı (Arman, Turgut, Mağden vs.), benim gibi ne ansiklopedi kuponları ne de Ecevit-Demirel-Özal haberleriyle ilgili kim bilir kaç kişiyi okur olarak çekti. Çünkü yeniydi.

        Bugün parasını sorgusuz harcayacağı için reklam verenin en fazla önemsediği gençler hala var. Bir kısmının da okumak istediğine eminim. Yaparsanız gelirler.