Firuze gibi aşkı kaybetmeyi sevmek...
Rahşan Gülşan yazdı...
CANSU Dere'nin dün gazetelerde okuduğum cümleleri uzun zamandır denk geldiğim en samimi ve bir o kadar da ironik: "Firuze karakterini çok sevdim. Aşkı buluşu, inanışı, çırpınışı ve kaybedişini sevdim."
Cansu Dere hayatımıza girdiğinden beri ister istemez özel hayatını da kaba hatlarıyla takip ediyoruz.
İki popüler insanla yaşadığı fırtınalı ve ikisinde de aşkı buluşu, inanışı, çırpınışı ve kaybedişini...
Aşkı en az bir kez bulup inananlar bilirler, bittikten sonra yaşanan acısı bile bomboş, hiç âşık olmamış bir kalp taşımaktan daha iyidir.
Çünkü şairin de dediği gibi, "Çünkü ayrılık da sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili".
AĞIRLIK HAFİFLİYOR
Görünüşe göre şu hayatın her türlü güzelliği verip bir türlü kalıcı mutluluğu vermediği Cansu Dere, elinde olanla yetinmeyi öğrenebilmek bir yana öfkelenmemeyi, hatta empati yapmayı da öğrenmiş.
Ne ilginç ki o da bu hayatta Firuze ile benzer bir kader paylaşırken Firuze şimdilerde onun bedeninde hayat buluyor.
Dedim ya, magazinde samimiyet çok uzaklarda.
Herkes iktidar sahibi, herkes birinci, herkes başrol.
Cansu Dere'nin kastettiğinden çok şey anlatan ve belli ki ağzından kaçmış cümleleri, çoğu zaman hepimizin gıpta ettiği pırıltılı hayatlardaki sert ve soğuk yalnızlığın bizim karanlık yalnızlıklarımızdan çok da farklı olmadığının sağlamasını bir kez daha yapmış oldu.
Bu belki kişisel yalnızlıklarımızı hafifletmiyor ama bizim gibi başka insanların olduğunu bilmek biraz hafifletiyor ağırlığı.
"Cansu Dere bile olsan" diye başlayan hoyrat cümleler kurduruyor.
Bir an iyi geliyor.
Bazen...
Çok kısa bir an ama...