‘Giyinilmeyecek şeyler satmıyoruz’
Geçen hafta gerçekleştirilen Moda Konferansı'nın konuklarından biri, erkek modasının efsane tasarımcılarından Gordon Richardson'dı. Ünlü tasarımcıyla trendleri konuştuk
Esra ÇORUH / HT CUMARTESİ
İstanbul’da gerçekleşen ve önemli isimleri buluşturan konferanslara bayılıyorum. Geçtiğimiz haftaki Moda Konferansı’nda da moda dünyasının önemli bir ismiyle biraraya gelme fırsatı yakaladık. Topman markasının Kreatif Direktörü Gordon Richardson ile Türk moda ve tekstil dünyasını The Woolmark Company, İstanbul’da buluşturdu. Ünlü tasarımcı, konuşmasında erkek giyimindeki trendlerden moda dünyasındaki genç yeteneklere, merinos yününden tasarım dünyasına kadar birçok konuya değindi. Richardson, erkek giyimine skinny jean kavramını kazandıran ve genç yeteneklere verdiği destekle tanınan bir isim. Tam bir İngiliz beyefendisi olan Richardson, yaşının aksine inanılmaz enerjisi ve modern görünümüyle de efsane.
Gençliğinizi merak ediyorum.
1976’da The Royal College of Art’tan erkek giyim alanından master derecesiyle mezun oldum. Daha sonra kendi erkek markamı kurmaya karar verdim. Harrods, Joseph ve Fiorucci gibi mağazalarda yer aldı. 1978’de Daniel Hechter için kadın aksesuvarları tasarlamak için Paris’e taşındım ve uluslararası erkek giyim koleksiyon alanında ilerledim. İngiltere’ye Sabre International Tasarım Direktörü olarak döndüm ve gençlerle iç içe olmak bana mutluluk verdiği için 11 yıl boyunca Kingston Üniversitesi Moda bölümünde ders verdim. Sokak modasında geniş portfolyoya sahip Arcadia Grup’taki kariyerime başladım. Burton, Principles of Men, Racing Grenn ve Hawkshead markalarında Tasarım Direktörü olarak yer aldım. 2000’de Topman’e katıldım. 2012’de tasarım direktörü oldum. Şimdi ise kreatif direktörü olarak kariyerime devam ediyorum.
Aslında grafik tasarım mezunusunuz... Moda tutkunuz nasıl başladı?
Evet, grafik tasarım okudum. O zamanlar ilgimi çekmişti. Her zaman sanat dallarına ve stile ilgim vardı. Grafik tasarım okurken başka sanat dallarıyla da yakından ilgileniyorsun ve benim de o yıllarda moda çok ilgimi çekiyordu. Grafik okumadan önce bölümümün bu kadar sıkıcı olacağını tahmin etmemiştim açıkçası. (Gülüyor.) Hocalar sıkıcı, artistik vizyonu yüksek ve yaratıcılık konusunda muhteşem bir ortamda olmama rağmen bana yetmedi. Bir gün Londra’dan gelen iki tasarımcıyla moda projesi yaptık ve o günden sonra tasarım dünyasında olmam gerektiğini düşündüm.
Sokak modasına yön vermek kolay olmasa gerek...
Sorumluluğumuz gerçekten fazla. Yeniyi denemeyi tabii ki çok seviyorum ancak asla fazla zorlamıyorum, giyinilmeyecek şeyler satmıyoruz, zor ve abartılı parçalara yer vermiyoruz.
Tasarım aşamasında nelerden esinlenirsiniz?
Aslında her şeyden esinlenebiliyorum. Seyahat etmek en büyük esin kaynağım ancak tasarımcıysanız 7-24 algılarınız hep açık ve gözlemcisinizdir. Bu bir müzik, sokakta gördüğünüz biri, bir film ya da seyahat olabilir. Benim müziğe ayrı bir ilgim olduğu için müzik ve moda beni en çok besleyen kavramlar...
Müzik demişken müziğe olan tutkunuzu da öğrendik...
Müziğe gerçekten âşığım. Hip hop, caz, blues, rock her türlü müzik ilgimi çekiyor. Farklı grupları, özgün müzik yapan kişileri takip etmeyi seviyorum.
‘ANCAK YIRTIK PIRTIK BİR JEAN GİYMİYORUM’
Kendi tarzınızı nasıl tanımlarsınız?
Geçmişe döndüğünüz zaman “Keşke bunu giymeseydim” dediğiniz bir parça var mı? Kendi tarzımızı tanımlamakta gerçekten zorlanıyorum. Çok seçiciyim. Ancak yırtık pırtık bir jean giymiyorum. Tarzıma ve yaşıma hitap eden parçalar seçiyorum. Geçmişe dönersem üzerimden düşen, bol, dökümlü kıyafetleri uzun yıllar boyunca nasıl giymişim hayret ediyorum. 80’lerde hiçbir şey üzerimize oturmuyordu nedense...
Tarzınızı araştırdığımız zaman jean giymeyen ancak hep şapka takan bir tasarımcı olarak çıkıyorsunuz karşımıza... Ancak şu an şapkasız görüyoruz sizi...
(Gülüyor.) Hâlâ jean giymiyorum ancak dediğiniz gibi şapkadan da vazgeçtim. Eskiden şapka takardım çünkü o sıralar çoğu kişi şapka takmazdı şimdi ise herkes şapka takıyor, bu yüzden artık şapka takmıyorum, benim için bir anlamı kalmadı.
Bir erkeğin gardırobundaki olmazsa olmaz parçalar neler olmalı?
Gömlek, pantolon, jean cevabı yerine erkeklere stil görünmenin önemli olduğunu vurgulamak isterim. Gardıroplarını gelip geçici trendi parçalarla doldurmasınlar. Kendilerini, yaşantılarını ve stillerini yansıtan parçalarla doğru alışveriş yapmalarını öneririm.
Türk erkeklerinin tarzı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Onlara neler önerirsiniz? Sokakta dolaşacak vaktim olmadı o yüzden çok iyi gözlemlediğimi söyleyemem ancak klasik bir tarzları var. Yeniliğe açık olabilirler. Örneğin jean seviyorlarsa jean renk tonlarında değişiklik yapabilirler.
Yıllardır bu sektörün içindesiniz, edindiğiniz en büyük tecrübe ya da ders nedir?
Başarısız olmayı öğrenmek. Başarısız olmayı öğrenip sindirebilmek çok önemli. Kabul edip, ders çıkarıp yolunuza yılmadan devam etmelisiniz.
‘Tarzları keskin çizgilerle ayırmıyoruz’
2015 sonbahar kış koleksiyonuyla hangi trendler ön plana çıkıyor?
Koleksiyondan biraz bahseder misiniz? İstanbul’daki güzel havada kış konuşmak ne kadar doğru bilmiyorum. (Gülüyor). Koyu renk yıkamalı skinny jean’ler, yırtık detaylar bu sezonda var. Sportif ceketler, uzun paltolar, sweatshirt’ler ve gömlekler modern detaylarla karşımızda. Casual şıklık bu sezonun en önemli moda kavramı. Erkekler bu sezon biraz ciddi parçaları, daha günlük casual aksesuvarları ya da kıyafetleriyle karıştırmalı. Örneğin, klasik bir pantolonu casual bir ceketle tamamlayabilirsiniz ya da yırtık bir jean’i ciddi bir gömlek ya da ceketle kombinleyebilirsiniz. Artık eskisi gibi tarzları keskin çizgilerle ayırmıyoruz, herkes tarzına göre bazı değişiklikler yapıp stil görünmeyi başarabilir.