Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Elif KEY/ HABERTÜRK PAZAR

Guggenheim’ın bilet kuyruğu, BBC Dünya Radyolar Servisi gibi, her dilden birileri birilerine sesleniyor. “Schülerausweiss’ın nerede?”, annesi oğluna okul kimliğini soruyor, bir bey eşine emeklilik kartlarını yine nereye kaldırdığını anlamadığını söylüyor, genç çocuk elinde paltolarla hızlı hızlı dönüp “Biletleri almadan paltoları veremiyoruz!” diyor.

Dünyanın neredeyse her köşesi saçmaladığı için bilet sırası başka dillerde birbirine dert yanan bir taziye evi gibi. Kimisi Brüksel’deki patlamaları, kimisi İŞİD’i, kimisi önümüzdeki günlerde New York’ta yapılacak önseçimleri konuşuyor.

Taşikardinin dünya haritasına yayıldığı günlerde bir müzeye saklanmak ve mümkünse birkaç saat bugünden ve gelecek endişesinden sıyrılmak iyi gelebilir.

Müzenin kapısında duran polis arabasını ise artık görmüyor kimse, hayatımızın duvar kâğıdı! Ve Adam Gopnik’in dediği gibi: “Müzeleri önemli kılan şeylerden biri, müzelerde konuşmaktır ve müzeleri tanımlayan şeylerden biri, müzelerde nasıl konuştuğumuzdur. Çünkü müzeler, bence, gidip bir şeyler görülen yerler olduğu kadar, aynı zamanda, gidip bir şeyler konuşulan yerlerdir.”

SESSİZ SORULAR ODASI

Guggenheim’da yeni açılan serginin adı “Fischli and Weiss, How to work better”. İkilinin “Nasıl daha iyi çalışılır?” sorusuna verdikleri 10 cevaptan oluşan manifestoları, serginin ismi. Weiss’ın vefatına kadar 33 yıl boyunca beraber çalışmış, beraber sorular sormuş, üretmiş iki İsviçreli sanatçının 300 parçadan fazla işini sergiliyor.

Girişteki fareyle ayı ikilinin en bilinen işlerinden biri. Adı “Sleeping”, tarihi 2008. Los Angeles’da yaşadıkları yıllardan ve dünya düzenine dair hazırladıkları, adını da “Düzen ve Temizlik” koydukları grafiklerle destekledikleri bir proje. Kalabalık müzenin rampasından yukarı doğru süzülürken, çocukluların hedefi yüzlerce çamurdan yapılma heykelin durduğu kat.

Çocuksuzlar ise başka bir odada sessizce oturuyor. Bu oda Fischli ve Weiss’ın yıllarca birbirlerine sordukları sorular. Küratörün anlattığına göre ikilinin çalışma şekli bu, aralıksız soru sormak, bazen cevaplardan soruya ulaşmak ve aslında insanı gülümseten o kadar şey var ki, belki de bu işleri görenleri biraz olsun eğlendirmek sanki niyetleri.

Hep bir tezat var. Heykelleri de öyle, Neron’un Roma’yı yaktığı an oturup yangını seyretmesi, henüz Einstein doğmadan önce Einstein’ın annesiyle babasının yatak odası, Mick Jagger ve Brian Jones’un Satisfaction’ı yazdıktan sonra eve dönüşleri hep çamurdan.

RUHUM BEDENİMİN UYKU TULUMU

İzledikleri yol: popülerin karşısına unutulmuşu, kurgunun karşısına gerçeği, paçavra bir şeyin karşısına güzel bir şeyi koymak. Fare ve panda da tavırları aynı aslında, fare çirkin ve sevimsiz aslında ama pandalar öyle mi ya, hem sevimli hem tehlikesiz!

İkilinin duvardan duvara projeksiyonlar sayesinde yansıttıkları yüzlerce soru da aslında ne çok zor ne çok kolay cevapları var. Bir iç dökme gibi. Sorulardan biri “Her şey manasız mı?” veya “Evlilik bir kadınla bir eve girip kendini kapatmak mı?” veya “Mutluluk beni bulacak mı?”...

Yüzlerce soruyu dört dilde yazan (Almanca, İngilizce, İtalyanca, Japonca) ikilinin derdi sorulara cevap bulmaktan çok, “Hangi insan evladı bu garip soruyu sorar ki?” sorusunu düşündürmeye çalışmak.

Misal, kim durduk yere kendi kendine, “Ruhum bedenimin uyku tulumu mu?” der yahut “Uyuşturucu kullanmalı mıyım?” gibi bir soruya kim “Evet aşırı mantıklı bir soru” der?

Sanatçılardan Weiss hayallerinde bu soruları soran insanın büyük ihtimalle bir erkek olduğunu, onun da aklındaki her şeyi hemen uykusundan önce karanlığa doğru savurduğunu düşündüklerini anlatsa da soruların birçoğu cinsiyetsiz: Pis mi kokuyorum? Canım mı sıkılıyor?

Kendimi iyileştirmeli miyim? Sıcak mı bastı? Ben anlaşılıyor muyum? Her şey yolunda mı? Biraz huzura ihtiyacım var mı? Hayattaki her şeye hazırlıklı mıyım? Acaba ben bir eşek miyim?’

HER ŞEY BELKİ DE NORMALDİR

Soruların arasında gezinen bazen ufak bir araba, bazen bir kuş, bazen bir süt bardağı; gün içinde kendimize sorduğumuz binlerce sorunun ne kadar manasız olabileceğini, hayatın ve dünyanın bizi de çok ciddiye almadığını gösteriyor sanki.

Fischli ve Weiss 33 yıl boyunca (evet siyah boş duran çekmece, beyaz dolap yapıp bir köşeye biz ölümlülerin kolay anlamayacağı eserler koysalar da) sanatı anla- şılır kılmaya, normalin ve basitin de sanat olabileceğine ikna olmuşlar.

Normal zevkler, normal korkular, normal mucizeler, normal sıkıntılar. Her şey normal gelmiş onlara. Belki de her şey normaldir. Belki de biz mi anormaliz acaba? Belki de hayatı zorlamamak lazımdır.

Sergide duvarda yazan soru anormal değildir ve bir cevabı vardır: “Mutluluk beni bulacak mı?” Müzenin kapısında çıkar çıkmaz gördüğüm polis arabaları birdi iki olmuş, her şey normal evet.