Müzik kodamanlarından dijital müzik mitleri
Siz de yapımcıların en ulvi misyonunun ocakbaşı açmak ve en çok satan şarkıcısına basın önünde lüks otomobil anahtarı teslim etmek olduğu Prestij Müzik'li, Şahin Özer'li günleri özlemediniz mi?
SIRMA KARASU / HT CUMARTESİ
Twitter’daki en büyük eğlencem, müzik sektörümüzün “duayenlerinin” ve “patronlarının” kendi kontrolleri dışında gelişen her türlü dijital müzik olayı hakkında atıp tutmaları. Bazıları bildikleri düzene halel gelmesin diye sizi bütün bütün müzik dinlemektenmen edebilecek kadar despotlar. Bu halleri bana Asteriks’te, gemilerini sırf Asteriks batırmasın diye kendileri batıran korsanları hatırlatıyor.
1- ‘KORSAN VE DİJİTAL SERVİSLER YÜZÜNDEN ALBÜM SATAMIYORUZ’
2002’de Steve Jobs’un yüzlerce dolarlık iPod’u satmak için müziği 99 centlik bir eşantiyon haline getirmesinden bahsediyorum. Şarkı başına elde edilen 67 cent’i de müzik şirketleri, sanatçılar ve yayıncılar aralarında paylaşıyordu. Büyük müzik şirketleri Jobs’a lanet etmekte haklıydılar. En hazin olansa Apple’ın ürünlerinin herhangi bir dijital müzik platformu olmaksızın neredeyse 10 yıl boyunca ülkemizde satılmış olması. Peki bu iPod’ları iPhone’ları alanlar onlarca gigabyte hafızasını acaba nasıl bir müzik içeriğiyle dolduruyorlardı? Tabii ki korsan yollardan edinilenlerle. Yıllarca ne adam gibi bir online müzik dükkânı ne de streaming servisi açıp, insanları korsana alıştırıp sonra da bundan şikâyetçi olmak sizce de tuhaf değilmi? Demek ki asıl problem korsan ve dijital müzik servisleri değil de bu yeni düzene uyum sağlayamayan endüstri insanları. 2000’lerin ortasında tavan yapan korsana çözüm olarak, Fransa ve İsveç, tüm dünyada kullanılan Deezer ve Spotify’ı üretirken biz ne yaptık? “Korsan albüm almak, dükkândan mal çalmaktan farksızdır” dedik. Vay be, mantığa bak!
2- ‘DİJİTAL MÜZİK SERVİSLERİ YÜZÜNDEN SANATÇILAR PARA KAZANMIYOR’
Yoksa Türkiye’de şarkıcı ve müzisyenlere korsandan hatta dijital müzik servislerinden önce inanılmaz paralar ödeniyordu da bizim mi haberimiz yoktu? İşin aslı bizim duayen ve patronların hiç bahsetmediği bir şeyde gizli. Flaş, flaş, flaş... Dijitalleşme, müzik üretim ve dağıtım masraflarını ucuzlatmış durumda. Meslek birlikleri sayesinde şu an legal olup da ödeme alınamayan ya da en azından görüşmelerin sürmediği bir dijital servis de çok şükür bulunmamakta. Üretim, dağıtım bedeli düştü, müziğin yayınlandığı mecra arttı... Eee, çok sevdikleri şarkıcıları neden hâlâ daha fazla kazanamıyorlar? Anladığınız üzere müzik şirketlerinin derdi her zamanki gibi sanatçıya maksimum ödemeden ziyade maksimum sömürü sunmak. Eğer isterse müzisyenler plak şirketini aradan çıkarıp direkt dijital albüm çıkarabilirler. Özünde plak şirketlerini korkutan durum da bu. Dikkat ederseniz bağımsız ve sanatçısıyla demokratik ilişkiler içinde olan müzik şirketleri dijitalleşmeden şikâyetçi olmak bir yana yeni düzenden mümkün olduğunca yararlanmaya bakıyorlar.
3- ‘MÜZİK SERVİSLERİNDEN TELİF GELİRİ TOPLAYAMADIĞIMIZ İÇİN ENDÜSTRİ ZORDA’
Hem meslek birliği geçmişi hem de müzik endüstrisi üzerine eğitimi olan biri olarak, bu iddia içimi acıtıyor. Dijitalleşmeyle birlikte, başta bizdeki gibi çoğunlukla yerli repertuvar dinlenen Anglo- Amerikan ülkeleri olmak üzere, tüm medeni müzik endüstrileri yeni düzenin getirdiği aplikasyon, oyun ve sosyal medya gibi nimetleri gelir kaynağına çevirmek için kolları sıvadı. Bizde ise korsanı sabit fikir haline getirmiş buhranlı ve melankolik bir hal söz konusu. Devir değişti. Artık ne siz alınıp içindeki tüm şarkılar senelerce dinlenecek albüm yapıyorsunuz ne de dinleyici bunu istiyor. Bir yandan da akıllı telefonlar sayesinde eğlence hiç tüketilmediği kadar tüketilmekte. Elindeki içeriği bu sisteme entegre edemiyorsan ve halihazırda işlemekte olan müzikli aplikasyonlardan telif toplamayı akıl edemiyorsan şikâyet etmenin anlamı ne?
4- ‘MÜZİK SERVİSLERİNDEN GELEN TELİF GELİRİ OLMADAN MÜZİSYEN PARA KAZANAMAZ’
Elbette eser sahipleri ve yorumcular dinleyicilerinden gelecek her kuruşu hak ediyorlar. Ancak telif gelirlerinin fiziksel ya da dijital albüm satışıyla sınırlı olmadığını da bilmek gerek. Restoran, kafe, otel ve benzeri yerlerde çalınan müzikler için işletmeciler meslek birliklerine lisans ücreti ödemekteler. Bu para da eser sahiplerine, yorumculara ve yapımcılara gidiyor. Televizyon ve radyolar reklam jingle’ından program açılış müziğine her türlü müzik için lisans ücreti ödüyor. Sinema filmleri ve diziler hem kendi müzikleri hem de çalınan şarkılar için para ödemekte.
5- ‘HAKLARINI ALAMADIKLARI İÇİN MÜZİSYENLER ÜRETMİYORLAR’
İşte kodaman müzik yazarlarının en zalim kandırmacası. Müzik endüstrisi için endişelenmelerini anlıyorum, ama bizi böyle ümitlendirmeye ne hakları var? Tam okuyup “Oh, Sinan Akçıl şarkı yazamayacak, yaşasın” diyoruz; bir hafta sonra yeni single’ının klibinin Youtube’da yayında olduğuna dair tweet’ini okuyoruz. Şaka bir yana, sizce pop müzik sektörümüzde bir üretim sıkıntısı mevcut mu?
Stairway to Spotify!
Tam da dijital müzik yazarken Spotify’dan süper bir haber geldi. Artık Spotify’ın telefon uygulamasından müzik dinlemek ücretsiz. Sevdiğiniz müzisyeni seçmek serbest ama çalma listesi radyo formatında, yani shuffle. Yetmezmiş gibi uzun süredir yokluğunu çektiğimiz Led Zeppelin de dünyada ilk kez tüm diskografisiyle tüm servislerden önce Spotify’ da. Bilginize...