Aşı olmak istemiyorum çünkü inanmıyorum
Başbakanımız domuz gribi aşısı olmayacağını deklare etti ya gerçekten sevindim, ardından Ertuğrul Günay da benzer bir açıklama yaptı. Grip öldürücü bir hastalık ama domuz gribi en az öldürücü olanı. Geçen yıl ABD'de 36 bin kişi normal gripten, 860 kişi de domuz gribinden ölmüş. Daha doğrusu, ölenlerin kanında domuz gribi mikrobu da varmış ama bu illa domuz gribinden öldü demek değil. Domuz gribinden öldüğü duyurulan Ankara Sanatoryum Hastanesi çalışanı Mustafa Güneş'in defin izin kâğıdı ile ölüm raporunda "domuz gribi" yazmıyormuş. Kardeşine göre, ölüm raporunda, zatürree veya kalp krizinden hayatını kaybettiği belirtiliyormuş. Öyleyse bu ölüm gerçekten domuz gribinden mi oldu yoksa domuz gribi aşısı olunsun diye böyle bir olay mı uyduruldu? Bu olayın benzerini 1962 yılında Türkiye yaşamıştı ve o yıl doğan bebeklerin büyük çoğunluğu ölmüştü. Ablam da bunlar arasındaydı. Hem de Amerikan tarım ilacı yüzünden
İşinin uzmanları diyor ki, grip öldürücü bir hastalıktır ama bunların içinde domuz gribi en az öldürücü olanıdır. Ortada aşıya gerek olmayan bir domuz gribi hastalığı var, ama ilk defa devlet kendi eliyle domuz gribi aşısı getirip vatandaşları aşılamak için can atıyor. İnsanın "Bunda bir iş var" diye bağırası geliyor. Öte yandan son 15 gündür birçok TV kanalında gündüz kuşaklarında canlı yayın konuğu olduğum programlarda, gündem nedeniyle domuz gribi konusunda bilgi vermesi için doktorlar da konuk ediliyor. Hepsine denilen şu: "Aman ha domuz grini aşısı olmayın demeyin, derseniz hükümetle aramızı açarsınız." Fakat gördüm ki Başbakan aşı olmayacağım diyor, ben de olmayacağım, hem de bana soranlara olmayın diyorum.
ABD'DE GRİPTEN 36 BİN KİŞİ ÖLDÜ
Uzmanların dediklerine göre, domuz gribinin öldürücülüğü binde 1'in çok altında. Bugüne kadar dünyada bu hastalıktan ölenlerin sayısı 4 bin 500 civarında. Oysa olağan grip salgınlarından her yıl 250 bin ila 500 bin insan ölüyor. Türkiye'deki kurban sayısı ise yaklaşık 7 bin. Üstelik bu bilgiyi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta veriyor. Hoca ile yapılan söyleşiye göre, Amerika'da her sene grip salgınından ölenlerin sayısı 36 bin. Amerika'nın nüfusu 300 milyon. Kabaca bizden 4 misli fazlalar. Demek ki bizde de 7 bin kişi kadar ölüyor.
ÖLENLER GERÇEKTEN DOMUZ GRİBİ Mİ?
Öte yandan TV'ler, domuz gribinden ölen bilmem kaçıncı kişi diye bas bas bağırıp milleti aşı olması için galeyana getiriyorlar, bunlara da inanmıyorum. Çünkü, ölenlerden alınan vücut sıvısı örneklerinde, laboratuvarlarda yapılan tetkiklerde domuz gribi virüsü de bulunmuş ama bu ölenlerin illa domuz gribinden öldüğü anlamına gelmez. Örneğin, akciğer kanseri olan birisi vefat etse ve alınan vücut sıvısında domuz gribi virüsü de bulunsa bu ölüm sebebinin domuz gribi olduğunu ifade etmez. Yine Rasim Küçükusta Hoca'ya göre, bir başka önemli konu da bunun ilk domuz gribi paniği olmaması. 1976 yılında Amerika'da Fort Dix'te askerlerde görülen enfeksiyon bahane edilerek, milyonlarca insan domuz gribine karşı aşılanmış, ama daha sonra böyle bir salgının gerçek olmadığı ortaya çıkmıştı. Üstelik aşı yüzünden 30 kişi ölmüş ve yüzlercesi de ömür boyu felçli kalmıştı. Bu ölümlerin sebebi de Guillain-Barre Sendromu idi. Bu sendrom, sinir sisteminde, kol ve bacaklarda ve solunum kaslarında felçlere ve ölümlere yol açabilen bir hastalık. O zaman aşının Guillain-Barre Sendromu'nu 8 misli artırdığı anlaşıldı. Ve aşılamadan, 10 haftalık uygulamadan sonra bu yüzden vazgeçildi.
ABD ARTIK SİLAH DEĞİL İLAÇ SATACAK
Bush gidip yerine Obama gelince ABD, dünyaya silah değil ilaç ve aşı satarak para kazanmayı tercih etti. Bush ve çevresi, silah sanayii ile otomotiv ve petrol sanayiine dayanan kişilerden oluşuyordu ve artık onlar iktidarda değiller. Çevrenize bakın, her yerde savaşların durması, ülkeler arası ve ülke içi sorunların barışçı yollarla çözümü konusunda ABD nasıl baskı yapıyor görürsünüz. Bakın ülkemize gelen Obama, Kürt sorunu ile Ermeni sorununu bitir talimatını verip gitti, şimdi bunların sancılarını çekiyoruz. Yeni Amerikan sistemi ilaç, aşı ve sağlık sisteminden para kazanmayı öngörüyor. Mesela biz, 2002 yılında ilaca 2.5 milyar lira verirken bu sene 14 milyar lira vereceğiz ve bu paranın yaklaşık yüzde 80'i Amerikan ilaç sanayiine akacak. Hatta seneye bu rakam 16 milyar liraya çıkarılacak. Hükümet, halkı kandırmayı becerebilirse aradaki 2 milyar lirayı katkı ve katılım paylarını artırıp halkın direkt cebinden çıkaracak. Domuz gribi de buna en güzel örnektir. "50 milyon doz aşıyı alıp vatandaşlarınıza yapacaksınız" dediler, Sağlık Bakanı da bunu halka yedirmek için cansiperane çabalıyor!
BENZER OLAY 1962'DE YAŞANMIŞ ABLAM DAHİL BİNLERCE BEBEK ÖLMÜŞTÜ
ABD ülkemize ilk defa ilaç-aşı göndermiyor. 1959 ve sonraki yıllarda başlayan Marshall Yardımları ile 1960 yılında bedava tütün tohumu gönderdiler. Gelen tohumlarla birlikte ülkemize ilk defa tütünde mavi küf hastalığı da gelmiş ve 1961 yılı tütünleri bu hastalık nedeniyle verimsiz olmuştu. Ertesi yıl yani 1962 yılında mavi küf hastalığı için ABD'den bu sefer tarım ilacı gönderdiler, ama bu ilacın denemeleri ilk defa ülkemizde yapılınca, 1962 yılı doğumlu tütüncü ailelerin binlerce bebeği ilacın etkisiyle daha 40'ları çıkmadan vefat etmişti. Bu olay Aziz Nesin'in bir hikâyesine de konu edildiği gibi Şevket Tezel'in bir hikâyesine de şöyle yansımıştı: "Halil için mutluluk hep kesintilere uğradı yaşamı boyunca. İlk çocuğu doğduktan tam on yıl sonra ikinci çocuğu, kızı doğmuştu. Tatili hiç sevmeyen Halil, bir cumartesi günü pazara gitmiş ve özenerek bezenerek biricik kızına beşik almıştı. Ayağı adeta bulutlara basarak sevinçle evine dönerken iyi niyetli bir densizce aldığı kara haberle dünyanın bir kez daha başına yıkıldığını hissetti. Aklından o an delirip dağlara çıkmak, bu gerçeği unutmak için deli olmak gerektiğini hissetti. Bu haberin gerçek olmaması ihtimalini adeta içine çekmek istiyordu. Duyar duymaz az önce özenle taşıdığı beşiği bir paçavraymış gibi elinden fırlatmış olsa da buna inanmak istemiyordu. Serde evlat acısı da mı vardı? 'Allah'ım bu da mı başıma gelecekti Yarabbim' diye inleyerek gözyaşlarına aldırmadan evine koşuyordu. Eve vardığında gördüğü manzara, o bütün olumlu ihtimallerle beraber dizlerinin dermanını da bitirmiş, olduğu yere çöküvermişti Halil. Gözü gibi daha o sabah sevdiği, okşadığı kızı artık cansız yatıyordu. Halil'i hiçbir şey bu kadar yıkmamıştı, hücrede bile bu kadar dermansız kalmadığını düşündü Halil, evlat acısı dedikleri bu olmalıydı. O bir yandan kara bulutlara dalıyor, Kadriye feryat ediyor, Mustafa ise isyan ediyor, 'Allahım canını alacak bula bula benim kardeşimi mi buldun? Herkesin çok kardeşi var, benimse bir tanecikti neden aldın?' diye ağlıyordu. Yıllar sonra bulduğu ama tez yitirdiği kardeşinin mezar taşına adını kendi elleriyle yazıyordu. Küçük Pembe, Halil için başlı başına bir saadetti önceden, ama arkasından hayatında unutamayacağı, unutulmayacak bir acıyı da beraberinde getirdiğini bilemezdi kızının doğumunun. Çünkü tütün mavi küfünün ilk defa yayıldığının ertesi yıl olan o yıl tütün eken hemen bütün ailelerin çocukları ya ölü doğmuş ya da kısa zaman sonra bebek iken ölmüşlerdi. Bunda ilk defa o yıl kullanılarak sonra tedavülden kalkan ilaçların etkisi olmuş muydu, bunları kim bilebilirdi?"