Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yabancı ülke toprakları addedilen elçilikler bünyesinde işe alınan Türklerin sosyal güvenliği bazı elçilik ve konsolosluklar tarafından sağlanırken, bazı elçilikler vatandaşlarımızı sigortasız çalıştırıyor. Ancak Yargıtay’ın yerleşik görüşlerine göre, bu çalışanların sosyal güvenliği davayla sağlanabilir

        Ali Bey, 1993 yılından beri İstanbul’da yabancı ülke konsolosluğunda çalışıyorum. Beni bugüne kadar hiç sigortalı yapmadılar. Ben de sigortasız kalmayayım diye ara ara isteğe bağlı SSK ödedim. Şu anda hiçbir yere prim ödemiyorum. Hizmet tespiti için konsolosluğu dava edebilir miyim? İsmi saklı

        Esasen Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde çalışan herkesi sosyal güvenlik şemsiyesi altına alması gereken eski adıyla SSK, yeni adıyla SGK’nın bu konuda epey hatası var. Geçmiş yıllarda yayınladığı genelgelerle yabancı misyon şefliklerinde (elçilik, konsolosluk vb.) çalışan Türklerin zorunlu sigorta kapsamında bulunmadığını, yabancı ülke toprakları sayılan bu yerlerde Türk kanunlarının geçerli olmadığını açıkladı. Ancak isteyen yabancı misyon şefliklerinin, çalışanları sigortalı yapabileceğine, istemeyenlerin ise sigortalı yapmayabileceğine karar verdi. Bazı elçilik ve konsolosluklar, çalışanlarını sigortalı yaptırdılar. Bazıları ise yaptırmadı.

        BREZİLYA ZORUNLU YAPTIRIYOR

        Geçen yıl bir müddet kaldığım Brezilya hükümeti, tüm yabancı misyon şefliklerinde çalışan Brezilya vatandaşlarının sigortalı yapılmak zorunda olduğunu, hükümetin açıkladığı ücretten daha düşük ücret ödenemeyeceğini, ayrıca hepsinin sendikalı olması gerektiğini ilgili ülke misyon şefliklerine en başından bildiriyor. Sizi sigortalı yapmayan konsolosluk hakkında iş mahkemesinde hizmet tespit davası açabilirsiniz. Geçmiş yıllarda açılan bazı davalarda, yerel mahkemeler de tıpkı SSK gibi düşünüyor ve davaları reddediyordu ama yanda verdiğim örnek karardan da görüleceği üzere Yargıtay, SSK gibi düşünmüyor.

        Banka sandıkları 30 Nisan’a kadar SGK’ya devredilecek

        20 yıldan fazladır Akbank çalışanıyım. 30 Nisan itibarıyla sandığımızın SSK’ya devrolmasını gerektiren 5510/20. maddeden etkilenenlerdenim. Prim günüm doldu ve emekliliği hak edebilmek için 19 ay daha çalışmam gerekiyor. Öğrendiğime göre, sandıkta 20.000 TL’lik birikmiş param bulunuyor. Söylenenlerden anladığım kadarıyla, 30 Nisan itibarıyla birikmiş para artık benim olmayacak. Ayrıca emekli maaşım da 300 400 TL daha düşük olacak. Bu söylentilerin ne derece gerçek olduğunu uzman bir ağızdan öğrenme ihtiyacım nedeniyle yazıyorum. Gerçekten bu kayıplarla karşılaşacak mıyım? Bu yasal mıdır? Buna yasal itiraz hakkım var mı? Bu koşullar altında nasıl hareket edilmesi rasyonel olur. İsmi saklı

        Sayın okurum, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gereğince, tüm özel banka ve borsa sandıkları, 30 Nisan 2011 gününe kadar SGK’ya devrolunacaktır. Devrin bu tarihe kadar yetiştirilememesi halinde süre Bakanlar Kurulu kararıyla en fazla iki yıl daha uzatılabilir ve büyük bir ihtimalle 2 yıllık uzatma süresi devreye girecektir. Zira, henüz hiçbir sandık SGK’ya devredilemedi, işlemleri başlatılamadı. Devirden sonra, sandıklarca ödenen aylık ve gelirler yine eski usul ödenmeye devam edecektir. Ancak, devir tarihi itibarıyla sandıklarda iştirakçi olanlar ile sandıklardan ayrılmış olup aylık veya gelir almayanların sandıklara karşı hak sahibi olmaları halinde tahsis talep tarihi itibarıyla aylıkları da yine eski usulde hesaplanacaktır. SGK’nın hesaplayacağı aylık ile sandıkların hesaplayacağı aylık arasında fark çıkarsa bu farklar, yani tabi oldukları vakıf senedinde bulunmasına rağmen karşılanmayan diğer sosyal hakları ve ödemeleri, sandıklar ve sandık iştirakçilerini istihdam eden kuruluşlarca karşılanmaya devam edecektir. Fakat aynı yasa gereğince, 30.4.2008 tarihinden itibaren, sandıklarca bağlanmış/bağlanacak olan gelir veya aylıklara yapılacak artışlar, 506 ve 5510 Sayılı Kanun’a göre bağlanan gelir veya aylıklara yapılan artışlardan fazla olamaz.

        DAVA DİLEKÇESİNE NE YAZILACAK

        YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

        Esas Numarası: 1993/5620

        Karar Numarası: 1993/10875

        Karar Tarihi: 14.10.1993

        DAVA: Davacı, 01.01.1944-30.09.1984 tarihleri arasında davalı elçilikte sigortalı işçi olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hâkim tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

        KARAR: Davacı, davalı Danimarka Kraliyeti Büyükelçiliği işyerinde 01.01.194430.09.1984 tarihleri arasında sigortasız geçen hizmetlerin tespitini istemiş, ancak mahkemece, Türkiye’nin de taraf olduğu Viyana Sözleşmesi’nin 31. maddesindeki dava bağışıklığından söz ederek, davanın reddine karar vermişse de, Türkiye ve Danimarka’nın taraf oldukları 18.04.1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi’ne Türkiye, 24 Aralık 1984 tarih ve 18615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı şekliyle bu tarihte taraf olmuştur. Bu sözleşmenin 31. maddesinin 1. fıkrasında; diplomatik ajanın, kabul eden devletin cezai, medeni ve idari yargısından bağışık olduğu hüküm altına alınmıştır. Buna göre, bu hususta bir tartışma söz konusu değildir. Ancak, sözleşmenin olayımızda uygulama yeri tartışmalıdır. Davalı Danimarka Kraliyeti Büyükelçiliği, Danimarka Kraliyeti’nin (Devleti’nin) Türkiye temsilcisidir. Diğer bir ifade ile Danimarka Kraliyeti’ni Türkiye’de temsil etmektedir. Dolayısıyla, Türkiye’deki sorumluluğu Danimarka Kraliyeti’nin sorumluluğu ile eşdeğerdedir. Davacı ise, sözleşmenin 31. maddesinin 1. fıkrasının aksine diplomatik ajanın şahsi işinde değil, Danimarka Kraliyeti’ni temsil eden elçilikte, daha açık bir ifade ile davacı, Danimarka Kraliyeti’nde (Devlette) çalışmıştır. Durum böyle olunca da, burada sözleşmenin 31. maddesinden söz etmek mümkün değildir.

        Kaldı ki, diğer taraftan Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki 2675 sayılı yasanın 33. maddesi ile; “yabancı devlete, özel hukuk ilişkilerinden doğan hukuki uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz. Bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabilir” hükmü getirilmiştir.

        Demek oluyor ki, olayımızda davalı elçiliğin savunmasına ve Sözleşmenin 31. maddesine itibar edilemez.

        Aksi düşünüldüğü takdirde yabancı devlet elçiliklerinde çalışan Türk uyrukluların hiçbir hak arama imkânı ve müracaat edecek bir merci ve makam kalmayacaktır. Bu da insan haklarına, hukuka ve mevzuata ters düşecektir.

        Bu görüş ve düşünce Yargıtay’ca da benimsenmiştir. Uygulama da bu biçimde şekillenmiştir.

        Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin davanın reddi usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Mahkemece yapılacak iş, davanın esasına girip tarafların tüm delilleri toplandıktan sonra varılacak sonuç uyarınca hüküm kurmaktan ibarettir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

        SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.10.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi.

        Diğer Yazılar