Neden, neden?
ERBİL
“KÖPRÜ” isminin bir çocuğa verildiğini ilk kez duyuyorum. Geçtiğimiz günlerde Habur’dan Türkiye’ye giriş yapmak isteyen karnı burnunda bir kadıncağız, yağmur güneş demeden 12 saat boyunca sınırdaki köprüde bekletilirken doğurduğu bebeğine bu ismi uygun görmüş. Beş gündür bulunduğum Irak Kürdistan’ında buna benzer sayısız hikâye duydum.
Habur’da yaşanan bunaltıcı tıkanıklık, burayla ticaret yapan işadamlarımızı çıldırma noktasına getirmiş. “Hem Irak ile ‘full entegrasyon’dan bahsediliyor, hem kapıya arama yapmak için sadece bir asker konuyor, bir tek x-ray cihazı bile alınmıyor. Herhalde insanlar Türkiye’ye gelmesin diye yapılıyor” diye serzenişte bulunuyor Bitlisli müteahhit Servet Sertkaya. Uçaklar dolu olduğundan Türkiye’ye karayoluyla dönmeyi düşündüğümü söylediğimde, “Delirdiniz mi, en az 15 saat beklersiniz” diye uyardı.
İstanbul’a nasıl dönerim diye kara kara düşünürken kaldığım “çakma Sheraton” Oteli’nin kahvaltı salonunda güler yüzlü genç bir bey, Kürtçe çay ısmarlarken dikkatimi çekti. Meğer Türkiye’nin ilk Erbil Başkonsolosu Aydın Selcan’mış. Bir elinde abanoz tespih, diğerinde Blackberry, komplekssiz biçimde “Irak Kürdistan’ı” ifadesini kullanabilen Aydın Bey, Habur ile ilgili en büyük sıkıntının “karınca trafiği” olduğunu vurguluyor. Yani burada ucuza satılan sigara, çay ve benzeri ürünleri Türkiye’de pazarlamak üzere günübirlik giriş-çıkış yapan taksi ordusunu kastediyor.
Güneydoğu’da sektör haline gelen bu “ticaretin” üzerine güvenlik için yapılan aramalar da binince normal vatandaşlar köprü üzerinde doğum yapmak zorunda kalabiliyor. Habur’daki tüm olumsuzluklara rağmen yıllık 10 milyar dolarlık iş hacmiyle Irak, Türkiye’nin 4’üncü en büyük ticaret ortağı haline gelmiş. Bunun yarısından fazlası da Irak Kürdistan’ıyla yapılıyor. Irak Kürdistan’ı ayrı bir ülke olarak düşünülse, sıralamada ilk 10’a giriyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Genç İşadamları Birliği (TÜGİAD) ve Malatyalı İşadamları Derneği’nden birer heyet, Erbil’de koşturup duruyordu.
28 Nisan’da Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, beraberinde 300 işadamıyla çıkarma yapacak. Mayısta Türk Havayolları,Erbil seferlerine başlayacak. Haziranda da biri kamu diğeri özel olmak üzere iki Türk bankası, burada ilk şubelerini açacak. Ve aralarında Çalık Grubu olmak üzere pek çok Türk şirketi, Irak Kürdistan’ının zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarını işletmek üzere boru hattı ve rafineri kurma peşinde.
TÜGİAD Başkanı Lütfü Küçük’e göre, başkonsolosluğun açılması işadamlarının cesaretini artırmış. Kimi Iraklı Kürtlere göre de buradaki emlak fiyatlarını yüzde yirmi beş oranında artırmış! Orta vadede Habur’un batısına iki yeni kapının ekleneceğini müjdeleyen başkonsolosumuz, sorunların hafifleyeceğini iddia ediyor.
Ailelerini güvenlik kaygılarıyla ülkelerinde bırakan Batılı muadillerinin aksine Aydın Bey, belgesel film yapımcısı eşi Melis Birder ve minik kızları Alaz ile birlikte yaşayacak. Bu da Kürt yönetimine duyulan güvenin güçlü bir ifadesi.
Irak Kürdistan’ına yaklaşık 20 yıldır hizmet getiren Fethullah Gülen cemaatini de unutmamak lazım. Aralarında Bağdat, Kerkük ve Süleymaniye olmak üzere toplam 17 okulu bulunan cemaat, bugünlerde Erbil’de modern bir hastane planlıyor. Büyük takdir topluyor.
Kürt coğrafyasına açılırken Kürtçe yayın yapan TRT Şeş’in de önemli katkısı olabilirdi. Ama Hotbird uydusunu tercih eden çoğu Kürt kanalın aksine TRT Şeş sadece Türksat üzerinden yayın yapıyor. Kırmançi dışındaki Kürtçe lehçelerde programı yok. Ve kamu kurumları, TRT Şeş’e reklam vermekten çekiniyor. Neden? Erbil’de geçirdiğim her gün aklımda aynı sorular takılıp kalıyor. Iraklı Kürtlerle barışabilirken kendi Kürtlerimizden neden bu kadar korkuyoruz? Hakkâri neden bir Erbil değil? Neden ben kendi ülkemin ikinci en çok konuşulan dili, Kürtçe’yi rahatça öğrenemiyor da buralarda tercümanlara mahkûm ediliyorum? Gerçekten, neden?
azaman@htgazete.com.tr