Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇEN hafta The Economist Dergisi için mülakat yapmak üzere Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Çankaya Köşkü’ndeki çalışma odasında bir araya geldik. Ev dekoruna meraklı biri olarak ister istemez gözüm eşyaya kaydı. Zira Gül, Cumhurbaşkanı olalı ilk defa görüyordum o odayı.

        Ankara’da uzun yıllar geçirmiş biri olarak zaman zaman Çankaya’ya davet ediliyordum. Her seferinde sanki Sovyet döneminde yapılmış soğuk, köhne, iç karartıcı otellerden birine gelmiş hissi bürürdü içimi. Güller buraya yerleşeli, Çankaya’ya ışık ve neşe dolmuş. Bunun başlıca nedeni de Cumhurbaşkanı’nın eşi Hayrünnisa Gül.

        Köşk yenilenirken Hayrünnisa Hanım çok eleştirilmişti. Efendim nasıl bu kadar masraf yapılırmış. Sezerler ne kadar mütevazı ve tutumluymuş... Ne kadar saçma. Çankaya Köşkü, Türkiye’nin vitrini. Orada devlet başkanları, krallar, kraliçeler ağırlanıyor. Hayrünnisa Hanım çok doğru bir iş yaptı. Seçtiği mobilyalar ve halıların tamamı Türk yapımı.

        Gül’ün ofisindeki halıyı First Lady’nin kendisi tasarlamış. Pastel tonlarında ve lale motifleriyle bezeli. Halı karşılıklı duran ikiz koyu bronz rengi deri kanepeler arasında bulunuyor. Odanın duvarlarında ise bodrumdan kurtarılan dünyaca ünlü Ermeni ressam Ayvazovski’nin tabloları asılı. İki tane Sevres yapımı firuze rengi küp dışında herhangi bir süs yok. Oda sade ve şık. Ancak bence ofisteki en ilginç yenilik, Hayrünnisa Hanım’ın talimatıyla duvara açılan koskocaman bir pencere.

        Ahmet Necdet Sezer, o duvara sırtını vererek otururmuş. Abdullah Bey ise çalışma masasını odada eskiden tek olan penceresine karşı yerleştirmiş. Her iki yandan ışık vuruyor. Kadın eli değince işte böyle oluyor. Bu arada Hayrünnisa Hanım denince Gül’ün yüz ifadesi hemen değişiyor. Hatları yumuşuyor. Gözlerinin içi gülüyor. Belli ki karısına hâlâ çok âşık!

        KADIN HER ZAMAN KADIN

        Laf kadınlardan açılmışken bir de dağdaki kadınlara değinmeden edemeyeceğim. PKK’nın dağdaki “bir numarası” Murat Karayılan ile Kandil’de yaptığım röportaj sırasında örgüte mensup kadın militanlarla tanıştım. Onlarla ilk kez 16 yıl önce İran sınırındaki Osman Öcalan yönetimindeki Zeli Kampı’nda karşılaşmıştım. Üniformaları çuval gibiydi. Yüz ifadeleri sert. Bu kez karşıma çıkan kadınlar farklıydı.

        Birinin saçlarında sanki röfle vardı. “Boyamıştım, uçlarında kaldı biraz” dedi. Bir diğerinin başında ise gayet “cool” tarzda bağlanmış saf pamuktan kırmızı beyaz renkli eşarp. Haki rengi şalvarlarında pililer, bellerinde turuncu rengi kuşaklar. “Nasıl beğendiniz mi?” diye ısrarla soruyorlardı.

        Karayılan’la birlikte gelen kadın militanların başındaki Ronahi (Kürtçe “Işık” demek) de saçlarını bir fiyonkla bağlamıştı. Demek ki şiddet, içlerindeki kadını bastıramamıştı. Annelik duygusunu da. Onlar hiçbir zaman evlenmeyeceklerini söylüyorlardı. Barış olsa dahi onlar “çalışmalarına” devam edeceklerdi. Çocuk “asla” yapmayacaklardı. Ancak bulunduğumuz köydeki çocuklara ve keçi yavrularına gösterdikleri şefkat, söyledikleriyle pek bağdaşmıyordu. Kaldığımız köy evinde boy aynası vardı.

        “Ah uzun zamandır kendimi boy aynasında ilk kez görüyorum” dedi kızlardan biri. Sanki kendiyle yeniden tanışıyor gibiydi.

        azaman@htgazete.com.tr

        Diğer Yazılar