Hello Mister Sarıgül!
DEMOKRASİMİZİN en temel açmazlarından biri, Türkiye’de doğru dürüst muhalefetin olmamasında yatıyor. Eğer muhalefet böyle devam ederse AKP’nin üçüncü kez tek başına iktidara gelmesi neredeyse banko. Bu tarz yorumlar sık sık yabancı basında da yer alıyor. Hele hele Türkiye’nin ABD’ye meydan okurcasına nükleer programı temelinde İran’dan yana tavır almaya devam ettiği bugünlerde. İşte tam bu noktada Şişli Belediye Başkanı ve Türkiye Değişim Hareketi (TDH) Lideri Mustafa Sarıgül, Avrupa başkentleri ve Washington’da boy göstermeye başladı.
Geçtiğimiz mart ayında Londra’da “Foreign Policy Centre” adında bir düşünce kuruluşunda konuşan Sarıgül, Batılıların bu “hassasiyetlerini” de gözettiğinden olmalı ki İsrail’i bolca övmüş. Akabinde The Guardian Gazetesi’nin baş yorumcularından Simon Tisdall, AKP’nin dış politikasını hedef alan bir makalesinde TDH’den de müspet ifadelerle söz edince Türkiye’de bazı siteler “Sarıgül’e İngiliz desteği” türünden “analizler” döktürüvermişler.
Bu sonucu kimlerle görüşerek çıkardıklarını bilemem, zira Tisdall’ın makalesi dışında herhangi bir kaynak göstermiyorlar. Ancak şu kesin: Aynı kişilerle görüşmemişiz. Benim görüştüğüm İngilizler, tam aksine “Mister Sarıgül’ün” “sofistike” ve “makul” olmakla birlikte “yeni herhangi bir şey söylemediğini” belirtip İngilizcesinin de pek iyi olmadığından şikâyet ettiler. Hatta aralarından biri, Sarıgül’ün yanında bulunan TDH kurucularından Zeynep Dereci’nin kendisinden daha “etkileyici” olduğunu itiraf etti. Ancak hepsi şu noktada birleştiler: Hareket’in cepleri derin. Mayısın sonunda TDH, düzenlediği bir etkinlik için davet ettiği İngilizlerin tüm masraflarını karşılayacakmış.
Ben Sarıgül’ü pek tanımam. Dolayısıyla kendisini eleştirecek ehliyete sahip değilim. Ama zamanında “Turkuaz” hareketini kurup Londra ve Washington turlarına çıkan eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna geliyor aklıma. Onu hatırlayan var mı? Tabii aralarında önemli bir fark var. Sarıgül iktidarın nimetlerinden faydalanabiliyor, oysa Gürtuna “düşmüştü”. Zaten Sabah’tan Sevilay Yükselir geçtiğimiz günlerde belirttiği gibi, Sarıgül’ün hareketini bir türlü partileştirmemesindeki en temel nedenlerden biri, genel başkan olunca belediye başkanı koltuğunu terk etmek zorunda kalmasında yatıyor.
Ha Sarıgül denince bir de aklıma Sevgili Hrant Dink’in cenazesi geliyor. Cenazenin organizasyonunda Şişli Belediyesi’ni seferber ederek o acılı günün sorunsuz yaşanmasında önemli katkıları olmuştu. Bunu cemaat üyelerinden defalarca duydum.
Geçen hafta Taraf’tan Rasim Ozan Kütahyalı, masa başı yorumlar yapmaktansa Sarıgül’ün Muş ve Bingöl gezilerine katılmış. Köşesinde aktardığı izlenimlerden anlıyoruz ki Sarıgül kendisinde olumlu hisler uyandırmış. Sarıgül’ün Bingöl’de büyük ilgiyle karşılandığına işaret eden Kütahyalı, “Beyaz Türklerin yanı sıra TDH’de alt sınıftan gelen, bir kısmı muhafazakâr yaşam tarzına sahip, eşi başörtülü, bir kısmı Kürt ve Alevi kimliğine sahip il ve ilçe başkanları var. Partinin kurucuları arasında iki Ermeni, bir de Yahudi yurttaşımız olduğunu ısrarla söylüyor Sarıgül” diye bilgi veriyor.
Bu satırlar karşısındaki ilk tepkim “Bana ne!” oldu. Siyasilerin azınlıklara numune muamelesi yaparak, çarşaflılara rozet takarak “Bakın işte biz ne kadar toleranslıyız” diyerek oy avcılığı yapmalarından gına geldi. Ermenilerin, Yahudilerin, Alevilerin bir yerlere getirilmesinin haber olduğu günleri aşamadık mı halen? Ayıp olmuyor mu artık (ve bu sözüm Rasim’e değil, Sarıgül’e). Bizi gerçekten şaşırtmak istiyorsa, bir zahmet travestilere ve eşcinsel kimliklerini açıkça telaffuz eden vatandaşlarımıza da görev versin. Tolerans çıtamızı sürekli yükselterek gerçek demokrasiye doğru adım atarız ancak.
azaman@htgazete.com.tr