Amerika'yla yeni krize doğru
TEYBİ geri sarıyor ve dün sabah Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu'nun köşe yazarlarına verdiği, İran ile uranyum takasını sağlayan anlaşma hakkındaki brifinge dönüyorum. Bizlere harcadığı bunca emeğin ardından yapılan anlaşmanın birkaç saat sonra ABD tarafından bir şekilde kadük kılınacağını tahmin ediyor muydu? Kendisine olası "yol kazaları" sorulurken daha "bismillah" demeden ABD'ye toslayacağını biliyor muydu?
Zannetmiyorum... Zira Davutoğlu ısrarla, İran'la yapılan müzakereler boyunca ABD'de başta Beyaz Saray olmak üzere tüm aktörlerle sürekli temas halinde olduğunu vurguladı. Ve anlaşmada ABD Başkanı Barack Obama'nın izlediği çok taraflı angajman politikasının önemli bir payı olduğunun altını çizdi. "Bu politika olmasaydı bugünkü çabalarımızın sonucu olmazdı" dedi.
Ve eğer Obama, Türkiye'nin bu girişimlerini ciddiye almıyordu ise neden Türkiye'ye daha birkaç hafta önce takas edilecek uranyum miktarının 1200 kilogram olması talebini içeren bir mektup yazdı? Kaldı ki uranyum takası fikri Ankara'nın değil, eski Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı El Baradey'e aitti. Burada çok büyük çelişkiler var. Benim tanıdığım Ahmet Davutoğlu asla yalan söylemez. Bu süreçte en fazla Amerika'nın uyarılarını yanlış okumuş olabilir. O zaman Amerika da daha açık ve net mesajlar vermeliydi. Daha olası ihtimal, ABD, İran'ın uranyum takas anlaşmasını imzalayacağını hesaplayamadı. "İşte bunları da denedik ama İran yola gelmiyor" diyerek yaptırımlara meşruiyet kazandırmaya çalışırken Ankara bu oyunu bozmuş oldu.
Davutoğlu'nun açıklamasından birkaç saat sonra yaptırımlarla ilgili Çin ve Rusya ile anlaşmaya vardığını ilan etmesi Washington'un samimiyetine gölge
düşürdü. Ve her ne kadar Çin ve Rusya "Yanınızdayız" deseler de acaba İran'ın anlaşmayı imzaladıktan sonra yaptırımlar için destekleri sürecek mi?
Türk-Amerikan ilişkiler boyutundan baktığımız zaman ABD'nin bu manevrası,iki ülke arasında yeni bir krizi tetikleyecek nitelikte. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın açıklamasında "major powers" yani "büyük güçler" ibaresi var. Yani bir şekilde sadece İran'a değil Türkiye'ye de "haddini bil" deniyor.
Peki bundan sonra neler olur? Birincisi, Türkiye yaptırımlar önüne geldiğinde çekimser kalmak bir yana artık "hayır" deme moral üstünlüğe sahip bir ülke konumunda. Ve Davutoğlu'nun ifade ettiği gibi, Türkiye her şeyden önce kendi milli çıkarlarını kollamak zorunda. Gazımızın ikinci büyük tedarikçisi İran. Orta Asya'ya ulaşımımız da İran üzerinden geçiyor. İşin bir de etik boyutu var.
İran'a Davutoğlu'nun tabiriyle "felç edici yaptırımlar" için bastıran İsrail, nükleer silahların yayılmasını engelleme amaçlı NPT anlaşmasına taraf dahi değil. Bir anlamda "Güçlü her zaman haklıdır" anlayışına meydan okuyan Davutoğlu, kolay kolay pes etmeyecektir. Fakat ABD'yle yaşanacak yeni bir kriz, NATO üyesi, AB adayı bir Türkiye'nin menfaatlerine ne kadar hizmet eder? Bunu da çok iyi hesaplamak gerekir.