Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİRÇOK meslektaşımın aksine (ve tüm gazetecilik dürtülerimi bastırarak) geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da CHP Kurultayı’nı izlemek yerine Denizli’ye gittim. Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ve Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekci ile birlikte Pamukkale Üniversitesi’nde düzenlenen “İnsan Hakları ve Demokrasi” konulu bir panele katılmaya, daha Baykal kaseti patlamadan söz vermiştim. İyi ki de gittim.

        Denizli’den CHP Kurultayı’na bakarken Kılıçdaroğlu’nun işinin kolay olmadığı daha iyi anlaşılıyor. Zira Denizli, AK Parti’nin en güçlü kartlarının arasında sayabileceğimiz başarılı belediyeciliğini simgeler nitelikte. Başkan Zeybekci, içki veren mekânları şehrin dışında deri atölyelerinin bulunduğu “tabakhane”ye taşımaya kalkınca polemik konusu olmuştu. Soruyorum Zeybekci’ye, “İçkiyi yasaklamak istediğiniz doğru mu?” diye. 2004 yılında başkanlık koltuğuna oturduğundan beri 84 tane içki ruhsatı verdiğini söylüyor. Ancak özellikle Kıbrıs Caddesi’nde konut olarak kullanılan apartmanların giriş katına müzikli bar işletmek isteyenlerin talepleri reddediliyormuş. Nedeni basit: Apartman sakinleri kavga çıkması ihtimalinin yüksek olduğu gürültülü patırtılı barlarla iç içe olmak istemiyormuş. Siz ister miydiniz?

        Zeybekci son sekiz yıldır şehrin çehresini değiştiren projelere imza atmış. Modern yollar, yeşillendirme çalışmalarının yanı sıra beni en çok etkileyen icraatı Laodikeia antik kenti kazısına belediyenin sunduğu müthiş destek. Pamukkale’nin tam karşısında bulunan ve kökleri MÖ 5000’li yıllara dayanan Laodikeia, Anadolu’nun en büyük antik stadyumunu, en büyük hamamını ve en geniş caddesini barındırıyor. Kazı çalışmalarını yöneten Arkeolog Celal Şimşek, önemli bir ticaret merkezi olan Laodikeia’nın en az Efes kadar büyük olduğunu söylüyor. Restorasyon çalışmaları devam eden ve aralarında Denizli horozu olmak üzere çeşitli hayvan motifleriyle bezeli tapınak gerçekten görülmeye değer. Alanı koruyan sevimli kangal köpekleri Zeus ve Ares, 500 kişilik kazı ekibini tamamlıyor. Ve kazı masraflarının neredeyse tümü belediye tarafından karşılanıyor. Bu Türkiye’de bir ilk.

        Denizli demek tekstil demek. Denizli’nin tekstil üzerine kurulan ekonomisi, Hindistan ve Çin’den gelen çetin rekabet karşısında zorlanıyor. Geçtiğimiz yıl ihracatında yüzde 20 düşüş yaşanmış, 35 bin kişi işini kaybetmiş. “ABD pazarını kaybettik” itirafında bulunan Zeybekci, turizm sektörünü can simidi olarak görüyor.

        Denizli’de beni şaşırtan diğer bir isim, AK Parti Denizli Milletvekili Mehmet Yüksel oldu. 30 yıllık eşini geçtiğimiz günlerde kaybeden Yüksel’e başsağlığı dilemeye gidiyoruz. Sıradan bir apartmanda yaşıyor. Evi son derece mütevazı. Gençlik yıllarında koyu solcu olan eşini anlatırken sesi titriyor. Bizim üzüldüğümüzü görünce bu kez lafı değiştirip yurtdışında bulunan bazı milletvekili arkadaşlarını “İhtilal oldu” diye nasıl işlettiğini anlatıyor, bizi güldürüyor. Çok iyi Recep İvedik taklidi yapan ve tek çocuğu olan oğlunun tiyatrocu olmasını desteklemesi beni ayrıca şaşırtıyor. Bu arada Başbakan Erdoğan’ın da yakınlarını telefonla işletmeyi sevdiğini ve bunu da gayet iyi başardığını öğreniyoruz.

        Denizli’ye esas gidiş nedenim olan üniversitedeki panele gelince... Burhan Kuzu’yu dinlerken aklım Kılıçdaroğlu’na gidiyor. Konu “İnsan Hakları ve Demokrasi” ama ne Kuzu ne de Zeybekci sunumları boyunca “Kürt” sözcüğünü telaffuz ediyor. Oysa Kürt sorunu, insan hakları ve demokrasi sorunumuzun tam göbeğinde duruyor. Tam o sıralarda kurultayda konuşan Kılıçdaroğlu da aynı sebepten ötürü eleştiriliyor. En çok şehit veren illerimizden olan Denizli’de “Kürt” sorunundan bahsetmek riskli olabilir. Ama risk alınmadan nabza göre şerbet vererek lider olunmaz. Kaldı ki Genelkurmay Başkanı bile artık “Kürt” diyebiliyor, sorunun sadece silahlarla çözülemeyeceğini itiraf ediyor...

        azaman@htgazete.com.tr

        Diğer Yazılar