Türkiye, İsrail ve Kürtler
ASLINDA bu üçlü, uzun yıllardır Amerika’nın Ortadoğu’daki en sağlam müttefikiydi. Kürtler derken Iraklı Kürtleri kastediyorum tabii ki.
Bugün varılan noktada tablo tümüyle değişti. Türkiye, İsrail ile artık hasım. Amerika ile ilişkilerimiz gayet kırılgan. Ancak Iraklı Kürtlerle gittikçe yakınlaşıyoruz. İsrail’in baş düşmanları arasında saydığı İran ve Suriye ile de sıkı fıkıyız. Ancak bu ilişkiler farklı zeminlerde farklı haller alabiliyor.
Ortadoğu’da iki artı iki dört etmiyor.
Olaylara PKK penceresinden baktığımız zaman, örneğin İran pek de dost değil. İzah edeyim.
Dün ülkemizden ayrılan Mesud Barzani’ye listeler sunduk. “Şu PKK’lıları iade edin” dedik. Ve her ne kadar, “İkili ilişkileri artık salt güvenlik perspektifinden ele almıyoruz” desek dahi, Barzani’ye yine de PKK’ya karşı peşmerge güçlerini harekete geçirme isteğimizi hissettirdik. Geçmişte Barzani bu isteklerimize cevap verince ne oldu peki? Üst düzey Iraklı Kürt kaynağımızdan aynen şu cevabı aldık: “Biz üstlerine gittikçe onlar İran’a kaçtılar. Biz çekilince de geri geldiler.” Evet, İran zaman zaman Türkiye’ye birtakım PKK’lıları iade ediyor, Kuzey Irak’taki PKK kamplarını bombalıyor ancak aynı kaynağa göre mesele derin. “İran’a aslında PKK lazım. Zira PKK üzerinden hem Türkiye hem de Iraklı Kürtler üzerinde baskı kurabiliyor. PKK kamplarına yönelik hava operasyonu bahanesiyle bölgemizi istikrarsızlaştırıyor.”
PKK’nın şahin kanadının başındaki Cemil Bayık’la yakın ilişkileri olduğu bilinen İran, PKK’yı bir anlamda kollarken aynı zamanda kendi içindeki muhalif Kürtlerin üzerine gidiyor, idam ediyor ve Türkiye dahil bölgedeki tüm Kürtlerin tepkisini çekiyor. Ancak yine kaynağımıza göre, böylesi bir “iç düşman” özellikle İran’daki Pasdaran (Devrim Muhafızları) güçlerine lazım.
Türkiye ile İran sınırında Saddam’ın yıktığı beş yüze yakın Iraklı Kürt köy, PKK yüzünden halen boş. “En az 3000 insanımız PKK’ya karşı yürüttüğümüz mücadeleden dolayı sakat, yüzlercesi de öldü” hatırlatmasında bulunan kaynağımız, askeri yöntemlerle PKK’yla baş edilemeyeceğinin altını çiziyor: “Saddam 30 yılı aşkın sürede 100 binden fazla insanımızı öldürdü ama biz hâlâ ayaktayız, yok edilemedik.” Haklı.
Aslında olayları bu açıdan ele aldığımız zaman İsrail’le olan ilişkilerimizin Türkiye’deki demokratikleşmeyle bire bir ilintili olduğunu görebiliriz. Çünkü PKK’ya karşı yürütülen askeri ve istihbari mücadelede İsrail’in katkılarını göz ardı edemeyiz. İki ülke rasındaki ilişkilerin omurgasını zaten militarizmin oluşturduğu aşikâr. Ancak Türkiye, Kürt sorununu bir asayiş sorunundan ziyade demokrasi sorunu olarak ele alıp çözüm üretmeye gayret ettiği nispette İsrail’le ilişkiler daha önemsiz bir hal almaya başladı.
Ne var ki son günlerde PKK’nın da şiddeti tırmandırmasıyla birlikte eski refleksler yeniden baş gösterdi. Şiddete karşı şiddet mantığı, sanki ağır basmaya başladı. Hal böyle olunca, Amerika ve İsrail’in sağladığı yardımlar daha da önem kazandı.
Tabii ortada dolaşan vahim iddialar var. Emre Uslu’nun Taraf’ta aktardığına göre, bazı üst düzey Genelkurmay yetkilileri dahi İsrail’in son zamanlarda PKK’ya yardım ettiğini iddia ediyor. Hatta İskenderun saldırısını beraber planlamışlar. Görüşlerine başvurduğum üst düzey AK Partili yetkililer de aynı tezi savunuyorlar. “Ama bu bilgileri kamuoyuyla paylaşırsak İsrail’e savaş ilan etmemiz gerekir; zira yaptıkları savaş sebebidir” diyor kaynaklarımızdan birisi. Bu kez Iraklı Kürt kaynağıma soruyorum: “İsrail, PKK’ya destek veriyor mu?”
“Hiç zannetmiyorum, Türk savaş helikopterleri artık geceleri de uçabiliyorsa bu İsrail’in sağladığı teknolojiyle oluyor” yanıtını veriyor. (Iraklı Kürtlerin İsrail’i desteklemesi anlaşılır bir şey, zira uzun yıllardır Araplara karşı ittifak içerisindeler.) Komplo teorilerine asla itibar etmeyen biri olarak, İsrail’in PKK’yı desteklediği, somut kanıtlar sunulmadıkça bana da çok inandırıcı gelmiyor. Kaldı ki örgüt, 80 yıllarda Bekaa Vadisi’nde Filistinli militanlar tarafından eğitildi. Murat Karayılan da dahil.
İşler gördüğünüz gibi çok karmaşık. Ancak net olan şu ki, Türkiye Kürt sorununu çözmedikçe dış dünyayla kurduğu ilişkiler her daim kaygan bir zemin üzerinde savrulup duracak. Bumerang misali yine bizleri vuracak.
azaman@htgazete.com.tr