Washington'dan Türkiye manzaraları
BİRKAÇ gündür Washington’un saygın düşünce kuruluşlarından “The Middle East Institute” de Türkiye konulu konferansta konuşma yapmak üzere ABD’nin başkentindeydik. Yeni kurulan Türk Etütleri bölümünün düzenlediği toplantıya müthiş ilgi vardı. Sebebi malum. Türkiye ve Ortadoğu üzerinde kafa yoranlar, “Türkiye’de ‘eksen’ kayıyor mu” sorusuna cevap arıyordu.
Konuşmacılar arasında etkin isimler vardı; AK Parti’den Ömer Çelik, Suat Kınıklıoğlu ve Başbakan’ın dış siyaset danışmanı İbrahim Kalın. AK Parti milletvekilleri Murat Mercan ve Zeynep Dağı’nın da dahil olduğu bu grup, bir süredir Washington’da Türkiye’nin İran ve İsrail ile ilgili tavrını izah etmeye çalışıyordu. Ne kadar başarılı oldular, açıkçası emin değilim.Washington Büyükelçimiz Namık Tan ve Türkiye’ye yakınlığıyla tanınan Demokrat Parti’nin eski Kongre üyesi RobertWexler da vardı. (Tan’ın varlığı Türkiye için gerçekten büyük bir şans.) İzleyiciler arasında ise Kongre’den istihbarata, yabancı elçiliklerden medya dünyasına uzanan birçok isim vardı.
Bu sayede Türkiye’yle ilgili görüşleri bir çırpıda edinme fırsatı yakalıyorum.
Hemen söyleyeyim. Türkiye’nin buradaki imajı “sorun çözen” ülkeden ziyade “sorun üreten” ülke haline hızla dönüyor. İsrail ile yaşanan gerginliğin Amerika’yla ikili ilişkilere olumsuz yansımayacağını düşünmek ham hayal. Her ne kadar ABD’nin İsrail’e açık çek politikası, liberal Yahudiler başta olmak üzere bazı çevrelerce sorgulansa dahi, çek yerli yerinde duruyor. Obama yönetiminin şu ana kadar İsrail’e uyguladığı herhangi bir yaptırım söz konusu değil.
Fakat ilişkilere en büyük darbeyi, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a yönelik yaptırımlar karşısında kullandığı “hayır” oyu vuruyor. Türkiye’nin bu tavrı, öfke ve güvensizlik yaratmış durumda. Bu sadece neo-conlar arasında değil, yıllarca Türkiye’yi ve özellikle AK Parti’yi onlara karşı savunan kesimlerde dahi belli ölçüde hissediliyor.
Sütunumu kendi gözlemlerimle işgal etmektense konferansta anlatılanları ve bana özel olarak söylenenlerin bir özetini sizlerle paylaşmanın daha yararlı olacağına inanıyorum. Takdiri ve yorumu size ait.
RobertWexler:
“Türkiye’nin gerginliği sürekli yükselten açıklamaları bizi çok endişelendiriyor. İsrail’e gelince insani değerlerden söz ediyorsunuz. Sudan’a gelince bunları göz ardı ediyorsanız inandırıcı olamazsınız. Ama İsrail de Türkiye’ye yaşanan trajediden ötürü üzüntüsünü dillendirmeli ve tazminat konusunda adımlar atmalı.”
Kongreden bir uzman:
“Türkiye kendisini arabuluculuk pozisyonundan kendi eliyle çekti. Davutoğlu’nun Mavi Marmara olayını “Bizim 11 Eylül’ümüz” olarak tarif etmesi Amerikalıları son derece rahatsız etti.”
Üst düzey yabancı diplomat:
“Yahudi lobisi, Türkiye’ye sözgelimi savaş ilan ederse onlara karşı yürüteceğiniz herhangi bir mücadeleyi kazanmanız imkânsız. Aynı zamanda İsrail ve Amerika’yla kafa kafaya gelme lüksünüz yok. Amerika transatlantik gemi gibidir. Yavaş döner ama dönünce tekrar geri dönmesi de bir o kadar zaman alır. O yüzden fatura önünüze yavaş yavaş konduğu gibi önünüzden yavaş yavaş kaldırılır. Amerika isteseydi İsrail’e çoktan özür dilettirirdi ama buna yanaşmıyor. Çünkü AK Parti iktidarının biraz burnunu sürtmek istiyor. Amerika’da algılar imajlar üzerinden kuruluyor. Fikirler, sembollerle şekilleniyor, zira dış politika konusunda cahiller. Türkiye’den yansıyan şu anki imaj, Ahmedinejad’la sürekli sarmaş dolaş bir Başbakan. Bu da halkın hafızasına kazınıyor. Obama’nın, medeniyetin karşısında duran İslam ve terörizm algısını kırmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye’nin ona yardımcı olması gerekirdi. Obama bütün dünya için nimet.”
Konferansı izleyen bazı çılgınlar:
“Kongre, Türkiye’ye silah satışlarını durdurmalı. Kürtlere destek vermeli. Ermeni soykırım tasarısını geçirmeli.”
Alman Marshall Fonu’ndan Türkiye Uzmanı Ian Lesser:
“Durumu abartmamak lazım.”
Soğuk savaşın bitmesiyle birlikte Türkiye ve Amerika’nın çıkarları eskisi gibi örtüşmeyeceği gibi zaman zaman çatışacağı belliydi. İlişkiler teker teker dosyalar üzerinden ele alınıp değerlendirilmeli. Ancak eleştirilerin dozu iyi ayarlanmalı.
Yer kalmadı. Ancak son birkaç tespit: AK Parti ilk iktidara geldiğinde askerden korkuyordu. Bu yüzden Washington’a yaklaşmak için elinden geleni yapıyordu. Yoksa muhafazakâr tabanına ters düşen bir mart tezkeresini neden destekledi? Aynı kaygılarla Amerika’daki Yahudi lobi gruplarına da göz kırpıyordu. Anlaşılan bu tür kaygıları pek kalmadı. Aynı zamanda Afganistan ve Irak yüzünden Amerika’yı Türkiye’ye mahkûm görüyor. Sormadan edemiyorum. Acaba Abdullah Gül, Çankaya’ya çıkmasaydı dengeler bu kadar oynar mıydı? Aynı soru emin olun ki Washington’da da soruluyor.