Türkler ve Kürtler ayrılsın mı?
Ertuğrul Özkök bu sorunun tartışılmaya açılması gerektiğini yazdıktan sonra kıyamet koptu.
Neden peki? “Büyük gazetenin büyük yazarı” herkesten büyük sorumluluk taşıyor diyerek onu eleştirmeye kalkarsak o zaman büyük bir çelişkiye düşmüş olmaz mıyız? İfade özgürlüğünü savunan hiç kimsenin Ertuğrul Özkök’ün bu düşüncesini kaleme almasına tepki göstermeye hakkı yoktur. Sadece fikirlerini eleştirebilir. O kadar.
Peki, Ertuğrul Özkök tam olarak ne demek istedi? “Verip kurtulalım” mı demek istedi, ki çoğunluk sözlerini bu şekilde yorumladı. Veya “Kürtlerin kendi kaderlerini tayın etme hakkına varan her türlü formül üzerinde zihin jimnastiği mi yapmalıyız” demek istedi? Eğer ikincisini kastediyorduysa kendisini alkışlamamız gerekir. Zira yıllardır tam da bu özgür tartışma ortamı DGM’lerle, parti kapatmalarla, hapislerle, işkencelerle engellendiği için bugünkü noktaya varmış bulunuyoruz. Dolayısıyla bence Özkök’ün önerisi enine boyuna tartışılsın. Tartışılsın ki Türkler ve Kürtlerin birbirinden ayrılmasının ne kadar da berbat bir fikir olduğunu hep birlikte yeniden idrak edelim.
Birincisi, nereyi, kimlere vereceksin ve hangi koşullarda? Kanada’da olduğu gibi referandum yoluyla mı? (Ki Kanada’da her seferinde Quebec’liler “Hayır ayrılmak istemiyoruz” diyorlar.)
Kürtlere “verilecek” toprakların sınırlarını nasıl çizeceksin? Arapların da yoğun olduğu Mardin’i ne yapacaksın? Ya Kars’ı? Veya nüfusu itibarıyla “dünyanın en büyük Kürt kenti” olarak anılan İstanbul’u?
Bir de hangi Kürtler meselesi var. Bütün Kürtler “bölücü” mü? Kürtlerin yegâne sözcüsü PKK mı? Maalesef yıllardır süregelen baskıcı politikalar neticesinde bu algı iyice zihinlere kazınmış görünüyor. Aynı şekilde birçok Kürt’e göre, “Eğer Öcalan olmasaydı, silahlarımızla devletin önüne dikilmeseydik Kürtlerin varlığı dahi kabul edilmezdi” algısı da yerleşmiş bulunuyor. Bu arada şiddeti benimsemeyen Kürt milliyetçileri (HAK-PAR gibi), federasyon tarzında PKK’ya nispeten daha da radikal talepler dillendirdikleri için olsa gerek onlar da yargılanıp, hapse tıkılıp susturuldular. Bu tablo karşısında kitle partilerinde yer alan Kürt siyasetçiler tırsıp çoğunlukla sustular. Böylece kimliklerini özgürce ifade etmek isteyen ama yine de kendilerini Türkiyeli sayıp, çözümü silah yoluyla savunulan etnik milliyetçilikte değil Batı standartlarında bir demokraside gören milyonlarca Kürt sahipsiz bırakıldı. Oysa 1 Mart tezkeresi örneğinde görüldüğü üzere Kürtler blok halinde tavır alabiliyorlar. O halde Anayasa’daki vatandaşlık tanımı noktasında da ortak pozisyon belirleyebilip partilerine dayatabilmeliler örneğin. Tarım Bakanı Mehdi Eker’in yaptığı gibi, seçim döneminde bölgesinde bir iki Kürtçe konuşma yapmak yetmez.
BDP’lilere gelince... Etnik milliyetçilik söyleminden süzülüp bütün Türkiye için demokrasi şeklinde bir mücadeleye soyunsalar daha inandırıcı olmazlar mı? Kürtlerin birçok sorununu büyük ölçüde çözecek olan Avrupa Birliği projesini neden ön plana çıkarıp destek vermiyorlar? Hele Anayasa değişikliği paketi ile ilgili tutundukları tavır... Yıllardır askerlerden şikâyet eden siz değil miydiniz? Bölgede envai çeşit hak ihlaline imza atan ve yargı önünde hesap vermeyen güvenlik güçlerinden en fazla zarar görenler olarak askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmalarına yol açacak maddeler içeren bu pakete nasıl “hayır” diyebiliyorsunuz? PKK öyle emretti diye mi? PKK’ya rağmen BDP diye bir şey gerçekçi görünmüyor. BDP’ye oy veren kitle ile PKK’yı destekleyen kitle de aşağı yukarı aynı. Bu gerçeği de göz ardı edemeyiz. Dolayısıyla değişmesi gereken BDP değil, PKK. O dönüşümü özendirmenin yegâne yolu da Kuzey İrlanda’da Sinn Fein örneğinde görüldüğü gibi daha fazla demokrasi...
Not: Cuma günkü yazımın son bölümündeki 1. madde, “Çözüm halinde Karabağ etrafında işgal ettiği topraklardan çekileceğini en yetkili ağızlardan yeniden beyan etmek” şeklinde olacaktı, düzeltirim.