Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Dün sevgili meslektaşım Aslı Aydıntaş-baş Milliyet'teki köşesinde bazı Ergenekon ve Balyoz sanıklarının "gerçek avukatı" diye tarif ettiği Celal Ülgen ile yaptığı röportajın bir özet ve yorumunu yayınladı. Aslı, Ülgen ile neden konuştuğunu şöyle açıklıyor: "Nice zamandır önce kendime, sonra da diğer yazarlara kızmaktayım: Balyoz, Kafes, Poyrazköy gibi cumhuriyet tarihinde dönüm noktası olmayı vaat eden kritik davaları iyice irdelemek yerine gazetelerde çıkan kısa özetlerle yetindiğimiz için." Bu yazılarda sıkça çıkan çelişkili senaryolara da dikkat çeken Aslı "Sonunda sürekli 'Keşke birileri bu işin aslını yazsa, davaları biraz kurcalasa' diye hayıflanmaktansa bu işi kendim yapmaya karar verdim" diyor. Aslı haklı. Benim de binlerce sayfalık dosya dağı karşısında onları teker teker okumak gibi bir çabam olmadı. Daha ziyade her iki saftan yorumlara ve tarafsız uzmanların görüşlerine başvurarak bu davalar hakkında fikir edinmeye çalıştım. Yani ikinci elden.

        Ancak bu davalarla ilgili teknik analizler yapabilmek için insanın tüm işini gücünü bırakıp sadece bu konuyla ilgilenmesi lazım. Her konuda ahkâm kesmek zorunda kalan köşe yazarları böyle lükse sahip değil. Yine de "Aslı'ya bir el vereyim" diyerek Balyoz operasyonu iddialarını Taraf Gazetesi'nde ilk ortaya atan Mehmet Baransu'yu aradım. Ülgen'in Balyoz'u çürütmeye yönelik iddialarını cevaplamasını rica ettim. Sağ olsun ayrıntılı bilgiler verdi. Yer darlığından ancak ön plana çıkanları sizlerle paylaşıyorum.

        Aslı diyor ki: "1.5 saatin sonunda Balyoz' la ilgili aklımda soru işaretleri var. 200 kişinin katıldığı plan semineriyle ilgili mahkemeye delil olarak sunulan 11 'inci CD'nin sahte olduğu şüphesi, 2007'de kurulmamış sivil toplum örgütünün (Türk Gençlik Birliği) nasıl olup da Balyoz planında yer aldığı sorusu, nasıl olup da 2002'deki darbe planının 2006 Word programında yazılmış olamayacağı gibi bir sürü detay." Baransu'nun yanıtı: CD'lerin gerçek olduğuna dair yüzlerce kanıt iddianamede vardır. İddianamenin okunması halinde teknik raporlarda bu açıkça görülecektir. Türk Gençlik Birliği 1999 yılında kurulmuş ve Bakanlar Kurulu kararıyla isminin başına "Türk" ibaresini almıştır. Türkiye'de dernekler kanununa göre "Türk" adını almak için izin gerekir. Balyoz'da bahsedilen dernek budur.

        Avukatın bahsettiği dernek ise "TÜM Gençlik Birliği" derneğidir... Kararlara bakıldığında da bu derneğin başında "Türk" kelimesi olmadığı görülecektir.

        Word belgesi 2006 tarihli iddiası, bilirkişi raporlarında ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Askeri bilirkişiler hariç, tüm bilirkişiler bu CD'lerin gerçek olduğunu, ilk kez yazıldığını açıklamışlardır. Programların ve CD'lerin 2003 yılında kullanılanlarla aynı olduğuna dair iddianamede geniş ve ayrıntılı teknik bilgi mevcuttur.TÜBİTAK üs kurulunun verdiği son raporda da çelişki gibi görünen konular teknik olarak açıklığa kavuşturulmuştur.

        Çetin Doğan haberin ilk çıktığı gün Habertürk Televizyonu'na çıkıp, stadyumlarda insanları neden toplamak istiyordunuz şeklinde kendisine sorulan soruya "Efendim seminerde afet, deprem gibi konular gündeme geldi. Biz de stadyumlarda halkı topladık" diye cevap vermiştir. Ancak Doğan'ın bizzat kayda aldırdığı ses kayıtlarında şu konuşmalar geçmektedir. "Gözaltına alacağımız kişiler hemen stadyumlarda toplanacak, sorguları burada yapıldıktan sonra süratle cezaevine konulacaktır" Soru şu olmalıdır: "Çetin Bey, doğal afet, deprem diyorsunuz ama ses kaydında bu kişileri neden sorgulayıp, hapishanelere sokacağınızı söylüyorsunuz?"

        Doğan'n bu konuda elbet bir cevabı olacaktır. Ancak varılan noktada ortaya atılan birçok korkunç iddianın (PKK ve JİTEM işbirliği gibi) yanıtı, sadece tarafsızlıkları tartışılan mahkemelerde değil Meclis'te kurulacak ve tüm partilerin yer alacağı ortak bir komisyonda da aranmalı. (Meclis'in böyle bir girişiminin olmayışını halen anlayabilmiş değilim. Zira Aslı'nın dediği gibi cumhuriyet tarihinde dönüm noktası söz konusu.) Ayrıca Başbakan'a bağlı bağımsız uzmanlardan oluşacak diğer bir komisyon eşzamanlı olarak bu konuda kamuoyuna açıklanmak üzere bir rapor hazırlamalı. TSK da bu araştırmalara mümkün olduğu kadar destek vermeli. Gerçek demokrasi olma iddiamız sürüyor ise tabii...

        Diğer Yazılar