Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Gerilimi geçen Yüksek Askeri Şûra'nın (YAŞ) dördüncü gününde sular durulmaya yüz tutmuşken yeni bir kriz patlak verdi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na getirilmek istenen Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atila Işık, sürpriz bir kararla emekliliğini istediğini duyurdu. İstifa etme nedeni iki şekilde yorumlandı: Orgeneral Hasan Iğsız'ın Kara Kuvvetleri'nin başına getirilmesi hükümet tarafından engellenince o da sınıf arkadaşına vefasını sergilemek için, "O giderse ben de giderim kardeşim" dedi ve istifasını talep etti. Diğer senaryoya göre ise hükümete direnme kararı alan TSK üst komuta kademesi, böylesi bir hamleyle "Sen benim içişlerime karışamazsın" demiş oldu. YAŞ sürecini iyice düğümledi. Tam da "yandaş" medyanın, Hasan Iğsız'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın durdurulmasını "Sivil Devrim" manşetleriyle duyurduğu gün.

        Biz bu satırları yazarken, Genelkurmay Başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan Orgeneral Işık Koşaner'in Çankaya Köşkü'ne çıktığı haberi "son dakika" anonsuyla ekranlara yansıdı.

        Bu noktaya nasıl gelindi? TSK'nın tepkileri nasıl değerlendirilmeli? Bilindiği gibi Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na getirilmesi beklenen Hasan Iğsız, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz tarafından "internet andıcı" soruşturması kapsamında ifade vermeye çağrılınca kızılca kıyamet kopmuştu. Kimilerine göre YAŞ'ın başlangıcıyla çakışan bu davet, Iğsız'ın önünü kapamaya yönelik siyasi manevradan öte bir şey değildi. Yargının siyasallaştığına dair iddiaların üşüştüğü bir ortamda bunun gerçek olup olmadığı tartışılarak bir yere varılmaz. Onun yerine mevcut kanunlara bir göz atalım.

        27.07.1967 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 926 sayılı Personel Kanunu'nun 49'uncu maddesine bakıldığında, kuvvet komutanlıklarına terfilerin Genelkurmay Başkanı'nın teklifi ve sivil iktidarın onayıyla gerçekleştiği görülüyor. Son söz ise Cumhurbaşkanı'na ait.

        Bir an için başbakan olduğunuzu farz edin. Halkın seçtiği herhangi bir hükümeti karalamayı amaçlayan (ve o hükümetin başındaki partinin kapatılma davasında aleyhte delil olarak sunulan) internet siteleri kurma iddialarına bulaşmış bir ordu mensubunun, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na terfisini uygun görür müydünüz? Cevabınız "hayır" ise kanunların da size tanıdığı yetkiyle bu terfiyi onaylamaz, yanına da gerekçelerinizi açıklayan şerhinizi düşerdiniz. Hayat devam ederdi. Ama burası Türkiye!

        Kopartılan yaygaraya bakarsanız, sanki Iğsız yaka paça hapse tıkılacak. Atila Işık'ın istifasıyla birlikte bütün ordu çökecek. Oysa kırk bin kere maşallah, 300 küsur generalimiz var. Ve eğer, "Aman eyvah, 15 yıllık kademe zinciri bozuldu" diye dövünenlere inanacak olursanız, bu generallerin sadece birkaçının işe yaradığı kanısına varırsınız. Yani durum vahim. Koskoca TSK bu kadar mı aciz yani? Hiç sanmıyorum. Muhtemelen Dışişleri veya başka bakanlıklarda olduğu gibi TSK'nın da bünyesinde birtakım klikler var. Söz konusu kliklerin tepesine yaklaşıldıkça ideolojiden ziyade hırsların baskın olduğunu görürsünüz. Başka bir ifadeyle, "15 yıllık" terfi planları, o planları yapanlar açısından bir anlam ifade ediyor. O planların dışında kalanlar için değil.

        Görüşlerine başvurduğumuz emekli askeri yargıç Ümit Kardaş'ın ifade ettiği gibi, Iğsız'ın terfisine karşı çıkmak İDARİ bir tasarruf. CEZAİ değil.

        Ve "normal" bir ülkede yaşıyor olsaydık, Iğsız kendisiyle ilgili idari tasarruflara karşı mahkemelerde mücadele edebilirdi. Ama YAŞ kararları yargıya taşınamıyor. Oysa 12 Eylül'de "evet"ler baskın çıkarsa en azından ordudan ihraç edilenler haklarını bundan böyle mahkemede arayabilecek. 1971'de kurulan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde... Kardaş'a göre "paralel" bir yargı sistemi oluşturan bu mahkemenin derhal lağvedilmesi gerekir. "Aslında Türk Silahlı Kuvvetleri baştan sona kadar yeniden yapılanmalı" diyor Ümit Kardaş. Onun da başlıca koşulu Genelkurmay Başkanlığı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmasında yatıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçenlerde gazetemize verdiği mülakatta aynı fikri kesin bir dille savunmuştu. Bakarsınız bu konuda da hükümete bastırmaya başlar. Ne de olsa ülkemiz sürprizlerle dolu!

        Diğer Yazılar