Hayır! Ih ıh boykot! Yoksa acaba? Evet! Evet! Evet!
PAZAR günü Allah kısmet ederse sandığa gidip birçoğunuz gibi oy kullanacağım. Meseleyi uzun uzun tarttım. Bazen “hayır” diyesim geldi. Özellikle Başbakan’ın “hayırcılar”a yönelik sarf ettiği aşağılayıcı üslup beni çileden çıkardı. Kürtlerin taleplerinin hiçbir şekilde kale alınmaması da boykot fikrine yaklaştırmadı değil. Ama en sonunda “evet” demeye karar verdim. Çünkü öngörülen değişiklikler hiçbir şekilde yeterli olmamakla birlikte demokrasi çıtasını yükseltiyor. Sil baştan bir Anayasa yazmanın önünü açıyor. Militarizme darbe vuruyor. Darbeciler bundan böyle sivil mahkemelerde yargılanabilecekler. Bu başlı başına bir devrimdir.
Hayırcıların kullandıkları temel argüman AK Parti’nin Anayasa reform paketi eliyle laikliğin son kalesi olan yargıyı ele geçirmeyi planladıkları yönünde. Oysa 1980 darbesi yadigârı olan mevcut hukuk sisteminin çoğunlukla statükoyu muhafaza etmek üzere çalıştığı apaçık ortada. Avrupa’da Anayasa hukuku alanında önde gelen otorite olarak kabul edilen Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu Başkanı Gianni Buquicchio Zaman Gazetesi’nin Brüksel temsilcisi Selçuk Gültaşlı‘ya ifade ettiği gibi şu anda yargıda bir nevi “kast sistemi” var.
Buquicchio bu konuda bakın neler diyor: “1982 Anayasası’na göre Danıştay ve Yargıtay mensupları Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu (HSYK) seçiyor. Karşılığında HSYK da onları atıyor.” Yani körler ver sağırlar birbirlerini ağırlar vaziyetinden söz ediyoruz. Görüşlerine biat etmeyen savcılar ve yargıçlar Şemdinli örneğinde en çıplak haliyle sergilendiği üzere meslekten men edilebiliyor. Sahi zavallı Ferhat Sarıkaya nerede? Hani Şemdinli iddianamesini kaleme alan eski Van Cumhuriyet Başsavcısı? Neyle geçiniyor bilen var mı? Ya Kenan Evren yargılanmalı dedi diye 2003 yılında HSYK tarafından şutlanan Adana Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu? Bir de yargı siyasallaşacakmış. Çünkü şu anda son derece tarafsız? Öyle mi? Getirilen değişiklikler sayesinde hem Anayasa Mahkemesi’nin hem de HSYK’nın tabanı genişliyor. Parlamento da artık üye atayabilecek. Cumhurbaşkanının da atadığı üye sayısı artırılacak. Böylece daimi tıkaç görevini sürdüren yargıdaki statükocu zihniyetin egemenliği artık son bulacak.
Hayırcılar diyor ki Meclis’te çoğunluğu bulunan parti böylece yargıyı ele geçirecek. İktidarda AK Parti olduğu için dincileri atayacak. Burada bir mantık hatası var. AK Parti memlekete kazık mı çaktı? Ebediyen iktidarda mı kalacak? Seçimle geldikleri gibi seçimle gideceklerdir bir gün. Sivil diktatörlüğe doğru hızla yol alıyoruz, Tayyip Erdoğan‘ın padişahlığını ilan etmesine ramak mı kaldı? Anayasa paketinin de bu planın bir parçası olduğunu iddia edenler var.
Erdoğan‘ın üslubu, en ufak eleştiriye karşı dahi sergilediği tahammülsüzlük ve medyaya yönelik baskıları elbet de otoriter bir zihniyeti çağrıştırıyor. Laik kesime hayat tarzlarına dokunulmayacağı yönünde yeterince ikna edici açıklamalarda bulunmamış olması da Başbakan’ın bir diğer eksiği. En son milli basketbol maçında ponpon kızların Erdoğan‘dan saklanılması bu tür kaygıları daha da perçinliyor. Zannederseniz kızlar striptiz yapıyorlar. Peki, Erdoğan laik kesimi ferahlatıcı söylemlerde bulunsa onlar dinlemeye hazırlar mı? Pek emin değilim. Zira öylesine şartlanmışlar ki Erdoğan karşılarında bir şişe Johnnie Walker devirse dahi “takiye yapıyor” derler gibime geliyor. Problem kısmen de laik ve muhafazakâr kesimin aynı sosyal ve kamu alanlarını paylaşmalarından da kaynaklanıyor. Bu özellikle üst gelir kesimi için söz konusu. Birbirlerini tanımıyorlar. Geçenlerde sevgili Bejan Matur‘un Zaman Gazetesi’ndeki köşesinde belirttiği gibi aradaki bu duvarları en iyi kadınlar yıkar. Birlikte katıldığımız Pakistan gezisi esnasında Caroline Koç ile Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan birlikte selzedeler için ağlarken tam da böyle bir tablo sergilediler.
Evet, ben “Evet” diyeceğim. Ancak referandumdan ne çıkarsa çıksın AK Parti reformların peşini asla bırakmamalıdır. Ve özellikle Kürt sorununun çözümüne yönelik çabalarını yoğunlaştırarak sürdürmelidir. Zaten ülkemizin en ağır problemi olan Kürt sorunu çözülmedikçe istediğimiz kadar sandığa gidelim gerçek bir demokrasiye asla sahip olamayız. Hepinize hayırlı bayramlar diliyorum.