Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BUGÜNDEN itibaren Anayasa paketi tartışmasını geri bıraktık. Artık seçimleri konuşacağız. Şüphesiz pazar günkü sonuçlar başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AK Parti’yi beklenenden de öte güçlendirdi. Üçüncü kez tek başına iktidara gelirse şaşmam.

        CHP’nin değişime direnç üzerine kurgulanan “Hayır” kampanyası, Kılıçdaroğlu’nun olağanüstü gayretlerine rağmen beklenen başarıyı sağlamadı. MHP ise yerlerde sürünüyor. AK Parti’yi Öcalan’la özdeşleşme çabaları tam bir fiyaskoydu. Devlet Bahçeli’nin memleketi Osmaniye’den dahi “evet” çıktı. Demek ki MHP’nin tavanı ile tabanı artık birbirini tutmuyor.

        Mevcut tabloya baktığımız zaman Başbakan’ın önündeki en çetin rakip Kürt milliyetçileri. Sayılarını aşan bir güce sahip olduklarını boykot marifetiyle yeniden gösterdiler. Doğrudur, Güneydoğu’da katılım her zaman düşüktü. Ve bölgedeki Kürt burjuvazisi olarak tabir edilen işadamları ilk kez PKK’ya meydan okurcasına “evet” saflarında yer aldılar. Ancak tehdit, zorbalık ve şantajla ile dahi olsa örgüt halen bölgede etkin. Bu gerçeği hesaba katmadan Türkiye’de herhangi siyasi parti sağlıklı hesaplar yapamaz, başarılı politika üretemez.

        Son birkaç yıldır AK Parti’nin diretmesiyle ve TSK’nın da kendi hataları sayesinde askeri vesayet erimeye yol tutmuş görünüyor. Daha kat edilecek mesafe var ama Anayasa paketinin gördüğü reva herhalde içinde darbe fantezileri barındıran her subayı böyle maceralara koyulmadan iki kere düşünmeye sevk eder diye düşünüyorum. Zira asker, halk tarafından sevilmek ister. Latin Amerika’daki eski cuntacı rejimlerden farklı olarak öyle bir derdi var. Tek sorun, sevgi talep ettikleri halktan bu denli kopuk olmaları. Referandum sürecinin en sevindirici neticelerinden biri, CHP’nin eskisi gibi sırtını askeri vesayete dayandırmamasında yatıyor. Statükocu zihniyeti tam olarak terk etmemekle birlikte sahici bir muhalefet olma yoluna giriyor gibi. Kim ne derse desen Kılıçdaroğlu, CHP için umut olmaya devam ediyor. Ve belli ki seçimler yaklaştıkça AK Parti’yi hedef alan yolsuzluk dosyalarını teker teker çıkaracak.

        PKK FAKTÖRÜ

        Kürtlere dönecek olursak, anlaşılan PKK isteklerini koparana denk silahları bırakmaya niyetli değil. Diyarbakır’ın Sur İlçesi’nin BDP’li Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ı aradım. “Ne istiyorsunuz?” diye sordum; zira bildiğiniz gibi PKK, hükümetin adım atması için 21 Eylül’e kadar zaman tanıdı. Aksi takdirde çatışmaları yeniden başlatma tehdidinde bulunuyor. Abdullah Demirbaş, Kürtlerin taleplerini şöyle sıralıyor: 1) Vatandaşlık tanımının “etnik unsura” dayandırmadan genişletilmesi. 2) Anadilde eğitimin yolunun açılması. 3) Birçok BDP’linin tutuklanıp yargılanmasına neden olan Terörle Mücadele Kanunu’nun değiştirilmesi.

        Sözlerinden anlıyorum ki Başbakan, “Kürt” sözcüğünü sarf etmese dahi bu değişikliklere işaret eden bir dil kullanırsa ateşkes süresiz uzayacak. Umarım bir orta yol bulunur da boş yere kan akmaya devam etmez. Bir de muhataplık meselesi var. Geçtiğimiz aylarda BDP’nin yan örgütü olan Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) başına “ılımlı, çözüm yanlısı” olarak bilinen Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk getirildi. Bu ikilinin, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’ndan randevu talepleri var. Ardından Öcalan’la görüşmek istiyorlar. Yani bir tür arabulucu görevi üstlenmek niyetindeler. Ama aynı zamanda ısrarlarını sürdürerek kafa karıştırıyorlar.“Tek muhatap Öcalan”

        “Siyaset kanalları açılmak isteniyorsa bu görüşmeler mutlaka bu hafta içerisinde yer almalı” diyor Abdullah Demirbaş: “Aksi halde dağ kanalı beslenmeye devam edecek.” Arife günü 9 PKK’lının, TSK’nın düzenlediği bir operasyonda hayatını yitirmesinin siyaset kanalını beslemediği aşikâr.

        Formülü ne olursa olsun varılan noktada hükümet ve Kürtler arasında diyalog şart. Ancak dağdakiler sürekli çıtayı yükseltiyorlar, bu da barış konusunda samimi olmadıklarını net şekilde ortaya koyuyor.

        Murat Karayılan, bir İspanyol gazetesine verdiği demeçte “Katalan modeline benzer Kürtlere demokratik özerklik” sağlanana kadar silahların susmayacağını söylemiş. Silahların da ancak Birleşmiş Milletler’e devredilebileceğini eklemiş. Anlaşılan, iktidar Kürtlere lafın gelişi bağımsızlık dahi vaat etse, Kürtlerin bu kazanımlarında PKK’ya bir biçimde pay hakkı tanımadığı sürece belli ki örgüt silahları susturmayacak. Bu açmaz nasıl aşılır, esas sorun burada yatıyor.

        Diğer Yazılar