Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        PKK 13 Ağustos’ta ilan ettiği “eylemsizlik” kararını önümüzdeki hafta içinde kendileri tarafından yapılacak bir açıklamaya kadar uzattıklarını duyurdu.

        Bu haber, barış sürecini baltalamak için harekete geçen sinsi güçlerin oyununu bozdu. Oyun, 13 Eylül günü Hakkâri’de bir köy minibüsünün geçişi sırasında yaşanan patlama sonucu 9 kişinin hayatını kaybetmesiyle birlikte yeniden devreye sokulmuştu. Hükümet bizce çok aceleci davranarak bir ağızdan saldırıyı PKK’ya mal etti. Ve BDP ile yapılması planlanan birtakım görüşmeleri iptal etti. Sabotajcıların ekmeğine yağ sürdü.

        Oysa bu sütunda daha önce belirttiğimiz gibi tek bir PKK’dan söz etmek artık mümkün değil. Bunu Abdullah Öcalan dahi teslim ediyor. Avukatları ile haftalık olağan görüşmesinde Apo, saldırıya ilişkin değerlendirmesinde “hem devletten hem PKK’dan şüphe duyduğunu” söyledi. “Sadece devletten gelen değil, PKK’ya karşı da uyanık olun” dedi. PKK’nın içindeki “derin” güçlere işaret etti. Ayrıca ülke ismi vermeyip olayın arkasında İran’ın olabileceğini ima etti.

        Geçen aralık ayında Tokat Reşadiye’de yedi askerin şehit olmasına yol açan saldırı için benzer tezler ortaya atılmıştı. Kürt açılımına son darbeyi vuran eylemin arkasında İran’daki “derin” güçlerle işbirliği içerisinde olan “derin PKK” olduğu yönündeki şüpheleri köşeme taşımıştım.

        Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu’nun ifadesiyle “hem PKK, hem KCK, hem de BDP’nin içerisinde kıyasıya iktidar savaşı yaşanıyor şu anda”. Bunun dağ katındaki tezahürünü bir şekilde nisan ayında Murat Karayılan’la Kandil’de yaptığım röportaj sürecinde hissettim. Kanımca Karayılan, Habur fiyaskosu öncesinde örgütün önemli bir kesiminin silahsızlanması için Iraklı Kürtlerin de arabuluculuğuyla anlaşmaya varmak üzereyken, aynı derin güçler harekete geçerek Habur ve Reşadiye marifetiyle süreci baltaladılar. Hatta şunu dahi hissettim. Sanki Karayılan hayatından endişe ediyordu. Zaten Iraklı Kürt yetkililer, Karayılan’ın bir ara “derin” PKK ve İran’ın hedefinde olduğunu bana birkaç ay önce iddia etmişlerdi. Belki de bu yüzden son aylarda yeniden şahin bir üsluba bürünmek zorunda kaldı.

        Bu tablo karşısında Iraklı Kürtler sürekli olarak Türk tarafına “Apo’yla görüşün” telkininde bulundu. Sebebi basit: Apo’nun desteklediği barış formülüne derin PKK dahi karşı çıkmaya cesaret edemezdi. Zira Apo, milliyetçi Kürt kitleleri üzerinde söz sahibi olmaya devam ediyor. Onlar için “halk önderi” sıfatını halen koruyor.

        Apo’nun son çıkışları, milliyetçi Kürt kitleleri üzerinde yaratacağı etki açısından da son derece önemli. Zira yıllarca tek vücut iddiasında olan örgüt, ilk kez kendi kurucusu tarafından bu kadar net ifadelerle sorgulanıyor. Eylemsizlik ortamından faydalanarak hükümet ivedi olarak BDP ile diyaloğa girmeli. Burada kilit isim Ahmet Türk. GÜNSİAD Başkanı Bedirhanoğlu’nun da ifade ettiği gibi, Türk, toplumun her kesiminde saygı ve güven uyandıran bir isim. Diyebilirsiniz ki, BDP, “demokratik özerklik” ve benzer tahrik edici çıkışlarıyla ortalığı daha da geriyor. Türk kamuoyunu gerdikleri muhakkak. Ama bölge halkı, bu tür şahin sloganlara rağbet ettiği sürece onlardan oy talep edenler de her gün yeni varyasyonlar üretmek zorunda kalıyorlar veya zorunda hissediyorlar kendilerini diyelim. Çünkü daha makul çizgide olanlar hep gölgede kalıyor. (Referandum öncesinde AK Parti ile CHP arasında yaşanan “soy sop, boy bos” polemiği çok mu farklıydı sanki.)

        BDP’nin anadilde eğitim yasağını da bu pencereden değerlendirmek gerekir. Şahsen çocukların siyasete alet edilmesini iğrenç buluyorum. İlkokul çağında bir çocuğu kendi ideolojin uğruna okula göndermemek ile aynı yaşta bir kız çocuğunu başını örtemiyor diye okutmamak arasında pek fark göremiyorum doğrusu. Ancak yine Bedirhanoğlu’nun ifade ettiği gibi onaylasak da onaylamasak da Kürtlerin silahlı eylemler yerine bu tür “sivil” eylemlere yönelmesi, her halükârda tercih edilir bir durum. Yine de işin içine çocukların bulaştırılmasını asla ve kata içime sindiremiyorum.

        Diğer Yazılar