Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Evimin birkaç adım ötesinde, Tophane'de yaşanan barbarlık beni pek şaşırtmadı. Ve yakında sıra Galata'ya gelirse de hiç sürpriz olmaz. Zira son aylarda moda oldu. Ga-lata'da mantar gibi biten hostellerde kalan genç turistler, neredeyse her gece Galata Ku-lesi'nin etrafında toplanıp yerlerde bağdaş kurarak Türk arkadaşlarıyla birlikte şarkı türkü söylüyorlar. Ve çoğunun elinde ya bira ya şarap var. Özellikle ramazan boyunca birileri bunlara saldırır diye her gün yüreğim ağzımda dolaştım. Olası bir gerginliğe müdahale edecek tek bir polis ekibi veya devriye gezen güvenlik elemanı yok ortalıkta.

        Galata hızla dönüşüyor. Tophane'deki kültür çatışmaları burada yıllardır yaşanıyor. Hikâye aynı. Galata'nın asıl sakinleri yani Ermeniler, Yahudiler ve Rumlar kovuldu. Yarattıkları muhteşem binalar çürümeye yüz tutarken Anadolu'dan göçenler buraya yerleşti. Karadenizlisi, Siirtlisi ve bir de yıllarca burada mesken tutan ve neşe katan Romanlar... Derken emlak spekülatörleri burayı keşfettiler. Yuppieler İngilizler, İtalyanlar, Almanlar, Yunanlılar fiyatlar halen makul iken buradan bina ve daireler aldılar. Fiyatlar katlandı. Ve sürtüşmeler başladı. Bunun bir nedeni de manzara peşinde olan mahallenin yeni sakinlerinin doğal olarak hep üst katları tercih etmelerinde yatıyor. Alt katlarda çoğunlukla dindar, muhafazakâr olan mahallenin eski sakinleri burada yaşamlarını sürdürmeye devam etti, ediyorlar. Yani bir "alttakiler-üsttekiler" durumu da söz konusu.

        O günlerden beri buradaki içkili lokanta sayısı hızla artı. Bu arada Simay Bülbül, Arzu Kaprol ve Bahar Korçan gibi ünlü alternatif modacılar burada dükkân açtı. Meşhur Doğan Apartmanı'nın bulunduğu Serdari Ekrem sokağı hızla "VIP"leşirken Kule'nin arka tarafında kalan bölge, sayıları günbegün artan turistlere yönelik hediyelik dükkânlarla doldu. Burada herkese ekmek var. Bu da değişim karşısında duyulan öfkeyi dengeliyor. Tophane'yle aramızdaki fark bu. Oraya taşınan galeriler henüz bir ekonomi yaratmış değil.

        Ben 2002'de Galata'ya ilk taşındığımda kendilerine beni bir şekilde yakın gören ve her daim kollayıp koruyan bu muhafazakâr kesimden vatandaşlar, kulağıma inanılmaz hikâyeler fısıldamaya başladılar. "Abla misyonerler geldi, İncil dağıtıyorlar, esas amaç burayı Hıristiyanlaştırmak" diyorlardı. "Ahlak bozuyorlar, içki içiyorlar" diye yakınıp duruyorlardı. Hatta simitçi "misyonerlere" karşı "örgütlenildiğini" anlattı. Ancak tam olarak ne yapıldığını da söylemedi. Biraz ürkmüştüm. Ancak yine o yıllarda yaşanan bir olay kaygılarımı hafifletti. "Entel" arkadaşlarımızdan biri, sabah ezanına dayanamayıp caminin önünde "Yeter" diye naralar atmaya başlamış. Bayağı da içkiliymiş. Etrafında toplanan vatandaşlar onu tam dövecekken araya imam girip ortalığı sakinleştirmiş. Ezberimi bozan bir diğer olgu da buradaki esnafın sokak köpeklerine karşı duydukları sorumluluk ve sevgi. Kule'nin dibinde yaşayan bir "Taşkafa-mız" var. Besleyen besleyene. Maşallah gülle gibi. Geçenlerde Taşkafa'nın bacağında kocaman bir çıban çıktı. Esnaf onu apar topar veterinere götürüp iyileştirdi.

        AMBERİN'İ KİM KURTARACAK?

        Ne var ki Galata'da da magandalar eksik değil. Ve ne yazık ki devlet buna seyirci kalıyor. Kendimden örnek verebilirim. Allah korusun eğer kalp krizi geçirsem beni ambulans gelip kurtaramaz. Veya evimde yangın çıksa muhtemelen kül olup göçerim bu dünyadan. Nedeni basit. Her önüne gelen rahatça sokağımın başına, yolun ortasında arabasını park ediyor, evime ulaşımı engelliyor. Saatlerce...

        Park edenlerin arasında Kule'de dans eden "Oryantal" vardı. Bir gece arabasında otururken, "Neden böyle yapıyorsunuz?" diye sormama kalmadı, arabasından fırlayıp üstüme bir yürüdü ki, ödüm koptu. Çok atletik bir hanımdı. Korkudan beni tanımasın diye bir ara hep yüzümü gizleyen beyzbol şapkasıyla dolaştım. Buna benzer başka vakalar da yaşadım. Dayak yememiş olmam bir mucize. Defalarca Beyoğlu Belediyesi'ne şikâyet ettim, hatta Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demir-can'a da anlattım derdimi. Ve elbette bu durumdan sadece ben değil bütün mahalle bezmiş halde. Polis çağrıyorsun gelmiyor. "Sıra Galata'da mı?" diye sorarken, "Olası bir saldırıda Kule'nin etrafındaki gençleri kim korur?" diye düşündüğümde, iş gene mahallemizin imamına kalacakmış gibi geliyor bana.

        Diğer Yazılar