Hanefi Avcı: Terörist mi gönül adamı mı?
Ortalık bu kadar toz duman iken, bu kargaşa içerisinde gücümün yettiği kadar Hanefi Avcı'yı anlamaya çalışıyorum. Zira ortada ne doğru dürüst belge var, ne bir şey. Ancak gazete sütunlarına göz attığımızda ortak kanı şu (kaldı ki cemaate sempati duyan birtakım kalemler dahi benzer görüşleri dilendiriyorlar): Hanefi Avcı'nın tutuklanıp hapse atılması, Fethullah Gülen cemaatinin imajına kocaman bir çizik attı. Hareketin düşmanlarına kocaman bir koz sundu. Oysa bu durumu cemaate mal etmek için henüz herhangi bir kanıtımız yok. Elimizde sadece Avcı'nın, "Dünyayı bana cehennem edecekler" sözleri var. Ne yazık ki varılan noktada Avcı haklı görünüyor. En azından algı bu.
Uzun zamandır cemaatten tanıdıklarımı uyarıyorum: "Hukuk dışı şekilde kaydedilen konuşmalar, görüntüler internette servis edilmek suretiyle sizin hasımlarınız olarak bilinen birçok kişi yıpratılıyor, bel altından vuruluyor. Bu vesileyle bu tür bilgileri edinme imkânına sahip emniyet güçleri aleyhinde 'Teşkilata Fethullahçılar sızdı, onlar yaptı' tezleri güçleniyor. Doğru veya yanlış, imaj bu."
Bunları söylediğim zaman hareketten bazı arkadaşlar, kibirli bir edayla "Bize ne, biz yapmadık, kendimizi neden savunalım ki" diyorlar. Oysa biz, "Böyle hatalar yapan arkadaşlar varsa onları tespit etmek, uyarmak bizim görevimizdir" demelerini beklerdik. Ruhu, özü tasavvuf geleneğine dayanan bir cemaatten umulan budur.
Ne yazık ki Zaman Gazetesi'nin önde gelen yazarlarından Hüseyin Gülerce, hareketin karşısındakilere müthiş malzeme sunmuş bulunuyor. Köşesinde Hanefi Avcı'nın bir öğretmenle yaşadığı iddia edilen evlilik dışı ilişkisini, eski Eskişehir Emniyet Müdürü'nün neredeyse en vahim açığı olarak tarif ediyor. Oysa bu mesele sadece ve sadece Avcı'yı, eşini ve öğretmenin eşini ilgilendirir. Ya bu iki ailenin çocukları? Onları düşünen var mı? Bu süreçte onların yaşadıkları travma, hangi dine imana sığar.
Ebeveynlerinin özel hayatları ifşa edilerek o masum yavruların yaşadıkları bunalımı düşünen yok mu aranızda? İleriye sürülen tezlere inanacak olursak Avcı'nın bu "yasak" ilişkisi Devrimci Karargâh (DK) denilen ve varlığı halen tartışma konusu olan örgüt tarafından deşifre edilmiş, Avcı da olası bir şantaja boyun eğerek örgüte yardım ve yataklık etmiş. Yılların tecrübeli istihbaratçısının böyle bir oyuna geldiğine mi inanacağız yani? Ve koskocaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir "teröristi" içinde barındırarak emniyet müdürü olarak görevinde kalmasına bunca zamandır göz mu yumdu? İnanın aklım almıyor. Kaldı ki olayın kadın kahramanları, yani Avcı'nın eşi ve âşık olduğu söylenen hanım, tutuklu emniyet müdürünü hararetle savundular. Anlaşılan Avcı'nın başına çorap örmeye yeltenen sözde ahlak polisleri, ne kadınların ne de aşkın gücünü kavrayabilmişler. Avcı'nın evinde bulunduğu iddia edilen Kalaşnikof ve sahte pasaporta gelince, adam istihbaratçı. Böyle "malzemelerin" evinde yer alması çok şaşırtıcı olmamalı. Adam hırsız mı? Eroin tüccarı mı? Cani mi? Esas bunların kanıtlanması lazım. Tabii adamın bir zamanlar işkenceci olduğu kesin. Zaten Avcı'nın yakın ilişki içerisinde bulunduğu, Devrimci Karargâh Örgütü üyesi olduğu iddia edilen Necdet Kılıç da bu işkencelere maruz kalan isimler arasında.
Avcı ve Kılıç, 1997 yılında Aktüel Dergisi'ne verdikleri mülakatlarda bir araya gelip yüzleşmişlerdi. Ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ender görülen bir harekette bulunan Avcı, yaptıklarından dolayı pişman olduğunu söylemişti. Avcı'nın bu psikolojisini ince ayrıntılarıyla anlatan Bel-ma Akçura'nın "Teşkilatın Adamları" kitabını okumanızı hararetle tavsiye ederim. Avcı'yla yaptığı uzun görüşmelerin akabinde, "Onun kendi kişisel geçmişini, dönüşümünü sorgulamasını önemsiyorum ama Ergenekon davası karşısındaki tutumunu da temkinle karşılıyorum. Ne var ki şu anda tutuklanmasını haklı kılan güçlü delillerin sunulması gerektiğine inanıyorum" diyor Babıali'nin yetiştirdiği en titiz ve objektif kalemlerinden Belma.
Sonuçta suçlu olsun veya olmasın Avcı'nın yaşadıkları, cemaatle ilgili soru işaretlerini yoğunlaştırdı. Oysa yıllarca haksız ithamlarla boğuşan, tasavvuftan beslenen cemaatin aydınlık yüzü olan arkadaşlarımız bunu asla hak etmiyorlar. Fethullah Gülen Cemaati birçok yönüyle bugünlerde yükselen İslamofobiye sunulan en sağlam cevaplardan birini teşkil ediyor. Pragmatik yönleriyle serbest piyasayla dinin bağdaşabileceğini anlatıyorlar, İsrail'le bozulan ilişkileri eleştirebiliyorlar, El Kaide tarzı dinimizin imajını yerle bir eden örgütlere karşı net tavır alıyorlar. Ülkemizin en ücra ve fakir köşelerinde gönüllü olarak hizmet eden onca arkadaş var. Türkiye'de dinlerarası diyaloğun en hararetli savunucusu kim? Papa'yla Vatikan'da buluşma cesaretini gösteren Fethullah Gülen. Hoca'ya yazık etmeyin!..