Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Kemal Kılıçdaroğlu’nun iki tane kaplumbağası var. İsimleri Zeynep ve Aslı. Bu bilgiyi, bizzat kendisinden aldım. Dün, 4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Günü’nde. Kılıçdaroğlu, CHP’nin başkanlığını devraldığının ilk günlerinde Antalya’ya gitmiş ve orada bir hayvan barınağının açılışını yapmıştı. Koyu bir hayvan hakları savunucusu olarak Kılıçdaroğlu’nun bu hareketi acayip hoşuma gitmişti. Sırf bu yüzden kendisine oy vermek bile geçti aklımdan.

        Kılıçdaroğlu’na, “İktidara gelirseniz hayvanlara sahip çıkacak mısınız?” diye sorduğumda, “Elbette çıkacağız, hayvanlar doğanın, evrenin ayrılmaz parçası, onların haklarını korumak görevimiz” dedi. Düşündüm, Türkiye’de kaç politikacı, komplekssiz şekilde sırf hayvan hakları konusunu görüşmek için telefona çıkardı diye. Sivas Kangallarına son derece bağlı olan eski başbakanlardan Yıldırım Akbulut veya seçim posterlerinde danua cinsi köpeği Daisy ve yavrularını kullanan Mesut Yılmaz mı? Pek emin değilim. Kılıçdaroğlu’nun maço görünmek gibi bir derdi olmaması, gerçekten içimi ısıtıyor. Umarım hep böyle kalır.

        Türkiye de pet besleyenlerin sayısı çoğaldıkça hayvan haklarına yönelik duyarlılık artıyor. HAYTAP ve DOHAYKO gibi hayvan haklarını savunan dernekler gittikçe etkinleşiyor. Örneğin, Tuzla rehabilitasyon merkezinde beş yıldır gönüllü olarak çalışan Deniz Karaduman, aralarında kör ve üç bacaklısı olmak üzere her ay 40 civarında köpeği sahiplendirdiğini aktarıyor.

        Ancak 2004 yılında Hayvan Haklarını Koruma Yasası çıkmış olmasına karşın tablo yine de hiç iç açıcı değil. Birçok belediye halen zehirli et yedirerek sokak köpeklerini topluca katletmeye devam ediyor. (2006 yılında Ankara Mamak çöplüğünde bulunan toplu köpek mezarları halen rüyalarıma giriyor.) Karaduman’ın ifadesiyle barınaklar “gözleri şişle oyulmuş, bin bir çeşit sadizme maruz kalmış hayvanlarla dolu”. Ve evet, hayvanlara tecavüz ediliyor... Hayvanlara kötü muamele Türkiye’ye mahsus bir durum değil. İnternette konuyu araştırırken hem Türkiye hem de hindi anlamına gelen İngilizce “Turkey” sözcüğünü girdiğimde karşıma Amerika’da hindilere yapılmış tüyler ürpertici işkence haberleriyle karşılaştım. Türkiye’deki sorun, kanunların yetersiz olduğu gibi uygulanmamasında da yatıyor. Hak savunucuları, hayvanlara yönelik ölümcül şiddet ve tecavüzün faillerine verilen cezaların paradan hapse çevrilmesi için bastırıyorlar. Bu girişimi sonuna kadar destekliyorum. Umarım Kılıçdaroğlu da destekler.

        PET SHOP REZALETİ

        Bir diğer sorun da sözde pet shop’lar. Her mahallede mantar gibi türeyen bu dükkânlarda kediler, köpekler ufacık kafeslere tıkıştırılıp çiş, kaka yapmasınlar diye aç ve susuz bırakılıyorlar. Satılan yavruların birçoğu yurtdışından kaçak sokulmuş. Ya da seks kölesi misali en sağlıksız koşullarda sürekli doğum yaptırılan damızlıklardan üretilmiş.

        Denetim varsa herhalde çok zayıf ki her Mısır Çarşısı’na gittiğimde aynı manzarayla karşılaşıyorum. Buralardan pet alarak hayvanlara büyük kötülük yapıyoruz. Gelin benim gibi barınaklardan seçiniz yeni aile dostunuzu (bkz. www.minikpati.com). Köpeğim Aşa‘yı iki yıl önce Marmaris yakınlarında iki yüzden fazla kedi, bir eşek ve kör bir Dalmaçyalıyı besleyen Jeannie adında İskoçyalı bir hanımdan aldım. Hayatımın en doğru kararlarından biriydi...

        Diğer Yazılar