Kılıçdaroğlu ve Obama
YARGITAY Başsavcısı'nın onayıyla artık Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin gerçek lideri oldu. Bugüne kadar Kılıçdaroğlu'nun gerçek yüzünü pek göremedik. Kılıçdaroğlu'nun esas sınavı şimdi başlıyor.
Ekip son derece önemli. Daha liberal, reformcu, dış dünyaya açık, halkla barışık bir CHP mi çıkacak karşımıza, bunu zaman gösterir ancak.
Çıkış noktasına baktığımızda yeni CHP liderini bazı yönleriyle Barack Obama'ya benzetiyorum. (Eğitimlerini ve zihniyetlerini karşılaştırmıyorum.)
Her ikisi de ülkelerinde azınlık gruplarından çıkmış, melez yapıları var. Kılıçdaroğlu Alevi, annesinin Ermeni olduğu iddia ediliyor. Kendisi, Horasan Türkmenlerinden olduğunu söylüyor. Ailesi Zazaca konuşuyor. Son derece fakir bir aileden sıyrılıp buralara kadar gelmiş. Yerleşik otoriter baskıcı düzene uyarak geldi ama şimdi "devrimci" olma iddiasında. Devrimciden ziyade "birleştirici" lider olmasını dilerim. Yani tüm Türkiyelilerin lideri olduğunu ispatlaması gerekiyor. Başörtülüsünün de, laikin de, Kürt'ünde, Yozgatlısının da.
Bir mutabakat zeminini yakalayamaz işi zor. Bu sihirli alanın anahtarı AB kriterlerinde saklı. Sarkozy şunu demiş, Merkel bunu yapmış demeden Kılıçdaroğlu, AB üyeliğinin en hararetli savunucu olarak karşımıza çıkmalı inancındayım. Zira AB kriterleri, Türkiye'nin birçok sorununun panzehirini barındırıyor. Obama'ya, seçimlerdeki yenilgisine bakarak şimdiden "başarısız" damgasını vurmak için çok erken. ABD'de tarihsel olarak iktidar partisi, geçirdiği ilk kongre seçimlerini kaybeder. Sonra da toparlanır. Obama'nın uzlaşma çabalarından dolayı ona "zayıf" diyenler yanılıyorlar. ABD'deki kamplaşma, tıpkı Türkiye'deki toplumsal ayrışmanın gerektirdiği gibi kutuplaşmayı körüklemeyen liderler gerektiriyor. Umarız Obama, sağcılara boyun eğerek ABD halkını makul orta zeminde buluşturma gayretlerinden vazgeçmez.
Obama'nın asıl büyük eksiği, hak ve özgürlükler temelinde verdiği sözleri tutmamasında yatıyor. İyice sağa kayan ABD'li seçmenler, elbette bu yüzden onu cezalandırmadılar. Ancak ABD'nin dünyada azalan itibarı, demokrasi havarisinden demokrasi celladına dönüşmesinden kaynaklanıyor. Obama, "Guantanamo'yu kapatacağım" dedi, kapatmadı. "Terörist" damgasını yiyenler, Afganistan'da ve bilmediğimiz başka gizli mekânlarda ABD güçleri ve işbirlikçileri tarafından işkence görmeye devam ediyorlar.
Masum olsun olmasın, hukuki yollardan haklarını arama şansları yok. Maruz kaldıkları insanlık dışı muamele "devlet sırrı" kisvesi altında gizlenmeye devam ediyor. Ancak Wikileaks sayesinde bu bilgilere ulaşılabildi. Globalleşen dünyada bu kötülüğün faturası da Amerikan halkına bir şekilde kesiliyor. Bütçe açığından şikâyet eden Cumhuriyetçiler, Afganistan ve Irak'taki savaşlar için harcanan yüz milyarca dolara neden itiraz etmiyorlar? Obama neden etmiyor?
Kantarın topu
EN son Oktay Ekşi'nin durumunu konu ettiğim yazıma birçok okuyucumdan itiraz geldi. Doğru ifadenin "kantarın topu" değil "topuzu" olduğunu iddia ediyorlar. Oysa sonsuz güvendiğim yazarlar editörümüz Recep Coşkun'un da bana belirttiği gibi Deyimler Sözlüğü'nde doğrusu "kantarın topu". Bu arada yazımdan, Ekşi'nin ifadelerini savunduğum anlamını çıkaranlar da olmuş. Ağır sözler sarf etti, eleştirilebilir ama istifa etmesini gerektirecek bir durum yoktu. Kaldı ki özür diledi, dilemesi de gerekirdi.
Ancak bugünlerde AK Parti'yi ve Erdoğan'ı sürekli takıntılı şekilde eleştirenlerin başına bir şeyler geldiğini kimse inkâr edemez. Ve eğer mesele kadınlarımızın onuruysa, o halde Salih Memecan'ı, Kılıçdaroğlu'nu dansöze benzettiği için değil (ki herhangi bir mahzuru yok, sonuçta karikatür ) "dansöz" mesleğini aşağılamış olduğu için eleştirebiliriz mesela. Sonuçta ırkçılık ve şiddeti teşvik etmeyen sözler ve imajlar ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir.