Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HAFTA sonu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın rektörlerle buluşmasında kendilerinden temsilci kabul edilmemesi gerekçesiyle protesto düzenleyen öğrencilere uygulanan aşırı polis şiddeti, neredeyse tek bir konuya indirgenmiş vaziyette: "Karnındaki beş haftalık bebeğini yediği coplardan ötürü kaybeden genç kadın protestoya katılmalı mıydı mı, yoksa bebeğini düşünerek katılmamalı mıydı?"

        Oysa tartışılması gereken esas mesele, Türkiye'de bir türlü frenlenemeyen polis şiddeti ve bunun karşısında hükümetin suskunluğu.

        Bianet.org sitesi, Gül San imzalı analizde karanlık tabloyu gayet güzel özetlemiş:

        "Hamileler Giremez!" başlıklı yazısında San, şu görüşlere yer veriyor:

        "Hamile genç kadının neden orada olduğuna, ne istediğine bakılmaksızın 19 yaşında ve hamile olmasına takılıp kaldılar. Öğrenci eyleminin içinden cımbızla çekip çıkarılan, suçlanan kişi oldu... Emniyet teşkilatının uyguladığı orantısız güç masum kaldı. Hamileysen hak mücadelesi yapamazsın düşüncesinde olan yazarları okudukça, siyasileri dinledikçe hayretler içinde kaldım. O yaşta hamile olması, öğrenci eyleminde bulunması garipsendiği kadar genç yaşta zorla evlendirilen, genç yaşta çocuk sahibi olanlar niye benimseniyor.

        Bu çiftte standart niye...

        Eyleme katılan genç hanım kendi iradesiyle eylemde, genç yaşta evlenmeye zorlananlar ise aileleri istediği için evde...

        Hamileysen saatlerce tarlada çalışabilirsin... Hamileysen erkeğine karşı sorumluluklarını yerine getirebilirsin... Hamileysen eyleme gidemezsin... Kadın toplumsal hayatın her alanında bu ayrımcılığı yaşıyor. Bu ayrımcılık aslında bir çeşit psikolojik şiddet; kadını suçlayan, cinsiyetinden ve doğurganlığından dolayı ötekileştiren bir şiddet...

        Biz toplum olarak bu şiddeti öyle kanıksamışız ki tepki bile vermiyoruz. Hatta uyum sağlıyoruz. Toplumsal hayat, cinsiyet eşitsizliğini dayattığından olmalı bugün ulusal medyanın ağır topları, birtakım siyasiler, hamileysen eylemde ne işin var, olacağı buydu, serzenişlerinde bulunabiliyorlar.

        En trajik olan, olaya bu açıdan bakmalarıdır. Şimdi hamilesin, yarın annesin, eylem senin neyine diyecek hale gelmişiz."

        San'a katılmamak mümkün değil. Evet, asıl tartışılması gereken konu polis şiddeti. Görüşlerine başvurduğumuz İnsan Hakları Derneği Başkanı Özturk Türkdoğan, sorunu şu sözlerle özetliyor: "2007 yılında Polis Selahiyet ve Vazife Yasası değişince polis daha kolay silah ve şiddet kullanma hakkına kavuştu. Kanun Meclis'te tartışılırken boşuna 'Dur Vur' ismi takılmadı.

        Çünkü polis birine 'dur' dediğinde kişi durmazsa ona ateş açabiliyor. Derhal değiştirilmesi gereken bu kanun inanılmaz ihlaller yarattı. Örneğin, 2007 yılında 'dur' ihtarına uymayınca polis tarafından ensesinden vurulup ölen Baran Tursun var. Oysa silahlı çatışmada değilseniz tek taraflı şiddet uygulayamazsınız. Yere düşen göstericiye vuramazsınız. Mevcut yasalar da buna izin vermiyor."

        Türkdoğan, bir diğer sorunun da "cezasızlık kültürü" olduğunu ifade ediyor:

        "Avrupa Birliği'yle müzakerelerin başlamasıyla birlikte 2004 ile 2007 arasında yapılan reformlar sayesinde bir iyileşme trendinin yaşanmasına karşın yeni yasayla birlikte durum tersine döndü." Yargısız infaz yapan kamu görevlilerine etkin soruşturma ve kovuşturmaya başvurulmadığını aktaran Türkdoğan, Adalet Bakanlığı'nın 2008 yılında yayınladığı verilere işaret ediyor. "Savcıların açtığı her işkence davasına karşılık 77 tane 'polise mukavemet' davası açılmış. Yani polisin mağdur ettiği kişilere, polise karşı koydukları gerekçesiyle dava açılıyor. Cezasızlık kültür haline geldi" diyen Türkdoğan bunun başlıca sorumlusunun da iktidar olduğunu ifade ediyor.

        "Son olayda hükümet, bebeğini kaybeden kıza özür dileyeceğine, ki bize göre bu net bir işkence vakasıdır, Başbakan da, İçişleri Bakanı da, vali de polisi savundular" serzenişinde bulunan Türkdoğan, "Bu uygulamayı savunursanız polis de bir sonraki eylemde daha kötüsünü yapar" öngörüsünde bulunuyor. Bunu engellemenin yegâne yolu, iktidarın polise ivedilikle "DUR" demesinde yatıyor.

        Diğer Yazılar